HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 14 Eylül 2011

“Doğu Avrupa Ağı” Toplantısı için Romanya’ya gittim…


18 – 19 Şubat 2006 tarihlerinde Romanya – Bükreş’te UNAIDS ve UNOPA’nın işbirliği ile düzenlenen “Doğu Avrupa Ağı” oluşumu için Pozitif Yaşam Derneği’ni ve Türkiye’yi temsilen 2 kişi olarak toplantıya katıldık.

11 Balkan devletinin katıldığı ve Doğu Avrupa’daki oluşum için SEEN (The SEE Network) denilen toplantı için daha fazla bilgiye http://pozitifyasam.org/tr/haberler/22bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bu yazımda Romanya’da yaşadığımız birkaç deneyimi paylaşmak istiyorum…

Bir komik hikaye:

Cuma akşamüzeri Bükreş’e vardık. Akşam yemek geç geldiği ve yol yorgunu olduğumuz için dışarı çıkamadık. Ertesi gece yemekten sonra biz iki dernekçi şehir merkezini gezmek için atladık bir taksiye, genç takiciye “City Center” dedik, yani şehir merkezi demek istedik. Taksici çocuk “okeyy okeeyyy “ dedi bastı gaza. Kısa bir süre sonra bizi karanlık, izbe bir yere getirdi. Hem de ne karanlık, in cin top oynuyor… !!! Karşıda büyükçe bir bina ama kapalı. Üzerinde kocaman neon ışıklarla “City Center” yazıyordu…

Yanımdaki arkadaşım, İngilizce anlatmaya çalışıyor, yookkkk çocuk İngilizce de bilmiyor. “Ahaaaa siz dediniz bende getirdim” der gibi karşıyı göstererek “City Centerrr, City Centerrrrr” diyor. Neyse ki akıllı çocukmuş, cep telefonu ile kız arkadaşını aradı ve telefonda arkadaşım ile konuşmasını sağladı. Derdimizi anlayınca çocuk bizi aldığı gibi şehrin göbeeene götürdü. Şükür dedik…

Bir şehir hikayesi:

Çok güzel kocaman kocamaaan binaları ve geniş caddeleri var. Ve çokça da kumarhaneleri var. Üniversite caddesine gittik. 3-4 saate yakın yürüdük. Temiz bir şehir ama öyle çok aşırı janjanlı değil. Bizim çıktığımız saatte sokaklar boş gibiydi. Ancak dönerken (22:00 sularında) gençler yoğun bir şekilde belirmeye başladı. En sosyal aktiviteleri gece gezmeleriymiş. Hiç polis görmedim mesela. Şehir son derece güvenliymiş. Yani bizim İstanbul gibi kapkaç falan yokmuş. Ama yankesicileri varmış, onlarda çok zararsız çalışıyormuş…

Bir komik hikaye daha:

İlk gittiğimiz gece, ertesi sabahki toplantı için hazırladıkları klasörleri verdiler. Bu arada yanında tercümanı olmayan Bulgar bir bey bunların ne için olduğunu anlayamadı. İngilizcesi de yok. Almanca bilen olup olmadığın sordu. Ben yardımcı olabileceğimi söyledim. Ama organizatör kadında sadece Romence ve İngilizce biliyor. Önce adam bana soruyu almanca sordu, ben o soruyu Türkçe arkadaşıma söyledim, o da organizatör kadına İngilizce sordu. Aynı düzende de 2 kişi İngilizce – 2 kişi Türkçe – 2 kişi Almanca olarak iletişim kuruldu. Yani iki kişi konuşabilmek için 4 kişi gerekti…

Bir motive hikayesi:

Daha ilk gittiğimizin sabahı tercüman kız yanıma gelip, “ Ayy seni beğenenler var, en güzelleri Türkiye kızıdediler”… “Aaa a a kim diyor onu” dediğimde “Herkesss” dedi… Bir havalara girdim ki sormayın…

Demek ki ülkemi her türlü iyi temsil etmişim…

Bir başka hikaye:

Kahve molasında Arnavutluk’tan bir bayan ve Kosova’dan bir beyle aynı masada oturup sohbet ettik. Kosovalı Bey HIV pozitif bir doktormuş. Evli ve iki çocuk babası. Bana çocuklarının resimlerini gösterdi, çok şirinler ve ikisi de babalarına öyle sıkı sarılmışlar ki. Çok beğendim. Bende hemen kendi kızımın resmini gösterdim, çok şaşırdılar. Benim çok genç olduğumu ve hiç anne gibi durmadığımı söylediler. Sonra Arnavutluk’tan gelen kadın kendisinin 4 çocuğu olduğunu söyledi, kızımın enfekte olup olmadığını sordu, bende hayır cevabını verdim ve aynı soruyu ona sordum. Onun 3 çocuğu da HIV pozitifmiş. Çocuklarına doğumda önlem alınmadığı ve emzirdiği için geçmiş…!!! Ayyy bunu duyunca yüreğime güm !!!! diye bir şey oturdu. “Doğum yaptığım zamanlar HIV olabileceğim hiç alıma bile gelmemişti” dedi. Kadının gözlerin de ki hüzün benimde canımı acıttı, daha fazla bir şey sormadım, sormak istemedim… Çünkü bir anne olarak onun neler hissediyor olduğunu çok çookk iyi anladım…

Sevgi Yılmaz