HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 17 Haziran 2011

Kızım beni çok güldürüyor…

Sabah kızım bana daha önce, küçükken yapmış olduğu bir uyanıklığı anlattı, çok güldüm. Benim Zilli kız birkaç sene önce amcasının kızı ile birlikte koca bir kase Antep fıstığını almışlar önlerine yemeğe başlamışlar. Ama aralarında “sen çok yedin ben, az yedim” diye tartışma çıkmış. Benim uyanık kız olaya zekice ama adil olmayan bir çözüm bulmuş;

Kızım :O zaman fıstıkları iki kâseye eşit olarak bölelim.

Yeğen :Tamam olur. (Kâseleri alırlar)

Kızım :ikiiiiii sanaaaaa dört banaaaa…. Dörttt sanaaaaa altııı banaaa…

Yeğen :Eeeee ama senin kasende daha çok var gibi duruyor.

Kızım :Eşit saydık ya işteeee !!! Sende daha çok var görmüyor musun?

Yeğen :Hıııı !!! Bende çoksa al biraz daha o zaman…

Kızım :Yok yokkk sen küçüksün sen yeee…

Anlattığında gülmekten kriz geçirdim. Hem kızı kandırıyor, hem de sende daha çok var diye psikolojik baskı yapıyor. Sonrada lütfedip sanki jest yapıyormuş gibi “sen küçüksün sen ye” deyip birde imaj kazanıyor…

Uyanığım diye geçinin kızımı da küçükken ben çok keklerdim.

 Eskiden evimiz babaannesi ile yan yana idi. Yani ilk evlendiğimde iki dairenin arası açıktı. 3. yıldan sonra arada daireleri ayıran kapıyı kapattık ve kayınvalidemle her ikimizde o kapıya portmantolarımızı dayadık. Evde büyük temizlik yaptığımda babaannesi kızımı kendi tarafına alırdı. Bende kız eve zırt pırt gelip gitmesin diye “-ben şimdi pazara gidiyorum, evde yokum, gelince seni alacağım” derdim, o da “tamam” der otururdu. Ama bir saat sonra sıkılır o kapattığımız ara kapının oraya gelir bizim tarafa doğru seslenirdi:

Kızım :Aaannnnnnneeeee…! Geldin miii?

Ben :Yok kızımmm ben daha pazardayım, dolaşıyorum.

Kızım :Ne zaman gelceeennn?

Ben :Yarım saat, bir saat sonra gelirim.

Kızım :Tamam gelince al beni.

Çocuk işte 🙂 Aklı erse benim o an pazarda değil evde olduğumu anlardı.

Bir sabah zeytin ezmeli ekmek yaptım yemek istemedi. O zaman 5 yaşlarında. Bende hiçbir tepki ver

meden zeytin ezmesi kavanozunu elime aldım ve gaaayeett ciddi bir edayla üzerini okumaya başladım: “Saçları siyahlaştırır, gürleştirir ve uzatır” O günden sonra kızım her sabah zeytin ezmesi istedi.

Kız çocuğu işte saçlarının uzun olması çok hoşuna gidiyordu. Zaman zaman şimdi de kavanozu eline alır ve “nasıl kandırıyordun beni” der.

Yatak odamda balkon kapısı vardı, yazın kapısı hep açık

 dururdu. Temizlik yaparken kapının arkasına bir bakarım ısırılmış kabaklar var. Bir gün önce ben mutfakta kabak yemeğini yaparken zilli hangi arada derede almışsa almış ısırıp ısırıp kapının arkasına atmış. Saçlarını keser o kapının arkasına atar. Meyve yer çekirdeklerini o kapının arkasına atar. Ne yaramazlık yapsa orada gizleyeceğini düşünürdü. Ben elimde kabaklarla “kızım neden bunları ısırıp attın?” diye sorduğumda, bir bana birde kabaklara hayretle bakar, bu olaydan nasıl haberdar olduğumu kavramaya çalışırdı. Çünkü o kapının arkası onun için çok gizli bir yerdi ve ondan başkası orayı bilmiyor diye düşünüyordu…

Aaahhh aaahhh ne kızdı. Evin tüm kapılarının anahtar deliklerine çiğnenmiş sakız tıkardı. 5. katta oturuyorduk, salondaki büyük camda ve balkon kapısında demir parmaklıklar vardı. Çünkü defalarca camdan yarı beline kadar sarmış vaziyette yakalarım. Yaz sıcağında da cam açmadan oturulmuyordu ki.

Henüz 1 – 1,5 yaşlarında yarım yarım konuşuyor. Uykudan kalkmış salona girmiş. Arkasından yavaşça baktım ki koltuğa oturmuş köşelikte duran sarı renkli mumu almış ısırıyor. Kapıda beni görünce “aannnn

e bak ! alma almaaa” ben size tercüme edim “annnne bak Emla Elma…”

Akıllım sarı mumu elma sanmış yemeğe yelteniyor.

Hele bir gün odasında sessiz sessiz TV izliyordu, bende mutfakta kahvaltısını hazırlıyordum ki bir cırlama sesi geldi. Koştum baktım ki ellerini yüzüne kapatmış, ama iki parmağının arasından upuzun bir tığ sallanıyor. İlk gördüğüm an gözüne saplandığını düşündüm, kanım çekildi. Soğukkanlılıkla “dur korkma kızım ben bir bakayım” dedim. Allah korumuş, çünkü tığ gözünden sadece birkaç cm aşağıya, burnunun yanına saplanmış. İki parmağımı tığın yanlarına bastırdım ve tek seferde hızla geri çektim. Tığın ucu kancalı olduğu için öyle yavaşça falan çıkmazmış, daha önce duymuştum bunu. Batan yere hemen Lasonil sürdüm. Sonra kızım hemen yatağına yattı, çok korkmuştu. Bende boylu boyunca çekyata uzandım ve bir yarım saat öylece kala kaldım. Ben de çooookk korkmuştum. Eeee tabii olayın soku geçince bu seferde akşama babasına nasıl hesap vereceğimin derdi sardı beni. O tığ batan yer elbet şişecek ve moraracaktı, akşama da babası görecekti ve bana soracaktı “ne oldu diye” eee ben ne diyecektim???

Zilli hiç ortalıkta bırakmamama rağmen o tığı da nasıl gitti buldu pess…

Allah halime acımış olmalı ki çocuğumun yüzünde en ufacık bir iz bile olmadı. Akşamüzeri kızımı sıkı sıkı tembih ettim “ bakkk sakın babana anlatma tamam mı? Duymasın, yoksa ikimize de çok kızar” diye.

Şimdi yazdıkça yazasım geliyor. Daha o kadar çookk yaramazlık hikayeleri var ki. Ansiklopedi serisi olur.

Aklıma geldikçe ara ara paylaşırım yine…

Sevgi Yılmaz