HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 13 Haziran 2011

“HIV tanısı aldığımızda gülmüyorduk…”

Teyzemin kızı Fatma’nın düğünü için İzmir’e gittiğimde HIV pozitif mail grubundan tanıdığım Prof. Dr. Deniz Gökengin’i ziyarete de gittim.

Deniz Hanım liselerde oynanmak üzere tüm bulaşıcı hastalıkları içeren “Sakıncalı Haller” adında bir tiyatro oyunu projesi yürütüyordu. Yoğun bir şekilde provalara başlamışlardı. HIV pozitif olarak benim görüşlerimin önemli olduğunu ve oyunu izlememi istedi ve cumartesi provalarına davet etti.

Bana nikahın nerede olduğunu sorduğunda ben “Uğur Mumcu Nikah Salonunda” olduğunu söyledim. ” Aaa harika bizde oranın tiyatro salonunda çalışıyoruz zaten, nikâh bitince bizim salona geçersin” dedi. Ben de öyle yaptım.

Nikâhtan hemen sonra Uğur Mumcu Kültür Merkezinin tiyatro odasına girdim. Baktım bir gurup öğrenci çalışıyor. Gülümseyerek “Merhabalar Deniz Hanım’ı arıyordum” dedim. Onlarda bana öyle birinin olmadığını, yanlış salonda bulunduğumu söylediler ve hatta biri de “sizi oyuna getirmişler” dedi.

Tüm odaları aradım ama Deniz Hanım yok.

Cep telefonundan arayarak kendisini danışmada beklediğimi ve beni almasını rica ettim. Bekliyordum ki telefonum çaldı ve bana “Sevgi nerdesin bende seni bulamıyorum! Selahattin…….(bilmem nee) Nikah Salonundasın dimi?” demez mi..

Hayda… Benim olduğum yer Bornova, Deniz  Hanım’ın bulunduğu yerde Konak’taymış  Meğer bana yanlış salon adı vermiş. Hemen yola koyulup provalara yetiştim. En sonunda Deniz Hanım’ı bulmuş ve provalarını izlemeye başlamıştık.

Oyunda birçok cinsel yolla bulaşan hastalıklara değiniliyor. Kimi hüzünlendiren, kimi de güldüren bir dille sahneleniyor. Oyunun bir bölümünde Doktor hastasına HIV pozitif olduğunu açıklıyor. Hasta rolündeki arkadaşın şoka girip ciddi bir şekilde tepki vermesi gerekiyordu. Bu sahneyi daha önce çalışmadıklarından dolayı oyun bir türlü oturmuyor ve oyuncular sürekli gülüyordu. Sahneyi defalarca tekrarlıyorlar ve gülüyorlardı…

O an, hayatın bir tiyatro sahnesi olmasını ne çok diledim bilemezsiniz.

İlk HIV pozitif olduğunuzu duyduğunuz anın hemen ardından böyle gülebilmeyi ve o salondan öylece çıkabilmeyi…

Yani her şeyin bir oyun olmasını…

Ama bizim bu hayat sahnesindeki rollerimiz gerçekti…

Ve biz doktor odasından çıkarken gülmüyorduk…

Provalar bittiğinde Deniz Hanım’a oyuncularla konuşmak istediğimi söyledim!!! Evet gene dayanamadım. Oyun sırasında, “acaba benim HIV ile yaşadığımı bilseler ne düşünürlerdi” diye çok merak ettim. İnsanların HIV pozitif olduğunu duydukları an neler hissettiklerini anlatmalıydım onlara. O anın bu kadar komik olmadığını ve bu duygunun nasıl bir şey olduğunu onlara aktarmalıydım. Deniz Hanım’a “Grupla konuşmak istiyorum. Anlatmalıyım. İçlerinden olumsuz tepki verende olabilir, benim için problem değil, hazırlıklıyım” dedim.

Yönetmen tüm oyuncuları sahneye topladı ve sözü Deniz Hanım’a verdi. Oynadıkları oyunun ne denli önemli olduğunu söyledi ve “aranızda kaçınız bir HIV pozitif gördü?” diye sordu. Yaklaşık 15 kişiden sadece 2’si görmüştü. Sonra guruba tekrar sordu “şimdi burada bir HIV pozitif görseniz ne düşünürdünüz, hissederdiniz?”

İçlerinden biri “Bu çalışmadan önce olsaydı ve ben bilinçlenmeseydim sanırım korkup kaçardım” dedi. Bir diğeri ise elini tahtaya vurarak “Allah korusunnn!” diyordu. Deniz Hanım “Şu an burada böyle bir arkadaşımız var” dediğinde hepsi şaşkın bakışlarla etrafa bakındılar… !!!

Hiç birisi bana bakmıyordu!

Çünkü ben kafalarında hayal ettikleri bir HIV pozitifle veya (halk tabiriyle bir AIDS’liye) hiç bezemiyordum. Gözlerinin aradığı; zayıf, bakımsız, avurtları çökmüş ve sarı benizli biri olmaydı.

Salonda arka taraflardan gelecek birini bekliyorlardı. Bende tam o esnada arkalardaki sıramdan kalkmış, sahnenin önüne, Deniz Hanım’ın yanına gelmiştim. “Merhaba… Ben İstanbul’da yaşıyorum, 30 yaşındayım, bir anneyim ve bir HIV pozitifim” dedim…

O an bana nasıl hayretle baktıklarını ve dona kaldıklarını anlatamam. Müthiş bir andı… Her birinin gözlerinin içine bakarak öykümü, yaşadıklarımı anlattım. Ama asla kendimi acındırarak değil… Bizlerinde herkes gibi sağlıklı olduğumuzu, hatta bir çoğundan daha da sağlıklı olduğumuzu, hayata dair bakış açımı…… vs pek çok konuyu anlattım.

Birçoğu beni dinlerken gözleri doldu. Ben sesimin titremesine izin vermeden kendime olan güvenimle anlattım. Biz HIV ile yaşayanları anlattım… Bir çok arkadaşımın sosyal etiketlerden nasıl etkilendiğini, bu önyargıların yıkılması gerektiğini …

Sonra bana sorular sordular, açık yüreklilikle cevapladım. Sohbetimiz bittiğinde sadece iki arkadaş hariç hepsi yaptıkları işe geri dönmüş, kaybettikleri teksleri aramışlardı. Hayat normal akışında ne güzel duruyordu…

O bahsettiğim 2 arkadaş, oturdukları yerde kalmış ve nemli gözlerle hala bana bakıyorlardı. Göz göze geldiğimizde gülümsedim. Sanırım akıllarına geldiğimde beni uzun uzun düşüneceklerdi. Bir avuç insan bile olsalar, yinede toplumun minnacık bir kesimine ulaşmış ve bizlerinde “normal” ve “sıradan insanlar” olduğumuzu anlatabilmiştim…

2 gün sonra Deniz Hanım’dan bir mail aldım: “Ekip senin konuşmandan çok etkilendi. Daha bir motive oldular. Oyunu harika bir performansla çıkarttılar. Yönetmen seninle ayrıca konuşmak için telefon numaranı istiyor, verebilir miyim?”

Sevgi Yılmaz

Reklamlar