HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Ağustos, 2011

Cinsel Bilinçaltı…

Onun ortadan kaybolması hepimiz için bir sır oldu. Okula geri dönmedi…

Ancak gençtik ve o dönemlerde bazı şeyleri daha hızlı atlatabiliyorduk nedense. Hayat bizi bu kadar yıpratmamıştı ve kendimizi daha çabuk yenileyebiliyorduk.

Ondan bana kalan tek miras sevginin dışında aşık olduğum kişiyi birden kaybetme korkusu oldu. Ne zaman birine aşık olsam sürekli olarak onun da hiçbir açıklama yapmadan hayatımdan kaybolacağını düşünür olmuştum birden. Bu benim bazen ilişkilerimde çekilmez bir insan olmama neden oluyor, bezen de kendi kendime zarar vermeme neden oluyordu.

Birinin birden hiçbir açıklama yapmadan yok olması gerçekten acı bir durumdu. Ama bu durumu bu kadar dramatize eden şey aslında taşıdığı sırdı. Ve bu sır bir gece bir arkadaş sohbetinde kendi kendine çözülüverdi birden…

Şehrin içinden geçen küçük bir akarsuyun kenarına kurulmuş parkta benimle aynı üniversitede ancak başka bir fakültede okumuş bir arkadaşımla konuşuyordum. Neden bilmiyorum ama konu birden ona geldi.

Arkadaşım onun bahsi geçtiğinde birden irkildi ve “Allah Korusun” dedi. Ben önce ne olduğunu anlayamadım. Kendi kendime eski sevgilimin sadece benim değil birçok kişinin hayatında üzücü izler bırakmış diye düşündüm.

Arkadaşım Ozan bana “Onunla hiç yatmadın değil mi?” diye sordu. Gözlerinde aşağılayan, küçük düşüren ve hatta birazda sanki bir aptala bir şey anlatıyormuş gibi bakan bir ifade vardı.

“Neden soruyorsun?” dedim ona. Ve o sırada aklıma birçok şey gelmişti: onun hamile kaldığı, başka bir sevgilisi olduğu, beni aldattığı.

Birden şaşkın ancak sanki mutlu olmuş bir havayla yüzüme baktı: “Sen duymadın mı?” dedi…

Ben neyi duymamıştım? Acaba ona bir şey mi olmuştu? Yoksa intihar mı etmişti? Tanrım!!!?

“O kızda AIDS çıktı. Eski erkek arkadaşından almış sanırım. Ailesi Rektörlük ile görüştü. Memleketlerindeki bir üniversite yatay geçiş yapacakmış. Hatta eski erkek arkadaşı ona söylemiş. Bütün şehir bir ay bunu konuştu. Herkes birbirine mesaj attı…”

Birden park zemininin altımda gidip geldiğini hissettim.

Yıllarca süren bir ilişki,

Binlerce korunmasız cinsel ilişki,

Ve HIV/AIDS’in o an cinsel bilinçaltımda hiç ama hiç yer almadığını anladım…

Mert Sönmez

Güzel bir sahne;

“İşte bir sahne ama içi bomboş. Yazılmış en güzel oyunların artık bir anlamı yok…”

Konuşuyoruz…

Ben ve onun arkadaşları. Ona ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Sürekli olarak “belki de” diye başlayan cümleler kuruyoruz.

“Belki de ailesinin maddi sıkıntıları vardır…”

“Belki de başına bir şey gelmiştir…”

“Belki de depresyona girmiştir…”

“Belki, belki, belki…”

Herkes onun ile ilgili olarak konuşuyordu. Ancak hiç kimse benim kadar benim kadar acı çekmiyordu. Onlar sadece bir arkadaşlarını kaybetmişlerdi ben ise hayat dostu, sevgilimi ve her şeyimi kaybetmiştim. Bir insanı kaybetmiş olmanın en zor yanı sanırım onun ile birlikteyken kendini tam olarak hissediyordum.

Ancak o gidince kendimi asimetrik hissetmeye başladım…

Asimetrik hissediyorum…

Onunla ilgili ne kadar güzel hayaller kurmuştum ben…

O günlerde günlüğüme şunu yazdım: “İşte bir sahne ama içi bomboş. Yazılmış en güzel oyunların artık bir anlamı yok…”

Mert Sönmez

Ben kaybettim…

Siz birini kaybettiniz mi?

Hayır, birinin ölmesinden bahsetmiyorum.

Birini hayatınızdan yitirmenizden bahsediyorum.

Ben kaybettim: hem sevdiğim birini hem de bir aşk oyununu: evet, kaybettim…

O yok, hem de hiçbir yerde: okulda yok, evde yok, arkadaşlarının yanında yok…

Ona ulaşılamıyor: telefonu kapalı, MSN’i kapalı, maillerime cevap vermiyor…

O hayatımdan birden çıkmayı tercih etti. Ve koskoca bir şehrin ortasında yalnız başıma kaldım.

Onu bu kadar severken birden bana hiçbir açıklama yapmadan, dönemin ortasında her şeyi bırakarak kayboldu. Onu en son sınıf arkadaşı Ela görmüş, yanında annesini olduğunu düşündüğü şişman ve yaşlı bir kadın varmış. Ağlamaklı bir yüz ifadesi varmış. Annesi onun elini tutuyormuş…

Sadece ben değil diğer arkadaşları da onu merak etmeye başladı. Ve hep beraber onun okuduğu fakültenin öğrenci işleri departmanına gittik.

Orada tanıdığımız bir “abla” bize kendisinin birkaç hafta önce bazı sağlık sorunları yaşadığı için okulunu dondurmak istediğini ancak dönem ortasında okul dondurulamayacağı cevabını alınca da sinirlenerek orayı terk ettiğini söyledi…

O gitmişti ve ben kalmıştım…

Mert Sönmez

Bana hep yaz…

“Bazen;

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,

Güneş kucağındadır, bilemezsin.

Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,

Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.

Uçar gider, koşsan da tutamazsın…” – W. SHAKESPEARE

Okulun MAC laboratuarındayım.

Burası okulda tasarım yapmak için kullandığımız bir yer. Ve ben o dönemde tasarım ile yakından ilgileniyordum. Aynı zamanda bir öğrenci için hayal olabilecek MAC bilgisayarları kullanmak burada bizim için bir mutluluktu.

Ve birden içeriye o geldi. Gözlerinde yine o güzel bakış vardı. Sanırım gözleri güzel yapan rengi değil aslında nasıl baktıkları. O bakışları ile dünyayı güzelleştiriyordu.

Sessizce karşımda bulunan bilgisayara oturdu. İçeride başka öğrencilerde olduğu için kimseyi rahatsız etmemek için konuşmadı benimle.

Bense bir süre onu izledim. Bilgisayarda bir şeyler yapıyordu.

Bir süre sonra oradaki işimizi bitirdik. Ve onunla beraber dışarı çıktık. Soğuk bir kış günü ve dışarıda inanılmaz bir kar yağıyordu. Onun evine giderken yolda alışveriş yaptık ne de olsa güzel bir hafta sonu başlıyordu ve biz hafta sonunu evden hiç çıkmadan geçirecektik. Zaten bir insan yanında sevdiği varsa bir kış günü neden çıkar ki evden?

Eve gidince kombiyi sonuna kadar açıp evi iyice ısıttık. Ben yaz kış t – shirt ile gezmeyi severim. Bu yüzden dışarıda hava ne olursa olsun benim için içeride hava yaz olmalıdır.

Benim için onunla hava hep yazdı…

Mert Sönmez

Parasız Ekim…

Onunla mutluydum,

Evet, sanırım kullanılması gereken doğru kelime bu: ben onunla çok mutluydum…

Güzel yeşil gözleri ve sarı saçları ile beni benden alıyordu…

Onunla aynı yatakta uyanmak, onunla aynı günü paylaşmak ve onu dinlemek.

Evet, benim çok sevdiğim biri vardı hayatımda…

Onunla üniversitenin üçüncü yılında tanışmıştım. Ortak bir arkadaşımız ile kahve içerken gelmişti masamıza. Biraz utangaç, oldukça masum ve güzeldi…

Sadece kısa bir sohbetle başlayan dostluğumuz sevgili olmaya kadar gitmişti. Bir süre onunla artık her şeyi beraber yapar olmuştuk. Okulda onun için bana “Parasız ekin nerede?” diye sorar olmuşlardı. Sanki sevgili değil de ikizdik.

Biri ile bu kadar çok vakit geçirmenin en güzel yanı bir süre sonra kendinize ait bir dil, bir söylem yaratıyor olmamız. Bazen onun bir bakışı veya söylediği tek kelime veya bir hece üzerinde yaptığı tek vurgu etrafımızdaki insanlara pek bir şey ifade etmezdi. Ancak benim için çok ama çok şey ifade ederdi. İletişimimiz bile artık belli bir frekansa oturmuş ve biz birbirimizi anlamaktan çok öteye geçmiştik.

Beraber geleceği düşünürdük, ikimizde üniversitede kalacak, evlenecek ve çocuklarımız olacaktı. Hayal kurmanın en güzel yanını onunla keşfetmiştim: bir sınırımın olmaması ve her şeyin tam istediğim gibi olması…

O tam istediğim gibi biriydi…

Ve ben mutluydum…

Mert Sönmez

Ben geldim…

Ben Mert,

25 yaşında yolu bir noktada HIV/AIDS ile kesişmiş biriyim.

Aradan geçen yıllar içinde dönüp bu noktaya baktığımda bu kesişme birçoklarının düşündüğünün aksine aslında hayatımda bir olumsuzluk ve korku noktası olmadı. Tersine hayatın anlamını öğrenmeme yardımcı olan, ileriye doğru adım atmamı sağlayan, önyargılardan kurtulmak için bana destek veren bir nokta oldu.

Editörün dediği gibi aslında herkesin hayatta bir şekilde yolu HIV/AIDS ile kesişiyor. Bazılarımız bunu anlayıp farkına varabiliyorken bazılarımız hiç önemsemeden hayatına devam ediyor.

Benim kesişmem aslında bu hikaye için bir başlangıç noktasını oluştururken hayatın için de bir dönüm noktası…

Buraya hikayemi sizlele paylaşmaya geldim. Beni içeri alacak mısınız?

Mert Sönmez

Güzel kızımın doğum günü…

Bu gün kızımın doğum günü… 14 yaşını dolduruyor… Yıllar önce onu, cennet kokusuyla ilk kucağıma aldığım an neler hissettimse, şu ankilerden de hiçbir fark yok. O büyüdükçe ona olan sevgim de büyüdü. Hiç eskimeyen, gün geçtikçe daha da güçlenen bir sevgi bu.

Bağımlılık gibi bir şey…

İnsan evladına müptela oluyor…

Zaman zaman onu uyurken seyrediyorum. Öyle masum ve savunmasız ki. Bakarken içimin titrediğini hissediyorum. Allah’tan tek dileğim ona bir zarar gelmemesi…

Benim kız tam ergenlik burhanlarında olduğu için çok zıtlaşıyoruz. Accaip fevri ve benim çok sabrımı zorluyor. Onu ÇOK sevmeme rağmen, bazen bacaklarından tutup balkondan (bu arada biz 14. katta oturuyoruz) aşağı sallandırmak istiyorum. Ya da var gücümle çamaşır gibi çitilemek.

Hani derler ya 5 karış dili var diye, yok yok bunun 55 karış dili var. Sırf çene, motor gibi mübarek. Geçen alışverişe gittik. Yolda dar dar darrrr, sürekli şikayet ediyor. Ben susmaya ancak 1,5 – 2 saat kadar dayanabildim ve en sonunda ‘ne kadar çok söylendiğinin ve şikayet ettiğinin farkında mısın?’ dedim. Böyle anlarda da ağzını zamklamak geliyor içimden. Taştığım zaman ‘Tamam sus artık, anne deme bana’ diyorum, ‘teyze bakar mısınız?’ diye devam ediyor…

İnanın benim kız ayrı bir yazı konusu olur. Hatta yazı dizisi olur…

Her ne olursa olsun, her ne yaparsa yapsın benim kızıma olan sevgim (her anne gibi) asla azalmaz, tükenmez ve kirlenmez. Elbet bu ergenlik krizleri de (inşallah) bitecek ve o da kimliğini oturtacak. Tüm ana babalar, ne kadar iyi olursa olsun, bir ergen çocuğu için hep gıcıktır. Kızımın her ne kadar tüm arkadaşları beni çok sevip, bana hayran olsalar da, ben şu an kızım için çok meraklı ve iğrenç bir anneyim

Güzel kızım doğum günün kutlu olsun.

Sahip olduğum en güzel ve en değerli hazinemsin…

Seni çok SEVİYORUM…

Kızımın doğum günü bu yıl bayrama denk geldi. Kızım babaannesi ile konuştuğunda söylemiş. Babasının kızının doğum günü olduğundan haberi bile yoktu. Ne acı değil mi? Adam zaten dünyadan bir haber, bundan nasıl haberdar olsun ki.

Sonradan baba bana sms yazdı ve “………’in (kızımızın) yeni numarasını bana yollar mısın?” demişti. Kızım telefon numarasını babasına vermek istemiyordu. Sonra ben kızımı karşıma aldım konuştum. Babasının numarasını verdim ve istiyorsa ona yazmasını söyledim. Dün de baba bana tekrar mesaj yazdı:

”Bir sese bir nefese o kadar çok ihtiyacım var ki. Demek ki yalnızlık buymuş. Sağ ol kızım beni aradı.”

22 Aralık 2006 / 20: 06

Bu mesajı alınca ne hissetmeliydim bilmiyorum… ???

‘Ohhh müstahak sana, beter ol !!!’ demem gerekirken, yüreğimde yine bir acıma hissi belirdi…

Sevgi Yılmaz