HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 01 Eylül 2011

“HIV pozitif olan bir kişinin tanısını asla üçüncü şahısların yanında yüksek sesle söylemeyin”


Bölüm 4

Bugün gazino yerine diş fakültesinde bölüm kapattım 🙂

Tam gün tüm dolgularım bitecekti ama olmadı. Çünkü sağlı sollu o kadar çok çürüğüm çarığım varmış ki. Yetişmesi mümkün değildi.

Bölümde bir odayı ‘özel vaka’ odası diye ayırmışlar. Asistan beni içeri aldı ve kullanacağım koltuğu gösterdi. İçeride üç adet koltuk vardı. Birine ben oturdum, diğerinde de başka bir kişiye işlem yapılıyordu. Sonra benim asistan doktorum grant tuvalet giyimli olarak yanıma geldi. Çok şirin görünüyordu: üzerinde önlükler, gözlükler, karnabahar şeklindeki bonesiyle sanki bir şirinlik muskası.  Kendinden emin bir şekilde yanıma geldi ve “burada kâğıdınızda yazmıyor ama sizinki HIV pozitifti değil mi?” diye sordu.

Tanımı böyle ulu orta herkesin içinde, yüksek sesle söylediler mi sinir oluyorum. Suç işlediklerinin farkında bile değiller. Sinirlendiğimi belli etmedim ve gayet kendimden emin bir şekilde “Evet” diye onu yanıtladıktan sonra  2, 80 koltuğa uzandım. Bu arada yandaki diğer özel vaka adamın işi bitti ve çıktı. Niyeyse yanımdan geçerken de bana trenmişim gibi bakıyordu. Sonra asistan efendi geldi yanıma oturdu ve“Evveettt bir bakalım” diye hevesle işine koyulacaktı ki ben:

Sevgi                 : Sizden iki ricam var… Birincisi, HIV pozitif olan bir kişinin tanısını asla üçüncü şahısların yanında yüksek sesle söylemeyin. Bunun suç olduğunu biliyor olmalısınız. Ben bununla son derece barışık yaşıyorum ama başka kişiler bundan çok rahatsız olabilirler. Henüz tanı travmasını atlatamamış kişiler kendilerini çok kötü hissedebilirler. Karşınızdaki insanın ne hissedeceğini düşünmenizi isterim.

Asistan              : Haaa aaaa şey hani biz burada hepatit de bakıyoruz. Zaten kapıda özel vaka yazıyor. Bizim burada ki tüm sağlık çalışanları bu odada yapılan tüm işlemleri bilir. O bakımdan rahatça söyledim.

(Bu da suç aslında. Bir hekim tıbbi zorunluluk olmadıkça hastasının statüsünü meslektaşıyla bile paylaşamaz) 

Sevgi                 : Demin orada yatan bey sağlık çalışanı değildi ve sizi de gayet net duydu. Bu arada kapıda ki o özel vaka yazısı da ayrı tartışılır. (Gülümseyerek) Ben bu alanda savunucu olarak çalışıyorum ve bu konuda bilgi verme ihtiyacı hisse

ttim. İkinci ricam ise lütfen şu üstteki dolgusu kırık dişime işlem yaparken uyuşturmak için iğne yapar mısın? Sinire denk geldi mi dayanamıyorum da…

Asistan              : Tabii… Önce dişin durumuna bir bakalım da…
Dedi ve gıııyyy ggııyyyya dişi oymaya başladı ve zınnkkkkkk… Amanın ben bir zıpladım yerimden sormayın. Dişimin çürüğü derindi ve benim ona dayanmam mümkün değildi. Bir anestezi iğnesi yaptı… Devam etti. Yok, hâlâ uyuşmamış. Hemşireye dönerek “bir iğne daha çakalım” dedi. Tekrar iğne yaptı… devam etti… Hhuuuaaaaaahhhhh gene uyuşmamış Bu sefer “Allah Allah çok nadiren böyle olur bu da size denk geldi, en iyisi bir iğne daha çakalım”dedi. “Aaaaaaa bana bak şimdi ben bir çakıcam sana görecen gününü”  diyecektim ama ağzım doluydu. Tüm dilim de uyuşmuştu. Akşamüzeri anca tam anlamıyla çözülmüştü. Dört tane dişimin dolgusunu tamamladı. Yarın da tekrar gidip kanal tedavisi için gün alacağım. Bakalım orada neler olacak?

Dolgularımdan sonra işim bitti ve toparlanmak üzere, boynumda asılı olan önlüğü çıkartırken hemşirenin biri dezenfekte için içeri geldi ve iki elini havaya kaldırarak ‘dur’ işareti yaparak ‘siz hiçbir şeyi ellemeyin, üzerinizden çıkanı da oraya koltuğun üzerine bırakın yeterli’ dedi. Ahahaha… Bu nasıl bir korkudur. Hemde çok gereksiz.

“Dur abla elim değmişken yerleri, camları da bir sileyim” diyecektim… 🙂

Sevgi Yılmaz