HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 28 Ağustos 2011

Bir HIV pozitif dişini çektirirse…

Bölüm 2

Dişimi çektirdim. Çok kanlı ve zorlu bir işlem oldu. Bayağı bir ağrım vardı ama bugün dişçi hikâyemi yazabilirim. Yazmanın en güzel tarafı bu işte. Konuşamasanız bile yazarak derdinizi anlatabiliyorsunuz…

Dün sabah 09:00’da pedriyadontoloji bölümünün kapısındaydım. Prof. Dr. Serdar Çintan Bey toplantıdaydı ve beklemem gerekiyordu…

Neyse saat 11:00 ‘e doğru benimle ilgilenen kız yanıma geldi ve Serdar Bey’in saat:14:00 ‘ye kadar çıkamayacağını onun yerine bana Prof. Dr. Aslan Gökbuget’in (ne güzel bir isim değil mi?) bakacağını söyledi. Peki dedim. Aslan kaplan fark etmez bir hoca olsun da…

Beni tekrar bir yarım saat kadar daha beklettiler ve sonrasında diş çekimi için odaya aldılar. Nedense benim işlemler de hep öğlen saatlerine yakın oluyor. Nedenini söyleyeyim, ben HIV pozitif olduğum için en son hasta olarak alıyorlar ve benden sonra öğlen tatili boyunca odayı kapatıyorlar ve temizleyip, sterilize ediyorlar. (Hiç gerek olmadığı halde. Çünkü HIV dış ortamda hava ve/ya güneşle temas ettiğinde saniyeler, en fazla dakikalar içinde canlılığını, yani bulaştırıcılığını yitiriyor.)

Kızlar yine astronot formunda hazırlandılar. Saçlarında boneler, üzerlerinde 10 beden büyük yeşil ameliyat önlükleri ve bütün yüzlerini kaplayan şeffaf gözlükler. Sanki ben bay-pas ameliyatına giriyorum. Bir tek Aslan bey böyle NASA üssü formatında değildi. Sadece bir ağız maskesi taktı o kadar. Ama gözünde kendi numaralı gözlükleri vardı.

Asistan kız önce bız bıızzt anestezi iğnemi yaptı. Ben yavaş yavaş uyuşmaya başladım. Hazır olduğumda hoca geldi ve sıvadı kollarını. Katur kutur uğraşıyor, penseyle her tutmada dişimin bir tutamı elinde kalıyor. Böyle kırıla kırıla yüzeydeki diş tamamen bitti. Sonra eline diş keskisi ve mini çekiç gibi bir şey aldı. Arada bir gözlerimi açıp bakıyordum da; 5-6 tane boneli – maskeli kafa hepsi benim tepemde ve ağzımın içine bakıyorlar. Hani derler yaa “ağzımın içine düşecek” diye, aynen öyleydiler.

Ağzımın içinde resmen inşaat yaptılar. Sanırım orada ne kadar alet varsa hepsini aynı anda ağzımın içine soktular. Hocanın iki eli, öte yandan 1. asistan kız habire ağız sıvımı çekmesi için hortumu gezdiriyor, 2. asistan kız da ağzımın iyice açık olması için bir aletle dudağımı çekip bastırıyor. Hoca vızır vızır çalıştı. Bir tek o kullandığı keski ve çekiç kısmı hoş değildi. Çünkü keskiyi dişin üzerine yerleştiriyor ve çekiçle gümmm gümmmm defalarca vuruyor. 4 – 5. vurmadan sonra, keskiyi beyninizde hissediyorsunuz. Bu o an için beyninizi zonklatıyor. Hoca baktı keskiyle olacak gibi değil, dişin ortasını aletle oydu. Bir de o aletin tiz sesi biraz gıcık oluyor. Vvıııııııızzzzzzzzzzz vıızzzzzzzz, iiiyyyynnn iiyyyyynnnnn…. Ardından gelen kemik kokusu…

Bööğğğğ…

Çekim sırasın da da hoca bir yandan anlatıyor “İşte buu böyle böyle.. şöyle .. olacak” diye. Kendimi yemek programında gibi hissettim. Ama izleyici olarak değil, masaya yatırılmış hindi gibi. Düşünsenize Hoca anlatıyor : “Evveeett sevgili izleyiciler ve öğrencilerim… Bu günkü diş operasyonu programımızda çift köklü Sevgi hindi oyma ve doldurma var….”

Eennn sonunda dipte kalan kökü çıkartmayı başardılar. Ve çok komik bir an, diş çıktığı an oradaki herkes aynı anda “ooohhhh” dedik…

Hoca dişi çektikten sonra asistan kıza ne yapması gerektiği konusunda talimatlarını verdi ve çıktı: “5,5 mm iple patil (böyleydi galiba) dikiş at, dikeyleri bırak, işte kanama devam ederse bilmem ne ne yap…”

Astronot kızcağız oturdu başıma, aldı iğneyi ipliği eline başladı dikmeye. Ama bir süre sonra baktım eline makası aldı dikişi geri kesti. Sonra yan odadan başka bir dişçiyi, Emine Hanım’ı çağırdı.

– Yaaaa Emine baksana bu ne dokusu? Diş mi, yanak dokusu mu?

– Hımmm sen neden böyle attın dikişi?

– Hoca böyle yapmamı söyledi.

– Sen buraya 8 dikişi at (dikiş 8 şeklinde olacakmış yani)

Haaaa Matrix dikiş yani, tamam…

dedi ve bu sefer öyle dikmeye başladı. Ama iğneyi bir türlü istediği taraftan çıkartamıyordu. (Bunu aralarındaki konuşmalardan anlıyorum) En sonun da iğne yamuldu.

Yenisini getirttiler. Bu arada başka bir asistan daha geldi, o da bu sefer bilmem ne şeklinde atsana dikişi demez mi! Asistan kız “ama hoca bana böyle yap dedi” deyince, yine attığı o Matrix dikişi de söktü ve ilki gibi yapmaya başladı. 3 kere dikti söktü. Yap boz tahtasına döndüm…

İşte o zamanda ben kendimi aynen bulunmaz Hint kumaşı gibi hissettim. Kes biç dik… olmadı bir daha … bir daha… Artık ağzımı 1,5 saattir açık tutmaktan kafatasımı hiçbir şekilde hissetmez olmuştum…

Koltuktan katlığımda aynaya bir baktım, kan revan içindeydim. Yanaklarım, burnumun ucu… Aynı kan emmiş vampir gibiydim…

Hemen peçeteyle sildim.

Kullandıkları tüm aletler kağıtların içinde geliyor. Bu çok hoşuma gitti. Ve hani diyorum yaa hep astronot gibi giyiniyorlar diye. Aslında tüm operasyonlarda böyle giyindiklerini düşünüyorum. Başka bir odanın önünden geçerken de aynı şekilde kurbağa yeşili modasını takip ettiklerini gördüm. Belki orada ki o kişi de bir virüs taşıyıcısı olabilir. 2 kat aşağı indiğim bölümde böyle değillerdi çünkü.

Bana yaptıkları tüm işlemlerde, işin garip tarafı hiç acı duymuyorsunuz. Çünkü yüzümün sol tarafı olduğu gibi hissizdi. Ben böyle anlatıyorum ama inanın korkacak hiçbir şey yok. Ben bunun gibi daha ne diş ameliyatları geçirdim. 5-6 kere buna benzer operasyonlar oldum. Hatta birinde de ön diş etlerimi bilmem kaç mm kesmişlerdi. Yani dişçi korkusu olanlar bu yazımı okuyup da endişelenmesinler… İlk zamanlar bende dişçinin daha kapısına gelince bile avuçlarımın içi terlerdi, o ilaç kokusunu alınca dizlerimin bağı çözülürdü…

Seneler önce bir keresinde üst ön dişlerimden birine kanal tedavi yapmışlardı ve üzerine pamuğu tampon olarak koymuşlardı. Tabi yine tüm yüzüm uyuşuktu ve hiçbir şey hissetmiyordum. Bana yarım saat kadar sonra bu tamponu çıkartıp atmamı söylemişlerdi. Arabada eve giderken ben artık pamuğu çıkartayım dedim. Aha tamponu çekiyorum, çekiyorum gelmiyor. Hayda işin yoksa dön geriye dedim içimden. Uzanıp dikiz aynasına baktım ki meğer pamuk yerine üst dudağımı çekiyormuşum. Uyuşuk ya hissetmiyorum

Eve gelince aynayla dikiş atılan yere baktım. Ehhh fena değil, sonunda kız dikişi tutturmuştu…

Sevgi Yılmaz