HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Ağustos, 2011

Bana hep yaz…

“Bazen;

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,

Güneş kucağındadır, bilemezsin.

Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,

Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.

Uçar gider, koşsan da tutamazsın…” – W. SHAKESPEARE

Okulun MAC laboratuarındayım.

Burası okulda tasarım yapmak için kullandığımız bir yer. Ve ben o dönemde tasarım ile yakından ilgileniyordum. Aynı zamanda bir öğrenci için hayal olabilecek MAC bilgisayarları kullanmak burada bizim için bir mutluluktu.

Ve birden içeriye o geldi. Gözlerinde yine o güzel bakış vardı. Sanırım gözleri güzel yapan rengi değil aslında nasıl baktıkları. O bakışları ile dünyayı güzelleştiriyordu.

Sessizce karşımda bulunan bilgisayara oturdu. İçeride başka öğrencilerde olduğu için kimseyi rahatsız etmemek için konuşmadı benimle.

Bense bir süre onu izledim. Bilgisayarda bir şeyler yapıyordu.

Bir süre sonra oradaki işimizi bitirdik. Ve onunla beraber dışarı çıktık. Soğuk bir kış günü ve dışarıda inanılmaz bir kar yağıyordu. Onun evine giderken yolda alışveriş yaptık ne de olsa güzel bir hafta sonu başlıyordu ve biz hafta sonunu evden hiç çıkmadan geçirecektik. Zaten bir insan yanında sevdiği varsa bir kış günü neden çıkar ki evden?

Eve gidince kombiyi sonuna kadar açıp evi iyice ısıttık. Ben yaz kış t – shirt ile gezmeyi severim. Bu yüzden dışarıda hava ne olursa olsun benim için içeride hava yaz olmalıdır.

Benim için onunla hava hep yazdı…

Mert Sönmez

Parasız Ekim…

Onunla mutluydum,

Evet, sanırım kullanılması gereken doğru kelime bu: ben onunla çok mutluydum…

Güzel yeşil gözleri ve sarı saçları ile beni benden alıyordu…

Onunla aynı yatakta uyanmak, onunla aynı günü paylaşmak ve onu dinlemek.

Evet, benim çok sevdiğim biri vardı hayatımda…

Onunla üniversitenin üçüncü yılında tanışmıştım. Ortak bir arkadaşımız ile kahve içerken gelmişti masamıza. Biraz utangaç, oldukça masum ve güzeldi…

Sadece kısa bir sohbetle başlayan dostluğumuz sevgili olmaya kadar gitmişti. Bir süre onunla artık her şeyi beraber yapar olmuştuk. Okulda onun için bana “Parasız ekin nerede?” diye sorar olmuşlardı. Sanki sevgili değil de ikizdik.

Biri ile bu kadar çok vakit geçirmenin en güzel yanı bir süre sonra kendinize ait bir dil, bir söylem yaratıyor olmamız. Bazen onun bir bakışı veya söylediği tek kelime veya bir hece üzerinde yaptığı tek vurgu etrafımızdaki insanlara pek bir şey ifade etmezdi. Ancak benim için çok ama çok şey ifade ederdi. İletişimimiz bile artık belli bir frekansa oturmuş ve biz birbirimizi anlamaktan çok öteye geçmiştik.

Beraber geleceği düşünürdük, ikimizde üniversitede kalacak, evlenecek ve çocuklarımız olacaktı. Hayal kurmanın en güzel yanını onunla keşfetmiştim: bir sınırımın olmaması ve her şeyin tam istediğim gibi olması…

O tam istediğim gibi biriydi…

Ve ben mutluydum…

Mert Sönmez

Ben geldim…

Ben Mert,

25 yaşında yolu bir noktada HIV/AIDS ile kesişmiş biriyim.

Aradan geçen yıllar içinde dönüp bu noktaya baktığımda bu kesişme birçoklarının düşündüğünün aksine aslında hayatımda bir olumsuzluk ve korku noktası olmadı. Tersine hayatın anlamını öğrenmeme yardımcı olan, ileriye doğru adım atmamı sağlayan, önyargılardan kurtulmak için bana destek veren bir nokta oldu.

Editörün dediği gibi aslında herkesin hayatta bir şekilde yolu HIV/AIDS ile kesişiyor. Bazılarımız bunu anlayıp farkına varabiliyorken bazılarımız hiç önemsemeden hayatına devam ediyor.

Benim kesişmem aslında bu hikaye için bir başlangıç noktasını oluştururken hayatın için de bir dönüm noktası…

Buraya hikayemi sizlele paylaşmaya geldim. Beni içeri alacak mısınız?

Mert Sönmez

Güzel kızımın doğum günü…

Bu gün kızımın doğum günü… 14 yaşını dolduruyor… Yıllar önce onu, cennet kokusuyla ilk kucağıma aldığım an neler hissettimse, şu ankilerden de hiçbir fark yok. O büyüdükçe ona olan sevgim de büyüdü. Hiç eskimeyen, gün geçtikçe daha da güçlenen bir sevgi bu.

Bağımlılık gibi bir şey…

İnsan evladına müptela oluyor…

Zaman zaman onu uyurken seyrediyorum. Öyle masum ve savunmasız ki. Bakarken içimin titrediğini hissediyorum. Allah’tan tek dileğim ona bir zarar gelmemesi…

Benim kız tam ergenlik burhanlarında olduğu için çok zıtlaşıyoruz. Accaip fevri ve benim çok sabrımı zorluyor. Onu ÇOK sevmeme rağmen, bazen bacaklarından tutup balkondan (bu arada biz 14. katta oturuyoruz) aşağı sallandırmak istiyorum. Ya da var gücümle çamaşır gibi çitilemek.

Hani derler ya 5 karış dili var diye, yok yok bunun 55 karış dili var. Sırf çene, motor gibi mübarek. Geçen alışverişe gittik. Yolda dar dar darrrr, sürekli şikayet ediyor. Ben susmaya ancak 1,5 – 2 saat kadar dayanabildim ve en sonunda ‘ne kadar çok söylendiğinin ve şikayet ettiğinin farkında mısın?’ dedim. Böyle anlarda da ağzını zamklamak geliyor içimden. Taştığım zaman ‘Tamam sus artık, anne deme bana’ diyorum, ‘teyze bakar mısınız?’ diye devam ediyor…

İnanın benim kız ayrı bir yazı konusu olur. Hatta yazı dizisi olur…

Her ne olursa olsun, her ne yaparsa yapsın benim kızıma olan sevgim (her anne gibi) asla azalmaz, tükenmez ve kirlenmez. Elbet bu ergenlik krizleri de (inşallah) bitecek ve o da kimliğini oturtacak. Tüm ana babalar, ne kadar iyi olursa olsun, bir ergen çocuğu için hep gıcıktır. Kızımın her ne kadar tüm arkadaşları beni çok sevip, bana hayran olsalar da, ben şu an kızım için çok meraklı ve iğrenç bir anneyim

Güzel kızım doğum günün kutlu olsun.

Sahip olduğum en güzel ve en değerli hazinemsin…

Seni çok SEVİYORUM…

Kızımın doğum günü bu yıl bayrama denk geldi. Kızım babaannesi ile konuştuğunda söylemiş. Babasının kızının doğum günü olduğundan haberi bile yoktu. Ne acı değil mi? Adam zaten dünyadan bir haber, bundan nasıl haberdar olsun ki.

Sonradan baba bana sms yazdı ve “………’in (kızımızın) yeni numarasını bana yollar mısın?” demişti. Kızım telefon numarasını babasına vermek istemiyordu. Sonra ben kızımı karşıma aldım konuştum. Babasının numarasını verdim ve istiyorsa ona yazmasını söyledim. Dün de baba bana tekrar mesaj yazdı:

”Bir sese bir nefese o kadar çok ihtiyacım var ki. Demek ki yalnızlık buymuş. Sağ ol kızım beni aradı.”

22 Aralık 2006 / 20: 06

Bu mesajı alınca ne hissetmeliydim bilmiyorum… ???

‘Ohhh müstahak sana, beter ol !!!’ demem gerekirken, yüreğimde yine bir acıma hissi belirdi…

Sevgi Yılmaz

Geçmişle gelecek arasında…

Dün kızımın okul işleri için koşturduktan sonra, 3 haftadır gitmeyi/yüzleşmeyi ertelediğim eski eşimi ziyarete gittim. Giderken içim bir garipti, bomboştu, hafiften dizlerim titriyor gibiydi. Korkuyordum galiba…

Zillerine bastım, yukarı çıktım. Eski eşim (kısaca T diyelim) masada oturmuş yemek yiyordu. Beni görünce çok şaşırdı. Ben de onu görünce çok şaşırdım…!!! İnanılmaz değişmiş. Çok zayıflamış, başında ve ağız kenarlarında yaralar vardı…

O çok sevdiği nefti yeşil hırkasını giymişti. Onu üzerinde o hırkayla görmek, eski bir fotoğraf karesi gibi bir an hafızamda parladı. Kim bilir kaç kere o hırkayı yıkamış, mis gibi yumuşatıcı kokuları içinde giymesi için ona uzatmıştım. Hayat eskimiş, acılar eskimiş, hatta ben bile eskimiştim… ama o hırka eskimemişti…

Elimi uzattım ve ‘nasılsın T…, seni ziyarete geldim’ dedim. Herhangi bir misafir gibi beni buyur etti, yemek yiyip yemeyeceğimi sordu. Bu arada (eski) kayınvalidem ve kayınpederim de beni güzelce karşıladılar. Kayınvalidem hiç dayanamaz, duygulu bir kadındır, ağlamaya başladı… Sarıldık…

T…kafayı iyice yemiş; kardeşinin karısına çok fena takmış, hiç durmadan onu ve (güya) yaşadıkları ilişkiyi anlatıyor. Olmayan olayları varmış gibi yaşıyor. Ben girdiğimin 10. dakikasında anlatmaya başladı ve hiç nefes bile almadan konuştu. 1 saat kadar sonra ‘kızını hiç sormuyorsun, akına gelmiyor mu?’ diyorum. Bir cümleyle soruyor ve hemen ardından eski eltimi anlatmaya devam ediyor. Bir fırsatını yakaladım ve:

Ben : ilaçlarını düzenli kullanıyor musun?

T : Evet kullanıyorum.

Ben : Bak bu ilaçlarını çok düzenli kullanıp hiç aksatmaman gerekiyor.

T : İçiyorum, karaciğerime vurmuş işte, siroza çevirmesin diye uğraşıyorlar

Ben : Hıııı demek karaciğerin, başka bir rahatsızlığın yok mu senin?

T : Yok, ne olacak ki…!

Ben : Boşuna lafı dolandırma, rahatsızlığını da, kullandığın ilaçları da biliyorum!

T : Ne ilacı kullanıyormuşum?

Ben : ………ilaçlarını kullanıyorsun…

T          : ………… (ses yok)

Ben      : (gözlerinin içine dimdik bakarak) Bunlar ne ilaçları?

T          : (gözlerini kaçırarak) Bilmem verdiler içiyorum…

Ben      : ……….(güldüm)

T          : …………. (gene ses yok)

Ben : Endişelenmene gerek yok, buraya sana bağırıp çağırmaya gelmedim. Sana yardım etmek için geldim. Sen bana onca şey yapmana – çektirmene rağmen yine de kızımın babasısın. Getir tahlillerini de bir bakayım ben…

T : Yok benim bir şeyim. Hem bu senden sonra oldu. Hastanede her şeyime baktılar, beyin MR’ları çektiler, burada tahlil kâğıdım falan yok, hepsi orda. Sen doktor musun, bana doktorluk mu yapacaksın?

Ben : Hadi kıvırmaaa… Tahlillerini dosyana işlerler, aslını da sana verirler, inat etme getir de bakayım. CD4’ün kaç, viral yükün ne?

Ben bunları söylerken yüzüme öyle bir bakışı var ki ‘lannn bu karı (onun tarzı böyledir) bunları nerden öğrendi, nasıl biliyor acaba….’ der gibi, şaşkındı…

İnat etti getirmedi kâğıtlarını… Neyse… Allah’tan ilaç saatlerini babası takip ediyormuş. İlaçlarını almazsa neler olabileceğini anlattım. Ben ilaç – tedavi anlatmaya çalışıyorum  o bana ‘ kardeşimin kahpe karısı beni baştan çıkardı…..’diye gene anlatmaya başlıyor. Bir ara dayanamadım ‘eeee peki diyelim ki tüm bu olanlar doğru. O zaman sen nasıl baktın/yaptın bunu onunla? Nasıl bir vicdan, nasıl bir haysiyet var sende? Birde bunu her yerde anlatıp geziyorsun, utanmıyor musun?’ dedim. Sustu… Tabii saniye sürmüyor başka yerden başlıyor gene anlatmaya…

Sonra kaynanamı ve kayınpederimi aldım karşıma ve ‘buna 5 yıl önce tanı konmuş, sizde biliyor muydunuz?’ dediğimde ikisi de ‘yeminle kızım yeni öğrendik, bilmiyorduk’ dediler. Bende ‘eğer bunu bilip de bunca zaman bana söylemediyseniz hakkımı size de helal etmiyorum. Ona zaten etmiyorum. Bu dünyanın öbür tarafı da var, ben orada kul hakkıyla hesaplaşacağım onunla. Ondan nefret etmek bağırmak azarlamak istiyorum ama yapamıyorum. Bana yaptığı bunca şeye rağmen kin güdemiyorum ve hala yardım etmek istiyorum.’ dedim. İkisi de ‘kızım senin hakkını biz hiç bir şeyle ödeyemeyiz, bu ailemizin yüz karası, her gün bunu böyle çekiyoruz. Ne günah işledik ki bunu bize verdi. Tam ahır zamanımızda rahat edeceğimiz vakitte bunu çekiyoruz. Bu adam hayatı boyunca dert oldu bize, ama bu son olan iyice bitirdi bizi….’ dediler…

T çenesini kapatıp, bir köşesinde otursa gene çok problem değil. Hem hiç susmuyor, hem de anaya – babaya durmadan sataşıyor. Bir ara annesine şişe içinde su gibi bir sıvı getirdi;

Anne : Ne bu?

T : İç diye getirdim sana.

Anne   : (Kapağı açıp kokladı)  Aayy tiner bu, manyak mısın sen beee, çekil şuradan

T : Hırkamın kolu boya oldu sil…

T, bir gülüyor, bir ağlıyor. Seri halde ruh hali değişiyor. Ben bir ara ‘ bak zamanında ilacına başlasaydın şimdi böyle Cin Ali gibi olmazdın’ dedim. Aayy bir kahkaha attı. İkide bir de Cin Ali deyip durdu sonra…

Kaynanama da ”Böyle idare edeceksiniz, yoksa ona laf yetişmez, taramalı tüfek gibi. Keşke bir hastaneye yatırabilsek, iyice başına vurmuş” dedim. Kadıncağız dertli dertli; ‘yatıralım dedik ama gitmiyor ki kızım’ diyor.

İşin garip tarafı hiç biri bana ‘kızım sende de HIV var mı?’ demediler. Onlara gittiğimde, baştan ”ben sağlık alanında, bir projede çalışıyorum, o dedikodulardan sonra bunun böyle olduğunu da araştırdım buldum’ dedim. Neden, nasıl? demediler… Sanırım bilmek, öğrenmek ve yüzleşmek istemediler…

Kendimi T’nin yerine koyuyorum ve düşünüyorum… Anlamaya çalışıyorum. Kendini o halde görmek onu üzüyor olmalı. Aynada kendine bakarken ne görüyor acaba? Gerçekten o korku filmi karakteri görüntüsünde güneye inip kadınların peşinden koşacağı bir erkeği mi? yoksa ömrü buyunca insanlara kara bela olan adamı mı, defalarca karısını dipsiz kuyulara kendi elleriyle itmiş kocayı mı, yoksa hiçbir zaman sorumluluğunu taşımadığı bir kızın vicdansız babasını mı?

O kadar zaman içinde hiç ‘ben HIV’im’ demedi ve hep inkâr etti. Benim bildiğimi bildiği halde…

Çıktıktan sonra yüreğim hafifledi. İstediğimi yaptım. Kırıp dökmeden, acıtmadan, kendimi sinirlendirmeden… sakince… Ona dimdik ayakta olduğumu gösterdim. Ne yaparsa yapsın beni yıkamayacağını… Kendime de çocuğuma da bakabileceğimi… Hala zaman zaman kulağımda yankılanan aşağılamalarını ona yüreğimdeki iyilik aynasıyla geri yansıttım.

Bir ara ona: Hiç şöyle kafanı önüne alıp da ‘ben nerede yanlış yaptım? neden bu hallere düştüm?’ diye kendine soruyor musun? O olmayan vicdanın yaptıklarından sızlıyor mu hiç? diye sordum…

Konuşamadı…

Yutkundu…

Dudaklarının titrediğini gördüm…

İhtiyacı olduğunda beni arayabileceğini söyleyerek onu o gel – git dünyasında bıraktım ve çıktım.

Ben hayatıma… ileriye… geleceğe gitmek için yoluma çıktım…

Daha da ardıma bakmam…

HIV ile yaşayanlara not:T’nin, yaşadığı sağlık sorunları tedavisine geç başlamasından kaynaklanıyordu. İlaçlarını kullanmaya başladıktan kısa bir süre sonra sağlığına geri kavuştu…

İlaçlarımızı hiç aksatmadan devam ettiğimiz ve düzenli kontrollerimize gittiğimiz sürece her şey yolunda gidecektir…

Sevgi Yılmaz

Kızım ve benim aramda…

Bu gün kızımı 5 yaşında götürmeye başladığım pedagogu aradım ve randevu aldım. O zamanlar kızım hiperaktif olduğu ve evde babasının uç noktalardaki tutarsız davranışları nedeniyle maruz kaldığı psikolojik şiddet için danışmanlık alıyordum. Sonradan da birkaç yıl (özellikle de ben boşanma kararı verdiğim dönemde) kendim için tutarlılık danışmanlığı almıştım. Çok yararını gördüm. Bilmeden yanlış bir şey yapmak ve kızımın geleceğine kötü izler kazımak istemiyorum. Şimdi de bu HIV konusunda danışmanlık almak istiyordum.

Randevuma giderken çok heyecanlandım. Lafa söze nereden başlayacağımı tür türlü kafamda netleştiremiyordum.

Önce babasının AIDS evresinde olduğunu mu anlatsaydım? Yoksa ben kendimden mi başlasaydım?

Bana da bulaştığını, hastane zamanlarımı, artık tedaviler ile herkes gibi sağlıklı olduğumu… Benim babaya olan kızgınlığımı / kırgınlığımı / öfkemi? Ama en önemlisi, olası bir kriz için (babanın ölümü, hastalığını/mızı öğrenmesi…vs durumlarında) ne yapmalıyım, ne söylemeliyim????

Danışmanın odasından içeri girdiğim anda tasarladıklarımın hiç biri yoktu kafamda. Danışman Derya Hanım’ı gördüğüme çok ama çok sevinmiştim. Özlemişim onu…

Derya Hanım kızımı 5 yaşından beri tanıyor…

Kızım şuan 14 yaşında…. Ne kadar zaman geçmiş aradan. Derya Hanım kızımın resmini gördüğünde çok mutlu oldu… 1 tane resim de ona armağan ettim…

En son 4 yıl önce yine kızım için ergenlik öncesi dönem için danışmanlık almıştım ondan. İlk tanıştığımız günden beri hemen hemen tüm özel günlerde kendisine mesaj yazar ve e-posta gönderirdim. Özellikle de anneler gününü hiç atlamazdım. Her zaman kızımın 2. annesi gibi düşünürüm onu.

Konuşmaya nereden, nasıl başladım bilmiyorum. Bir baktım anlatıvermişim. Bir ara baba ile ilgili kısmı anlatırken sesimin titrediğini hatırlıyorum.

Derya Hanım : Evet yaşadıklarınız gerçekten kolay şeyler değil, olası bir durumda babayı kaybederseniz bunu hiç ertelemeden ve olduğu gibi kızınıza söyleyin, az önce bir travma yaşanırken insanların neler hissettiğini çok güzel ifade ettiniz. Siz de bir travma yaşadınız ve bunu aştınız. İnsanların aşabilmeleri için o acıyı yaşamaları gerekir. Vefat olursa törenine de kızınızla birlikte gidin. Baba vefat ettikten sonra sizin de bu virüsü taşıdığınızı öğrenirse, sizi kaybetme korkusu yaşayabilir, bu da bir risk’ dedi.

Bunun üzerine olabilecekleri konuştuk ve B planları ürettik. Ne durumda ne olmalı, ne yapabilirim / yapmalıyımı kafamda oturttum. Benim HIV pozitif olduğumu kızımın bilmesine gerek yok. Babanın sağlık durumu için (pozitif olduğunu açıklamadan) arada bilgi vereceğim. Arada kızıma, tüm cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunun arasına, HIV ile yaşayanlar hakkında genel bilgileri de ekleyerek ederek vereceğim. -ki zaten benim bu alanda çalıştığımı (hasta hakları olarak) biliyor.

Çok ileride kızımın yaş dengesi iyice oturduğunda öğrenmesi söz konusu olabilir. Ama daha değil…

Sonra eski eşimle yüzleşmek istediğimden söz ettim. Derya Hanım bana; buna hazırsam ve bu bana iyi gelecekse yapabileceğimi, duygularımı ve hissettiklerimi onlara söylememi önerdi. Vee bende içimde ki bu eski eşime yardım etme isteğimden / düşüncemden  bahsettim. Buna aslında sinir de oluyorum. Neden? … neden yardım etmek istiyordum ona? Bana bunca şey yapmışken ve yaşatmışken… NEDEN ???

Eski eşimin evine gidip, ona korkmaması gerektiğini, ilaçlarını düzenli kullanırsa kısa sürede toparlayabileceğini, hatta ve hatta danışmanlık alması için merkeze yönlendirmeyi, düşündüğümü söyledim… Böyle düşündüğüm için de kendime kızdığımı, aslında nefret etmem gerekirken böyle hissettiğimi…

Derya Hanım hafızama kazıdığım ve öfkemi sabun köpüğüne çeviren şu sözleri söyledi: Belki siz böyle nefret ediyorsunuzdur (!!!) , bazılarımız başkalarına yardım ederek, kendi acılarımızı hafifletiriz.

Bu da bize iyi gelir. ” dedi…. Çok doğru söylüyordu; ban başkalarına yardım ederek iyileşiyordum…

Sevgi Yılmaz

Hoş Geldin Mert…

Değerli okuyucular,

Pozitif Günlük yayına başladığından bu yana bizlere yeni bir şey öğreti: aslında herkesin bir gün yolu HIV ile kesişiyor.

Yanlış anlaşılmasın, bizim öğrendiğimiz şey bir haber vasıtasıyla, bazen bir şüphe ile veya bir film ile hepimizin yolu HIV ile kesişiyor.

HIV/AIDS artık tıbbi bir konu olmaktan çok hepimizin hayatında gerek sanat acılığıyla, gerek izlediğimiz haberler aracılığıyla artık toplumsal bir konu oldu.

Bugün yolu bir şekilde HIV ile kesişmiş yeni bir yazarımızın artık bizlerle birlikte olacağını ve hikayesini paylaşacağını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz.

Yeni yazarımız Mert Sönmez hikayesini bizlerle paylaşıyor olacak. Ancak kendisi diğer yazarlarımızın aksine sadece birkaç yazı ile aramızda olacak.

Dileriz kendisini okurken zevk alır ve HIV/AIDS’in artık toplumsal bir konu olduğunu bir kez daha görürsünüz.

Sevgiler,

Editör

Okan Aksu

3 yıl önce HIV tanısı almasına rağmen…

Tanı aldığımda eski eşimi arayıp telefonda “ben HIV pozitifim” demek istemedim. Çözüm olarak ona telefon ettim ve ‘hastaneye gelip kan vermen gerekiyor, kızımız için test yapacaklar’ diyerek yem atmıştım. Bunu duyduğunda deliye dönmüş ‘ben kan falan vermeMMM.. Ne testi yapılacaksa ben çocuğu alır yaptırırım.’ deyip telefonu suratıma kapatmıştı.

Taburcu olduktan sonra da HIV’i ondan edindiğimi 1,5 yıl ispat edememiştim.

Ancak… Bunu bir telefonla öğrenip, netleştirdiğim an yerimde duramaz oldum. O an kollarım titredi… Dizlerimin bağı çözüldü… Öfkeli ve çok sinirliydim…

Onun benden 3 yıl önceHIV tanısı aldığını öğrendiğim an sinirden çıldırdım…

Telefonu kapattığım anda kan beynime sıçradı. Uyuşan ellerimi tekrar hissedebilmek için ayağa kalktım ve kollarımı sallayarak, odanın içinde dönerek ‘sakin olmalıyım, sakiiiinnnn…..’ diye tekrarlıyordum.

Boşanalı 6 yıl olmuştu. Birkaç yıl önce babası ameliyat olacağı zaman Kızılay’a kan verdiğini ve o zamanda Hepatit C olduğunu duymuştum. Birkaç kez konuşmak için girişimlerde bulundum, ama ulaşamadım. Sonraları da ortak bir akrabamızdan onunla ilgili haberler alıyordum.

Eski eşimin kafayı yediğini, kendi kendine konuşup güldüğünü, çok zayıflayıp, çeşitli yerlerinde yaralar çıktığını, kardeşinin karısına musallat olduğunu, evlerinin önüne gelip kapıya dayandığını, ‘’3 yıl o kadınla ilişkim oldu’’ diye yalanlar attığını, hatta ‘ben AIDS hastasıyım, ispatlarım, ona da bulaştı’ dediğini duyuyordum. Hatta bir gün yine kapısına gitmiş, üzerine tiner dökmüş ve ‘’senide yakıcam, kendimi de yakıcam, ben yıllardır seni sevdim ama bunu hiçbir zaman söyleyemedim’’ diye bağırıp çağırmış. Bunun üzerine kardeşinin onu bir temiz dövdüğünü, çalışmadığı için SSK’sının olmadığını, tedavi alabilmesi için (güya Hepatitti ya) babasının ödemeleri dışarıdan yaptığını da biliyordum. O cephede olaylar patlak verdiğinde eltim ‘Madem AIDS hastasısın o zaman bunu Sevgi’ye de söyleyeceğim. Bu konu onu da ilgilendiriyor, bundan sonra onun ailesiyle uğraşırsın’ demiş ve ardından beni aramıştı.

Onun ‘AIDS’im’ dediğini eltimden duyduğumda babasını (kayınpederi) arayıp ‘madem böyle bir şey var neden bana söylemiyorsunuz’ diye sordum. O da bana ”eeee kızım sen hastanede o kadar yattın sende bir şey çıkmadı ki” dediğinde bir kez daha bildiklerinden emin olmuştum.

Ben de ”ben ciğerlerimden hastalandım, her şeyde bunu aramıyorlar ki, eğer böyle bir şey varsa sizin beni arayıp uyarmanız ve kızımla benim test yaptırmamızı önermeniz gerekiyordu’ dedim. Gıg yok…

Kayınpederim ben hastanede yatarken beni ziyarete geliyor ve üzgün bir ifadeyle, ısrarla ‘neyin varmış kızım?’ diye soruyordu. Sonrasında da sık sık telefonla arayıp nasıl olduğumu sormuştu. Beni ziyarete geldiklerinde ‘aayyy beni hala kızları gibi seviyorlar, ne ilgililer’ diye onlara bir de dua ediyordum. Meğer dertleri başkaymış, sadece bilgi almaya geliyorlarmış…

Keşke eski eşimin kondom kullanma alışkanlığı olsaydı. Ve keşke ben ‘nasılsa evliyim, tek eşliyim’ demeseydim ve kondom kullanmayı ben talep etseydim. Veya düzenli teste gitseydim diye düşünüyorum

Beni ne öfkelendirdi biliyor musunuz? Eski kocamın bana bulaştırmış olması değil. Bilerek ve isteyerek yapmadı bunu. Bilmediği bir şey için de onu suçlayamam. Beni aldatmış olmasının en ufak bir kızgınlığını – öfkesini hissetmiyorum içimde. Çünkü sevmiyordum onu.

Ben 3 yıldır bunu bilip de bana söylememiş olmalarını af edemiyorum. 3 yıl ! Bana o zaman söyleselerdi ben de test yaptıracaktım ve hiç hastanelere düşüp ecelle burun buruna gelip o acıları çekmemiş olacaktım. Hadi ben kendimi geçtim, ya kızımız. Ona neden hiç test yaptırmadı?

Hadi gene, benim tanıdan önce 1,5 yıl yaşadığım fiziksel acıları, sıfırlanmış bağışıklık sistemimle 2 ay bakıma muhtaç kaldığ

ımı, öldüm sanıp başımda Kur-an okumaya başladıkları geceleri, nefesinin kesildiği ve krizlere girdiğim anları, tedaviye başladığımda ilaçları tolore edemediğim için 4 koca ay 24 saat dinmeyen bulantılarımı ve kusmalarımı, hastanede yattığım sürede yavrumun kokusuna hasret kaldığımı, ne anamda ne babamda ne de ben de huzurlu bir gece uyku yüzü görmediğimiz zamanları da geçelim.

İleri derecede ki romatizmaları nedeniyle bırakın rahat yürümeyi ayakta bile durması zahmetli olan anacığımın 2 ay o hastane odalarında bana bakmak için, sandalye tepelerinde çektiği eziyetin, 70 yaşında ki babamın taaa Samatya’dan Cerrahpaşa’ya kadar kar kış kıyamette kolunda 2 koli serum şişelerini taşıdığının hesabını kim verecek? Çocuğumun ben yokken ki yaşadığı psikolojisi, okul sıralarında ‘annem ölmesin’ diye ağlayarak içe kapandığını, ben taburcu olduktan sonra bile okuldan eve geldiğinde daha kapıda ‘annem evde mi? Yine kustu mu? diye endişe dolu sesini nasıl unutturacak bana?

Tüm bu yaşattıklarını nasıl aklayacak? Bunun cevabı yok…

Olan olmuştu artık. Ben yine her zaman yaptığım gibi eski eşimin benden HIV pozitif olduğunu 3 yıl sakladığını öğrendiğimde, olaylarda bardağın dolu tarafına bakmayı tercih ettim ve kendime gülebilecek detaylar çıkarttım.

Eltimle sonradan tekrar telefonlaştım ve ‘Bari eski kocamı ziyaret edeyim de derneğin broşür ve afişlerinden bırakayım. Gelsin merkezde ki danışmanlıklardan yararlansın’’ dedim.

Sonra bir komik bakış açısı daha buldum: Kızımın anası da babası da HIV pozitif! ‘’Kızım senin annen/ baban ne iş yapıyor?’’ derseler ‘babam virüs kapma uzmanı. ‘’İtina ile tüm virüsler kapılır Ltd. Şti.’’ sahibi. En son moda eyttss oldu anneme de bulaştırdı, haliyle annem de eyyttss oldu, sonra oda bu alanda danışman oldu, eytsliler için çalışıyor der.

Ahaaa bir olumlu bakış açısı daha: HIV olduğumda çok erken tanı alsaydım, o zaman da bu kiloya düşemezdim. HIV sayesinde dobişlikten ve erkek reyonundan giyinmekten kurtuldum!

Hadi bunlara gülüyorum şimdi ama onu ve ailesini asla ve asla hiçbir zaman af etmeyeceğim ASLA… Bulaştırdığı için değil, 5 yıl bilip de söylemedikleri için…

Kafaya koydum. O adamla yüzleşeceğim. Sadece yüzünü, gözlerini görmek istiyorum. Ona bakıp o aciz durumunu izlemek ve bana yaşattığı her acıya rağmen, her şeye rağmen yine de nasıl dimdik ayakta kalabildiğimi göstermek istiyorum.

Gittiğimde ona bağırıp çağırmayacağım. Kinim sözlerime düşmeyecek. Sadece kendi gücümü kendime ispatlamak istiyorum… Bildiğim halde…

Sevgi Yılmaz

İyileşiyorum!

Aylardır süren hastane ve doktor arayışlarım nihayete erdi. HIV durumumdan dolayı sorun çıkarmayan tam tersi yardımcı olmak adına destek veren bir doktor ve hastane buldum.

İstanbul’da olmamasına rağmen  telefonda tüm detayları konuştum ve tetkiklerimi yaptırıp geldim.

Gelirken de en büyük hayalimi gerçekleştirdim. Çocukluktan beri en büyük hayalim kokpitten iniş ve kalkış görmekti.

Adana’ya gelirken en iyi arkadaşımın çalıştığı havayolundan bilet aldım ve şans eseri uçuşa saatler kala arkadaşımın da o uçuşta yer alacağını öğrendik ve çok sevindik.

Sürprizler bununla bitmedi tabii. Uçağa bindiğimde kabin ekibinden birinin daha tanıdık olduğunu gördüm. Çocukluk arkadaşımın da o uçuşta olduğunu gördüm. Eee durum böyle olunca kokpite girmek kaçınılmaz oldu.

Sağ olsun kabin amiri kaptanlarla konuştu ve beni uçuşa 1–2 dakika kala kokpite çağırdılar.

Her şey muhteşemdi rüya gibiydi. Kalktıktan ve 10000 feete çıktıktan sonra kaptanlarla sohbet ettim ve sonra kokpitten çıkıp kabin ekibiyle sohbet ettim. Taa ki iniş için alçalıp tekrar kokpite çağrılana dek. İniş kalkıştan daha muhteşemdi. Uçaktan iner inmez hastaneye gittik.

Sağ olsun kuzenim beni aldı alandan. Hastanede doktorla görüştük. Doktor o kadar yardımcı oldu ki ameliyat gününe karar verdik ve beni gönderdi. Kanımı verdim, işitme testimi yinelediler ve sigortadan onayımı aldılar ve ben yarın 09.00’da ameliyata gireceğim…

Hepinizden bana şans dilemenizi istiyorum!

Yarınki ameliyattan sonra tıkaç takmadan havuza, duşa girebilecek olan Deniz…

Deniz Türk

Kendimi tekrar etmekten özgürlüğe….

Ben her gece evi terk etmeye karar veriyor, ancak sabah olunca cesaret edemeyip vazgeçiyordum. Hem de babamın evinde çok çok daha rahat edeceğimi bildiğim halde.

Benim iplerimin koptuğu, sabrımın taştığı gece bir düğün dönüşü olmuştu… Kızımın sınıf arkadaşının Vatan Caddesi’nde ki ordu evinde düzenlenen sünnet düğününe katılmıştık. Bir veli arkadaşla aynı masayı paylaşmıştık. Biz iki kadın sohbet ediyorduk, eşlerimizde bedava buldukları içkinin dibini arıyorlardı. Arkadaşın eşi de benim adamın kafada çıkmıştı. İkisinin de gözleri kan çanağı gibi olmuş ve boş gözlerle etrafa bakar durumdaydılar. Saat 23:00 olmuş ve düğün bitmişti. Ben kızımın montunu giydirdim, ayağa kalkıp eşime baktım. Yanımda yoktu. Lavaboya gittiğini düşündüm ve hep birlikte WC önüne doğru yürüdük. Beklerken arkadaşın eşi kocamın dışarı çıkmış olduğunu söyledi. Bende “-mümkün değil, beni bırakıp çıkmaz o” dedim.

Evet bırakmazdı, bırakmamalıydı… Bir erkek kadınına sahip çıkmalıydı, yalnız bırakmamalıydı böyle bir yerde. Ben “ mutlaka içerde, tuvalettedir, çıkar şimdi, bekleyelim” dedim, birkaç dakika sonra arkadaşın eşi yanıma sokulup kulağıma doğru eğildi ve “ne o kız kocasız mı kaldın? Bulalım sana bir koca” dedi !!! Kulaklarıma inanamadım, her yanım buz kesti. Kızımın elinden tutup dışarı doğru hızla yürümeye başladım. Eşimi bahçenin çıkışında desteksiz ayakta duramadığı için kapıya yaslanmış gördüğüm an bir kez daha buz kestim. Çok sarhoştu. Midesi bulandığı için açık havaya ihtiyaç duyduğunu söylemişti. Böyle bir aile manzarası sergilediğim için kendimden ve eşimden çok çok utanmıştım.

Eve geldiğimizde kendini tuvalete zor atmıştı. Kayınvalidemle banyo camlarımız karşı karşıya olduğundan, eşimin kusma seslerini ve bağırmalarını olduğu gibi duymuş, dayanamayıp gelmişti. İçerde bir düşme sesinden sonra, banyodan sesler kesilmiş, kapı çalmalarıma yanıt alamaz olmuştum. Tornavidalarla kapıyı zar zor açmayı başardım. Gördüğüm manzara iğrençti. Kocam olacak şahsiyetsiz, altında sadece donuyla klozetin yanında boylu boyunca sızıp kalmıştı. İçkiden ve kokusundan hep nefret ettim. Özellikle de rakı konusu. O anason kokusunu aldığım an, hemen hayatımın bu karanlık yüzünü gelir aklıma.

Ertesi gün kızımın okul müsameresi vardı. Sabah annemle gelip gelmeyeceğini öğrenmek için telefonda konuşmuştuk. Sesimin burukluğundan anlamış olmalı ki, neyim olduğunu sordu. Onca yıl çektiklerimden sonra bende artık dayanamamış ve gece yaşadıklarımı anlatıvermiştim. 2 dakika sonra babam geri aramış ve yanıma almak üzere birkaç eşya hazırlamamı söylemişti. Kayınvalideme hiçbir sey söylemedim. Hazırlanıp müsamereye gittik. Çıkışta ben artık kendi evime değil baba evine dönüyordum. Akşam eve, kayınpederime telefon açtım ve “baba ben artık dayanamıyorum, babamın evine geri döndüm, beni döndürmek için lütfen kapıma gelmeyin, kararım kesindir” dedim. Ailece defalarca geldiler. Her geldiklerinde ben odamdan hiç dışarı çıkmadım.

Bir keresinde eşim beni bahçede yakaladı ve sadece birkaç dakika onu dinlemem için yalvardı. Kırmadım onu ve dinledim. “Sana yalvarırım dön evimize, her şey benim dilimde, ben ne yaptıysam seni kıskandığım için yaptım. Ayağının altını öpeyim, kapında köpeğin olayım” iki gözü iki çeşme zırıl zırıl ağlayarak yalvardı. O haline öyle çok acıdım ki, yaptıklarına ve bana yaşattıklarına rağmen yine ona sarılmak ve teselli etmek istedim. Ama bu son hakkıydı, ona tanıdığım şansı kullanmıştı… kararlıydım… bitmişti…

Boşanalı yıllar geçti. Bu zaman zarfında hala benim hakkımda ileri geri konuşur. Kızına asla maddi hiçbir yardımda bulunmaz. Kızıyla yıllarda görüşmedi. Daha doğrusu kızı onu görmek istemedi.

O da aklına gelip hiç aramaz sağ olsun. Bir isteği olup olmadığını, onu özleyip özlemediğini, derslerini, okul durumunu, sağlığını sormazdı.

Ben şimdi çok mutlu ve huzurluyum. Hayatta sahip olabileceğim her şeye sahibim. HIV’de extra bonusum oldu, o ayrı konu 🙂

Çok şükür sağlıklıyım, ailem/kızım yanımda, ekonomik özgürlüğüme sahibim…

Sevgi Yılmaz