HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 03 Eylül 2011

İlk “HIV ile yaşam” seminerim…

Bölüm 5

13 Aralık 2006 Salı günü Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı’nın 2006 Türkiye temsilcisi Serap Hanım vasıtası ile Ankara Gazi Üniversitesi Diş Fakültesi’nde bir panele Pozitif Yaşam Derneği adına konuşmacı olarak davet edildim.

Serap Hanım bana, daha önce birlikte çalıştığı “Güven Hoca’da seninle aynı uçakta gelecek” demişti. İstanbul Diş Hekimliği Fakültesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Başkanı olan Güven Bey’i sima olarak tanımıyordum. Ankara’ya indiğimde transfer aracı beni karşıladı ve şoför “Güven Külekçi’yi de beklememiz gerekiyor” deyip onu karşılamaya gitti.  Beni de üşümemem için araca bindirdi. Kısa bir süre sonra transfer görevlisi çocuk belirdi ama, aaaa aaaa yanında ki o kendinden emin yürüyüşlü hoş kadın da kim öyle? Eeee hani Güven Bey nerede?

Kadın arabaya bindi ve

–          Merhaba hoş geldiniz, ben Sevgi

–          Merhaba. Ben de Güven

Huupppsss yani Güven Bey değil kadınmış. Biz tanışma kısmını yaparken şoför aracı 5. vitese takmıştı bile…

Üniversitenin dekanı Gökhan Bey ve yardımcısı bizi çok sıcak karşıladı. Panel saati geldiğinde büyük amfi salona geçtik. Salon neredeyse %90 oranında doluydu. Akademisyenlerin ve öğrencilerin olduğu salonda en az 500 kişi vardı. Salonda oturacak yer kalmamış, insanlar ara basamaklara oturmuştu. Panelde konuşmacı olarak: Gazi Üniversitesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi ABD Anabilim Dalı Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu, İstanbul (Çapa) Dişhekimliği Fakültesi Mikrobiyoloji Dalı Bşk. Prof. Dr. Güven KÜLEKÇİ ve Dt. Serap Asar Brown vardı. En önce destaannn gibi bu kişilerin özgeçmişleri okundu. Ben en son sürpriz konuşmacı olacaktım. Tabii orada bulunan kameramanlar ve medya mensupları dışarı çıkarıldıktan sonra. Sunumlar bittikten sonra Serap Hanım ile göz teması kuracak ve eğer ben istiyorsam çıkıp konuşacaktım.

Her birin sunumu çok güzel ve çarpıcıydı. Seminer hekimliğe yönelik, biz HIV pozitiflere hakkımız olan hizmetlerin kaliteli sunulabilmesi için çok da bilgilendiriciydi. Serap Hanım HIV ile yaşayan Garo’nun yaşam öyküsünü anlattığı  ‘Mandalina Kabukları’ ses kaydını tüm salona dinletti. Sonra medya mensubu olup olmadığını kontrol ederek ve fotoğraf alınmamasını söyleyerek beni sahneye davet etti. O ana kadar “ben ne halt edeceğim şimdi, ooff amma da kalabalık salon. Çıkmasam mı acaba? Ama bu kadar kalabalık bir kitleyi bilgilendirmeden kaçırırsam da yuuhh olsun bana” diyerek uyuşan ve uçları buz gibi olmuş parmaklarımı ovalayıp oturuyordum. Yüreğimde çokkk derinlerde garip bir heyecan vardı ama bir o kadar da çok soğukkanlı görünüyordum. En sonunda kendime ‘Amann ben mi konuşamayacağım. Çıktım mı aslanlar gibi de anlatırım’ dedim.

İç dünyamda onu bunu derken kendimi bir an sahnede, mikrofonun önünde buldum. Gerçi bir ara sahneye şöyle ağır ağır yürüyüşümü hatırlıyorum.

Mikrofona eğilerek ve salonda hemen herkesle göz kontağı kurmaya çalışarak:

–     Merhabalar… Az önce koltuğumdan buraya bakıp dinlemek çok daha rahattı. Buradan salona bakmak epeyce farklı.

Başta benim özgeçmişim okunmadı. Onun için sizlere kendimi ben anlatayım. Ben Pozitif Yaşam Derneği üyesiyim.

Az önce Serap Hanım sunumu sırasında salona ‘daha önce aranızda kaç kişi bir HIV pozitif gördü?’ diye sormuştu. Yanılmıyorsam sadece iki kişi el kaldırmıştı. Evet…! Şu andan itibaren bu salonda bulunan herkes bir HIV pozitif görmüş durumda. Ben 2 yıldır HIV ile yaşıyorum. Tanı aldığımda AIDS tablosundaydım….. dedim ve öncesinde yaşadığım fiziksel  rahatsızlıkları, hastane dönemimi, nasıl aylarca bakıma muhtaç kaldığımı, tanı anı neler hissettiğimi/mizi, ilaçlarıma başladıktan sonra hayatı nasıl geri kazandığımı, 6 ay sonra tatilde rafting bile yaptığımı anlattım…

Sonra benim diş servislerinde yaşadığım örnekleri paylaştım:

–        Fakülte de tedavime başlamadan önce yıllardır aile dostumuz olan İlker Bey’e / burada adını söylemekten çekinmiyorum, nasılsa hangi İlker olduğunu bilmiyorsunuz; sarı çizmeli İlker ağa diyelim. (salonda kahkaha…) Ben duyarlı olduğum için İlker beye HIV tanısı aldığımı açıkladım. Hem kendine hem de bana daha dikkat etsin diye. İlker Bey’ler 2 ortak çalışıyorlar (dedim, dememle salonda kocaman bir kahkaha koptu) Ayyhh pardon ben dişçiliği şirketleştirdim galiba. Bizim bu Sarı çizmeli İlker ağa benim HIV + olduğumu duyduğu anda ‘hayy Allah dişlerinde kanama olduğunda seninle de çok uğraştık. Şimdi bizimde gidip test yaptırmamız gerekecek’ demişti. Ve o gün benim tedavimi ortağı  yapmıştı. Sonra ki haftalarda gitmek için ne zaman arasam ya suları kesikti ya da temizlik vardı. Hep bir sonraki haftaya kalıyordu. Baktım bu haftalar hiç bitmeyecek ben en iyisi fakülteye gideyim dedim.  O zaman en çok diş doktorumu değil, bir dostumu kaybettiğim için üzülmüştüm. Sonra Prof. Dr. Serdar Çintan ve Prof. Dr. Aslan Gökbuget tarafından takip edilmeye başladım. Bakın HIV+ olmanın iyi tarafları da var. Yoksa böyle prof’lar bana nerdeee bakacaklar…

Sonra da implant  için gittiğimde yaşadığım olayları. o bölümün ne kadar duyarlı ve bilinçlenmiş olduğunu uzun uzun, ballandıra ballandıra anlattım.

–  Sizler bu işin eğitimini alıyorsunuz. Sizlerden ricam işinizi hakkıyla yapın ve sarı çizmeli birer hekim olmayın.

Konuşmam bittiğinde Allaaaahhh salonda bir alkış koptu ki sormayın. Nesrin Hanım da “en güzel etik dersi siz verdiniz. Bunların üzerine söylenebilecek başka hiçbir söz yok” diyerek bana sarıldı ve öptü. Ben tekrar mikrofona eğilerek “bu alkışları kendim için değil, tüm HIV ile yaşayan ve yaşamış olan  (vefat edenler yani  ) arkadaşlarım  için istiyorum” dedim ve kendim de dahil olmak üzere tüm salon alkışladık…

Soru soranları yanıtladım. Arka taraflardan bir kız “bu hastalığı nasıl kaptığınızı biliyor musunuz? Ve öğrendikten sonra günlük yaşantınızda ne gibi değişiklikler oldu?” diye sordu. Ben deeee “Sizce bu virüsü nereden almış olduğumun bir önemi var mı?” diye karşı bir soru sordum. Tüm salon ‘Haaaayyıııırr yoookkkk’ dedi.

–  Size tedavi için bir HIV pozitif geldiğinde, sen eşcinselsin, sen seks işçisisin sizlere bakmam, ama sen bir ev kadınısın sana bakarım mı diyeceksiniz? Sizlerin bunu deme ve seçme şansınız yok. Ayrıca kimde virüs olduğunu da asla bilemezsiniz’ dedikten sonra sorusunun geri kalan kısmını da yanıtladım.

Panel bittiğinde konuşmacılara çiçekler takdim edildi. Bana da pembeli beyazlı bir demek çiçek verdiler. Sonra da kokteyle geçtik ve soru cevaplara orada da devam ettik. Çoğu kişi benim ne kadar doğal olduğumdan, gözlerimin içinin parladığından ve konuşmamdaki esprilerimi çok güzel ve yerinde kullandığımdan  söz ettiler (artık benim havaları düşünün) Kalabalık bir grup öğrenci ile konuşmam sırasında “mezun olduktan sonra hanginiz beni tedavi etmek ister” diye sorduğumda hiç biri bir saniye bile tereddüt etmeden el kaldırdı. Harika…

Hava alanına dönerken de Güven Hocayla çok sohbet ettik. O bile bana daha sıcak bir tavır içerisindeydi. Konuşmamı çok beğendiğini defalarca dile getirdi.

Güven Hoca ile uçaklarımız yarımşar saat ara ile farklı uçuşlardı. Ben dalmışım neredeyse uçağı kaçıracaktım. Uçağa en son ben bindim. Cam kenarına geçmek için koridor tarafında oturan 65 yaşlarındaki bey bana yol vermek için ayağa kalktığında bana bakarak İngilizce flowers falan filan bir şeyler dedi. Bir o kelimeyi anladım, çiçekle ilgili bir şey diyordu. Tabii gerisini anlamadım. Arka sırada oturan biride o ecnebi adamın bana (artık ne dediyse) söylediğine güldü. Anlayamadığım için sinir oldum oturdum… 5 dakika sonra yanımdaki ithal adam bir diğer sıradaki adama almanca bir şeyler söylediğini duydum. Sonra ben kendisine almanca bilip bilmediğini sorduğumda, onun meğerse orijinal bir alman olduğunu öğrendim. Biz bir başladık muhabbete… Alaman kankam bana; bu çiçekler yoksa düğün çiçeği mi? öyleyse mutluluklar demiş… Ne alakaysa. Ben giyinmişim kara kırmızı. Gelinlikli bir halim mi vardı ki…

İş seyahati için burada olan, benim kanka almanla Türkiye’nin turistik yerlerinden, dünyanın 7 harikalarından,ülkelerin sosyal yapılarından, benim ne iş yaptığımdan…. falan falan bahsettik. Bana ne iş yaptığımı sorduğunda, önce ‘yoksa film artisti – sanatçı falan mısınız?’ dedi. Güldüm. Acaba yüz yüze tanışmadığım kişiler beni kafalarında nasıl canlandırıyorlardır. Keşke resmedebilseydiniz, bende görebilseydim…

Kankama HIV ile yaşayanlar için çalıştığımı anlattığımda; ‘yaptığın iş karşısında şapkamı çıkartıyorum’ dedi ve dernekçe yaptığımız işleri çok takdir etti… Ve ‘Afrika’yı biliyoruz oralar çok feci durumda, peki Türkiye’de durum nedir?’ diye sordu. Ben ilaca erişimin olduğunu ancak çok fazla damgalanma ve ayrımcılığın olduğunu anlattım. Adam çok şaşırdı ve ‘eeee buradakiler bunun öyle kolay kolay bulaşmayacağını bilmiyorlar mı?’ diye sordu ve tek tek bulaş yollarını, nasıl bulaşmayacağını anlattı. Hayran bilgililiğine oldum. Alamanın normal vatandaşı bile böyle bilgili ve bilinçli… Hele kurban olam ben bilgili insanlara…

Sonra adamcağız iş seyahatlerini ayın 22’sine kadar tamamlayıp mutlaka evinde olması gerektiğini yoksa karısının ona çok kızacağını söyledi. “Noel ağacının en üstündeki yıldızı yakmak benim görevim. Bunu yapmazsam karım bana çok kızar” dedi.

Sohbetinden çok keyif aldım… Ayy sonra kendime de hayret ettim. Bazen almanca konuşurken uygun kelimeyi bulamadığımda takılırım. Ama bu sefer tek bir kelime bile takılmadan çan çan konuştum. Sanırım ben karada konuşurken takılıyorum. Havada yabancı dil konuştum mu sorun yok.

Bir Ankara gezimi de böylece tamamlamış oldum. Eve vardığımda topuklarım acıyordu neredeyse. Eeeee güzellik için tüm gün o sivri topukların üzerin de yürürsem böyle olur.

Not: İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Mikrobiyolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof Dr Güven Külekçi’nin “Diş Hekimliğinde HIV bulaşması ve İnfeksiyon Kontrolü”yazısını buradan okuyabilirsiniz:

http://pozitifyasam.org/tr/hiv-aids-ile-ilgili-makaleler/dis-hekimliginde-hiv-bulasmasi-ve-infeksiyon-kontrolu.html

Sevgi Yılmaz