HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 21 Haziran 2011

Pozitif "Aşk"

Yatmadan önce yatağımda müzik dinlemeyi liseden beri sevmişimdir. Gecenin hüznünü dağıtmak için hareketli şarkılar ya da özlediğim kişileri hatırlamak için birazda olsa efkarlı moda girmek için duygusal şarkılar dinlerim. İster istemez dinlediğim şarkı ruh halimi değiştiriverir. Kokularda böyledir bende…

Sevdiğim birinin parfümünü ya da evinin kokusunu kokladığım zaman o kişi tüm ayrıntılarıyla aklıma gelir…

Şimdi yaz geldi havada dondurma ve deniz kokusu var. Hüzünlü olmanın sırası değil deyip erteliyorum hep duygusal şarkılar dinlemeyi…

Bazen ofiste çalışırken bakıyorum camdan İstanbul’a.

Ne ulvi bir şehirdir bu İstanbul?

New York’ta bile özlenen şehir…

İzmir’e ya da Adana’ya gittiğimde bile 2–3 gün sonra gözüm bu şehrin izlerini arıyor.

İlk yurtdışı deneyimim Amerika’ya olmuştu. Daha Gitmeden ordayken Türkiye’yi, İstanbul’u özleyeceğimi düşünüp efkârlanırdım…

Nitekim öylede oldu. Belki ilk yurtdışı deneyimim olduğundan belki çok uzak bir ülke olduğundan belki de duygusal olmayı sevdiğimden olur olmadık şeylere içlenir ağlardım. Lahmacuna bile…

Daha sonra Portekiz ve ikinci kez Amerika ve diğer Avrupa ülkeleri derken idmanlı oldum gurbete ve hasrete ama lahmacuna hala dayanamıyorum. Tanıyı aldıktan sonra zor günleri atlattım ve sağlığıma kavuşmaya başladığım dönemlerde artık abur cubur yok tamimiyle sağlıklı besleneceğim kilomu koruyacağım demiştim. Kendimi öyle bir şartlamıştım ki bazı konularda yapmayınca moralim bozuluyordu. Mesela günde 10 bardak yerine 8 bardak içmişsem kalan 2 bardağı içmemiş olmanın pişmanlığını yaşıyordum.

Spor yapmak için çırpınıyordum, ketçaptan mayonezden hamburgerden köfteden uzaklaşmıştım tabii ki lahmacundan da… Bir süre böyle devam ettim istemeyerekte olsa bir şekilde yapabiliyordum bu beslenme düzenini. Ama bunları yapıyor olmamın sebebi sağlıklı yaşamak vs değildi tamimiyle ölüm korkusuydu sanırım. HIV pozitifim artık hamburger yok hastalanmak yok terlemek yok koşmak yok moduna girmiştim ki buda beni ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Sanki HIV pozitif olunca pamuklarda yaşamak gerekiyormuş gibi her şeyden nem kapıyordum. Sonra doktorumla konuştum ve araştırdım epey zamanla orta yolu bulmuş oldum.

Şimdi sporumu da yapıyorum ama lahmacunumdan ve künefemden de geri kalmıyorum. Çünkü sakınan göze çöp batarmış dedikleri biraz doğru sanırım. Ben yok bu sağlıksız yok bu kalorili, yok şu yağlı yok bu şöyle yok bu böyle derken tamimiyle ruhsuz bir beslenme şekline bürünmek üzereydim.

Çevremdekiler bilirler yemeye içmeye olan su götürmez hassasiyetimi. Ben ki, işyerimdekileri ayartıp Antep’e lahmacun ve kebap yemek için uçak bileti aldırmış adamım…

Gidemedik o başka, çünkü bileti aldıktan 5 dakika sonra “Aaaaa bizim o tarihte açık öğretim sınavımız var” diyen 3-4 çığlık duydum ve hemen arayıp iptal ettirdik biletleri.

Ama acısını geçen hafta Adana’da fazlasıyla çıkardım…

Şimdi vermem gereken 3–5 fazla kilomdan başka bir sağlık sorunumun olmaması da beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Hafta içi diyet yapıp, hafta sonu dur durak bilmeden yiyen HIV pozitif  Deniz…

Deniz Türk

HIV; çalışmaya engel değildir…

Gelelim bu insanlarla olan yaşantımın nasıl kesiştiğine:

Ben 2004 Aralık ayında E. Hanım’ın organizasyon şirketinden ayrıldım ve 1 hafta geçmeden ben hastalanıp hastaneye yattım. Daha ben hastanede yatarken FK beni arayıp “taburcu olduğun gibi benim yanımdasın, bilesin” demişti. Bende “hele bir iyileşeyim, oturur konuşuruz” demiştim. Bir kaç haftada bir beni arayıp nasıl olduğumu ve ne zaman iş başı yapacağımı soruyordu. Bende “önce şu bulantılarımın ve kusmalarım bir geçsin ondan sonra gelirim diyordum…

Benim bulantılarım biraz düzene girmiş gibiydi. Artık işe gelirim demiştim. Ama çalışmam için benim HIV pozitif olmam acaba bir etken olur muydu? Duyarlarsa ne olurdu? (-ki %100 E. Hanımdan duyacaktı) FK tam bir hastalık hastası adamdı. “Gözün kanlanmış” de hemen soluğu hastanede alan biriydi. Artık benim HIV ile enfekte olduğumu duyduğunda direkt gidip boş tabutun içine yatardı sanırım… Bende söylemeden işe başlamayı ve sonradan duyulması durumunda moral bozukluğu yaşayamazdım. Bir gün FK’yı aradım ve “sizinle konuşmam lazım” deyip yanına gittim. Kanunen söylemek zorunda olmadığım halede oturdum karşısına ve hiç teklemeden HIV ile yaşadığımı, aynı ortamda olmakla, aynı iş yerinde çalışmakla, aynı çatal – kaşık – bıçağı kullanmakla bulaşı olmadığını, isterse birlikte Doktora gidip danışabileceğimizi anlattım.

FK “önce bir şaşırmış, ama şoka girmeden bana “sen öyle diyorsan doğrudur, benim için sorun değil, Doktora falan gitmeye hiç gerek yok, yerin burada hazır” demişti. Ben yaz tatilimi yapmak için biraz daha zaman istemiş ve 1 ay sonra başlamak için anlaşmıştık.  Hala bile ziyaretine gittiğimde hep beni sarılarak karşılar.

Tam bu arada da organizasyon firmasında müşteri olan şirket de, yani S. Bey benim oradan ayrıldığımı duymuş (-ki o da E.Hanımla kazıklandığı için tüm iş ilişkisini kesmişti, hatta birbirlerine girmişler, mahkemelik bile olmuşlardı)   bana bir kaç kez ” gelsin bir görüşelim” diye haber yollamıştı. Bense “şu ara çalışmayı düşünmüyorum, hem benim işim hazır, yaz sonrası iş yaşamına dönerim” diye geri haber yollamıştım. En sonunda 4. kez haber yollamış ve “başka hiç bir yerde iş görüşmesi yapmasın, kesin burada çalışacak, sadece bir gelsin ve başlayacağı tarihi belirleyelim” demişti. Bende artık lütfedip görüşmeye gitmiştim. Yaa benimki ukalalık değil, sadece beni onca ay beklemezler diye düşünmüş ve görüşmeye gitmemiştim. Kaldı ki FK beni bekliyordu…

Haziran başı S. Beyi nezaketen ziyarete gitmiş, FK’ de işe başlayacağımı söylemiştim. Onun ödeyeceği bedelin çok daha fazlasını teklif etmiş ve hemen elimi sıkıp ” hadiii hayırlısı olsun, ne olursa olsun siz buradasınız” demiş ve temmuz ortası gibi iş başı yapacağım konusunda anlaşmıştık. Birde buradaki tüm ekip cumartesi çalışıyor, “ben gelemem, bir pazar bana yetmez” dediğimde ise “tamam siz öyle istiyorsanız, öyle olsun” demişti.

Dahası da var: Ben temmuz ortası gibi işe başlarım demiştim ama bu tarih Ağustos 15’i buldu. 10 gün Ege Akdeniz tatili yaptım, sonrasında evi taşıdım, babam ameliyat oldu derken anca fırsat buldum gidip çalışmaya.

Okurken “-yok artık bu kadar da olmaz ” diyorsunuz değil mi? Ama oldu…

Bu arada FK’ya, S. Bey ile çalışacağımı söylediğimde “biliyorum oranın şartları çok daha iyi, hiç düşünme git. Sen her zaman benim dostum, arkadaşım ve kardeşimsin. Her zamanda sana kapım açık olacak” demişti.

Bu olanlardan sonra Ağustosta iş başı yapmış ve kısa sürede işin inceliklerini öğrenmiştim. Mutlu mesut çalışıyordum ki 6 ay sonra şirketinin iki ortağı S. Bey (işi bilen) ve M. Bey (şirketin finansörü, yani parayı bastıran) tartıştı. Firmadan çok insan çıkarılmıştı. Kuş kadar insanla kalmıştık. Ben neredeyse 3 kişinin işini yapıyordum.

Aldığım bir duyuma göre kadro değişimi yapılacaktı. S.Bey benimle konuşacak (yönetim için S.Beyin babası başa gelmişti) akşamları saat 18:00 yerine, müşteri ne zaman çıkarsa bende o zaman çıkacak ve cumartesi de tam gün çalışacaktım… Kabul etmedim…

Bunlar olurken de FK beni arayıp “gel artık buraya, bak tam işlerin patlama zamanı ve ben artık yetişemiyorum, sana çok ihtiyacım var. Gel bir şartlarını konuşalım” dedi. Neyse bende işlerin böyle olduğunu görünce cumartesi çıkıp gittim. Tabii çalıştığım yerdeki sorunlardan hiç bahsetmedim.  FK ile enine boyuna konuştuk ve bu seferde o bana daha yüksek meblağ teklif etti.  Hem de epey bir farkla.

FK yanındayken bana “imalatta kim var biliyor musun? A. kardeşin bende çalışıyor. Senin buraya geldiğini görünce şaşıracak, hem de onun amiri olacaksın” demişti. Hayat ne garip tesadüflerle dolu değil mi?

FK birde geçenlerde E.Hanım’ın yanına uğradığını anlattı. “Senin burada çalışmanı çok istediğimi söylediğimde ‘ama nasılllll olur böyle bir şeyyy, biliyorsun o eyyyttssss!!!’ demiş. FK ‘da “evet biliyorum, sen söylemeden çok önce bana kendisi anlattı. Hem söylemesine gerek bile yok. Hem ne var ki bunda. Hepimiz gibi son derece sağlıklı bir insan o da. Biliyor musun şu an S. Beyin yanında çalışıyor, S.Bey çağırmış ısrarla” demiş. E.Hanımda “inanmmıııyyoorrruumm!!! Olamazzz!!! Ayyy hemen S.Beyi arayıp da söylesem mi acaba kızın durumunu, o şimdi bilmiyordur bunu da, insani görev olarak söylenmeli” demiş. FK’da “saçmalama, gerek yok, hem söylemek zorunda da değil, bu kimseyi ilgilendirmez” diyerek lafı ağzına tıkamış…

E. Hanımın benim diğer şirkette çalıştığımı duyduğundaki yüzünü görmeyi çok çok isterdim. Aklı sıra benim zayıf bir noktamı buldu ve beni oradan yaralamaya çalışıyor.

FK’nın teklifini de kabul etmedim. Çünkü alım, satım, personel yönetimi, iş takibi, ürün teslimi…. gibi pek çok işi tek başıma benim takip etmem gerekiyordu ve çok stresliydi.

Sevgi Yılmaz