HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 23 Mart 2011

30 Dakika

 

Hayatımın neresindeyim?

Neredeyim ben?

Yerimde duramıyorum… Yollar bitmek bilmiyor. Yaklaşık 30 dakika önce doktorun söyledikleri hala kulağımda çınlıyor.” Kuşkulu bir durum var elisa pozitif çıktı”…

30 dakika önce hayatımın neresindeydim?
Otobüsteyim eve gidiyorum ama kalbim otobüsten çok daha hızlı çarpıyor.

Boş yer olmasına rağmen oturmadım. Oturamıyorum, ayaktayım.

Hatta biran önce düğmeye basıp inmek istiyorum.

Test pozitif çıkmamış olsaydı şu anda nerede olacaktım? Yine bu durumda mı olacaktım?

Sanki eve gidince odama girince biri masamda “şaka yaptık” notunu bulacakmış gibi hissediyorum.

Koşarak eve odama girdim ama orda da duramıyorum. Ne oturabiliyorum ne üzerimi değişebiliyorum.

30 dakika bir insanı değiştirebilir mi?

15 gün sonra doğrulama testi çıkacakmış.

15 gün.

Ben nasıl 15 gün bekleyeceğim?

Hayatta yapamam böyle bir şeyi. Bekleyemem, beklemeyeceğim…

Doktoru aradım ve 15 gün bekleyemeyeceğimi özel bir laboratuarda testi yaptırmak istediğimi söyledim.

Doktorun tavsiye ettiği yeri aradım hemen.

Telefonu açan kişiye muhtaççasına anlattım durumu sanki onun söyleyeceği şeyle geçecekti her şey. Onun ağzından çıkacak bir kelime düzeltecekti her şeyi.

Düzeltecekti…

Birkaç saat sonra soluğu orda aldım…
Önce oradaki doktorla görüştüm yaklaşık 3 saat önce hayatımın en şok edici o içimi yakıp kavuran durumu anlattım. Doktor hanım sakinleştirmek için 1 bardak su doldurdu verdi ama elim ayağım artık nasıl titriyorsa yıktım devirdim suyu.

Doktor en erken 24 saat sonra çıkabileceğini söylüyor sonucun. 24 saat nasıl geçer ki? Doktorun gözünün içine bakıyorum sanki al şu ilacı iç deyince geçecekmiş gibi bir şeyler yapmasını bekliyorum.

30 dakika, 15 gün, 3 saat ve 24 saat…

Zaman anlamsızlaşıyor beynimde. Bir yanda da her geçen dakika daha fazla önemli olmaya başlıyor benim için. Sonuca ulaşmam gerek…

Doğrulama testi için kan veriyorum ve arkadaşımın “Hadi Deniz çıkalım artık bak kapanacak birazdan burası” demesi ile atıyoruz kendimizi Kadıköy sokaklarına. Aptallaşmışım, içim yanıyor içim, gözümden bir damla yaş gelmiyor ama bir ağlasam günlerce susmam herhalde. Susmam…

Bu şekilde eve gitmek istemiyorum ve hayatta en çok güvendiğim arkadaşım kardeşim Ekrem’i arıyorum. Zaten 2-3 saat önce doktor elisa testiniz pozitif çıktı dedikten sonra hastanenin bahçesinde ilk onu aramıştım. O bana “Olur mu öyle şey oğlum kafana takma” demişti.

Eczaneden rahat uyutur vaadiyle tavsiye edilen bir kutu bitkisel bir ilaç aldım. Sözüm ona sakinleştirirmiş, rahatlatırmış gece rahat uyumamı sağlarmış…

Ekrem’i görünce biraz rahatlarım deyip, o gece Ekrem’de kalacağımı babama söylüyorum ve biniyorum minibüse. Hem kendi ailem hem Ekrem’in ailesi bilir samimiyetimizi.

Ve hep şey derdim “Başıma bir şey gelecekse Ekrem yanımda olsun!”

Kazada geçirecek olsam, yolda da kalacak olsam, hatta ölüm anımda bile yanımda olmasını istediğim yegane insanlardandır Ekrem.  O olunca bana bir şey olmaz gibi hissediyordum. Küçük bir çocuk için baba  ne kadar güçlü ve yanında güvende hissedilecek biri ise Ekrem’de benim için öyleydi.

Ekrem’de kalırsam biraz düzelirim ve hem yarınki benim için hayati önem taşıyan yurtdışında staj yapmama imkan sağlayacak sınavıma rahat girerim deyip gidiyorum Ekremlere.

Ama yüreğim yangın yeri…

Ölmek için çok gencim. ben bu şekilde ölemem.

Yarını düşünüyorum ve hayal kuruyorum “Kesin negatifim!”

“Ohh be diyeceğim” ve  belki de sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlayacağım.

30 dakika, 15 gün, 3 saat ve 24 saat…

Deniz Türk

Yeni Bir Yazar

 

Sevgili okuyucularımız,

Bir günlük projesini ilk oluşturmak istediğimizde sadece iki yazarla ile yola çıkacağımızı ama daha sonra aramıza başka yazarların da katılacağını biliyorduk.

Günlüğümüz bir ırmağa benziyor, bir ırmak başka ırmaklardan beslenebilirse sürekliliğini sürdürebiliyor ve büyüyor. Bu yüzden aramıza başka yazarların katılması şüphesiz bize sevinç ve güç veriyor.

Artık HIV/AIDS ile yaşayan insanların hayatlarını bu kadar açık bir biçimde bizimle paylaşıyor olması toplumsal olarak ilerlememiz ve empati yeteneği kazanabilmemiz için çok önemlidir.

Bugün aramıza katılan yeni yazarımız Deniz Türk bundan sonra bizimle öyküsünü paylaşıyor olacak. Şüphesiz hikayesi ile bizlere sağlayacağı çok şey var.

Sizi aramıza yeni katılan yazarımız ile baş başa bırakmadan önce göstermiş olduğunuz destek için çok teşekkür ediyoruz,

Saygı ve sevgilerimizle,

Okan Aksu

HIV Pozitif Annesi

2010 Ocak

Ben 63 yaşında bir anneyim. Kısa bir süre önce kızım Sevgi’nin öyküsünü bu siteden okumaya başladınız. O tüm bu yaşadıklarını sizlerle paylaşırken ben de kendi çerçevemden olanları sizlere anlatmak istedim. Bir annenin gözünden…

Bütün olup biten her şeyi çok iyi hatırlıyorum.

5 yıl önce kızım günden güne zayıflamaya başlamıştı. İşten geldiğinde 3 kat merdiveni çıkınca kapıda yığılıp kalıyordu. Bu bitkinlik sıklaşınca bir sabah yataktan kalkamadı. Nefes alamıyordu.

Hemen ambulans çağırdık ve kızımızı Vakıf Gureba ve Yeditepe Göğüs Hastalıkları Hastanelerine götürdük. Bize “Bir şeyi yok, psikolojiktir” dediler ve eve gönderdiler.

Ertesi sabah daha da kötüleşti. Bu defa Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdük. Oksijen verdiler daha da kötü oldu.

Eşim dahiliye şefini tanıyordu. Doktor muayene ederken kızımdan kalkmasını istedi. Kızım çok zor kalktı ve yatağa yığılıp kaldı. Sanırım doktor onun bu halini görünce bütün bu olup bitenin “psikolojik” olmadığını anladı. Kızım gerçekten çok hastaydı.

Hemen o gün onu hastaneye yatırdık. Tahlil ve tetkikler yapılıyor ama bir şey bulunamıyordu. Bu süre zarfında hareket ettiği anda nefes nefese kalıp, bitkin ve halsiz kalıyordu. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Özellikle akşam saatlerinde durumu daha çok kötüleşiyordu. Nefesi iyice gidiyor, soluksuz kalıyordu.

Aniden üşümeye başlıyor, donarcasına titriyor, ardından çok yüksek ateşle yanıyordu. Bileklerine, bacaklarına soğuk bezler ıslatıp sarıyorduk. Bu gecelerden biride ağırlaştığı için yan yatakların refakatçileri başında Kuran okumaya başladı.

O çaresizlik duygusunu anlatamam. Ölecek diye öyle çok korktum ki.

Yüksek dozda antibiyotik ve serumlar veriliyor, bir yandan da ne olduğunu araştırıyorlardı. Bir sabah doktor kızımı odasına aldı ve “Özel olarak görüşmek istediğini” söyledi..

Bir müddet sonra geldiğinde yatağına uzandı, arkasını döndü, öylece yattı.

Üzüldüğünü anladım. Sonra babası bana ne olduğunu söyledi. Tedavisi varmış dedi. Hem üzüldüm, hem teselli buldum. Ne olduğunu öğrenmiştik.

Daha sonra Cerrahpaşa’ya sevk edildik. Orada yeniden tedavisi başladı.

Sanırım 1 ay kadar kaldık. Arada çok kötü günler geçirse de yavaş yavaş iyileşti. Kendine çok dikkat ediyor. Tedavisini hiç aksatmıyor ve gayet normal yaşıyor. O günler ile kıyasladığımda kızım şu anda eskisinden bile güçlü, sağlıklı. Ve biz de onun bu halini görüp geleceğe umutla bakıyoruz.

Kızım şu anda çalışıyor, hayat ve kendisi için bir şeyler üretiyor ve insanlara yardımcı oluyor. Biliyoruz ki, tedavi aldığı sürece ne onun ne bizim hayatımızda bir şey değişmeyecek.

Biz onu hasta olduğu için hiç dışlamadık. Aynı evde, aynı eşyaları kullanmakla kimseye bir şey bulaşmayacağını biliyoruz. Evde hiçbir şeyimizi ayırmıyoruz.

Ben hastanede, babası dışarıda kızımızla severek ilgilendik. Kızım bizim için çok değerli. Onu çok seviyoruz.

Ayfer Yılmaz