HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 20 Eylül 2011

“Paranın, imanın ve HIV’in kimde olduğu belli olmaz”

3–4 Kasım 2006 tarihlerinde HIV/AIDS Önleme ve Destek Programı kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilmiş olan “Saha Çalışanları Eğitimi”ne bir HIV pozitif arkadaşımla birlikte katıldım. Bu eğitim programı içerisinde beni çok son gün oynadığımız ‘Bozkır Yangını’ adlı oyunu etkiledi. Oyunun amacı: HIV’in toplum içinde ne kadar çabuk yaygınlaşabileceğini göstermek, tanı almanın nasıl bir duygu olduğunu – bununla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlatmak / farkındalık yaratmak.

Oyunu anlatayım:

Toplantı masalarını kenarlara taşıdık ve ortada kocaman bir alan yarattık. Her birimiz sandalyelerimizi yan yana dizerek bir halka oluşturduk. Moderatör kuralları söyledi; o andan itibaren sadece onun kuralları geçerli olacaktı. Cep telefonlarımızı kapatacak, gözlerimizi sımsıkı yumacak ve o söylemeden de açmayacaktık. Kendi aramızda konuşmayacak, gülüşmeyecek, soru sormayacak ve sadece bize sorulana cevap verecektik. Psikolojik olarak çok etkilenenler,  kenarda oturup oyunu izleyen uzman psikologun yanına gidip destek alabileceklerdi. Odadan çıkanlar tekrar geri içeri giremeyecekti. Tüm bunlar net bir şekilde anlaşıldı…

Gözlerimizi kapattık. Moderatör arkamızdan dolaşarak, çok sakin ve kelimeleri vurgulayarak konuşmaya başladı: “Şimdi içinizden birinin yavaşça omzunu sıkacağım. Bu kişi HIV ile karşılaşmış olacak. Sadece birinizin omzunu sıkacağım. O kişi kendini belli etmeyecek. Yavaşşşşça dolaşıyorum. Şimdi birinizin omzunu sıkacağım. Bu kişi artık HIV’i vücuduna almış olacak…..” diyordu…

Epeyce bir süre arkamızda turladıktan sonra gözlerimizi açmamızı söyledi. O anlarda neler hissettiğini kim ifade etmek ister diye sordu. Ben el kaldırdım ve söz aldım: “her arkamdan geçişinizde, sesiniz bana doğru yaklaştığında huzursuzlaşarak, sanki benim omzumu sıkacakmışsınız gibi geriliyordum ve siz geçtikten sonra da içimi bir rahatlama kaplıyordu. Psikolojik olarak yüklü bir baskıydı”dedim.

Sonra Moderatör: “evet içinizden birinin omzunu sıktım, kim olduğunu tahmin etmek isteyen var mı?” diye sordu. Bir kaç kişi şu olabilir bu olabilir diye yorum yaptı. “Nereden bu kanıya vardın?” dendiğine ise net bir yanıt gelmedi.  Burada önyargılar devreye girdi aslında. (Bunun için benim güzel bir atasözüm vardır: Paranın, imanın ve HIV’in kimde olduğu belli olmaz

Sonra devam ettik. “Şimdi sizden ayağa kalkmanızı ve sanki Taksim meydanındaymışsınız gibi dolaşmanızı, birbirinizle tokalaşmanızı istiyorum. Herkes en az 3 kişi ile tokalaşacak ve yerine oturacak. Oyunun başında omzunu sıktığım kişi tokalaşırken işaret parmağı ile diğer kişinin yavaşça bileğini kaşıyacak. Bu diğer kişinin de HIV ile karşılaştığı anlamına gelecek. Eli kaşınan kişi diğer tokalaştıklarının da avucunu kaşıyacak. Kimse kendini belli etmeyecek, hiçbir mimik yapmayacak ve sessizce yerine oturacak” dedi.

Ben de 3 kere tokalaştım. Elinizi bir kişiye uzatırken çekinerek uzatıyorsunuz. 2 kere yırttım ama 3. de bende yakalandım. (Bu HIV’de beni her yerde yakalıyor yahu. Oyunda bile buldu beni…

Kimler HIV ile karşılaştı? diye sorduğunda 20 küsur  kişilik grubun yaklaşık olarak 15 kişisi el kaldırdı. {Sayıya bakın! Bu küçük oyun aslında farkında olmadığımız takdirde HIV’in yayılım hızını gösteriyor)

HIV ile karşılaşmamış olanlar grubun dışına alındı ve:

Moderatör :İçeride kalanlar için ne düşünüyorsunuz?

Grup :(Gelen yanıtlar aşağı yukarı aynıydı) şanslı olduğumu düşünüyorum

Moderatör :Hımmm bunlarla tekrar tokalaşmak ister miydin?

Grup :Kimi evet, kimi hayır dedi.

Sonra bizlere (içerideki gruba) sordu:

Moderatör :Dışarıdakiler için ne düşünüyorsunuz?

Grup:Tanrının sevgili kullarılar ve şanslılar. Tekrar bizimle arkadaş olmak istemeyeceklerdir !!!

Bu interaktif konuşmalardan sonra Moderatör: “evveetttt şimdi daha hiç birinizin kesin HIV pozitif olup olmadığı belli değil. Sadece virüsle karşılaştınız. Size şimdi test sonuçlarınızı vereceğim. Kesin sonuçlarınız o zarfların içinde yazıyor olacak. Kesin sonuç için 3 ayın geçmesi gerekiyor. Şimdi bir 10 dakika bekleyin bakalım. (Bu arada kendisi salonun arka tarafına doğru zarfları almaya gitti) Bu 3 ay hiç kolay geçmiyor arkadaşlar. 3 ay !!!  Beyninizi kemiren belirsiz sorularla hiç de kolay geçmez.” dedi.

Gerçekten de “10 dakika nedir ki beklerim” diyorsunuz ama saniyeler bile sürünerek geçiyor. Kafanızda senaryolar üretmeye başlıyorsunuz…

Zarfları teker teker dizlerimizin üzerine bıraktı. “Duruuunn hemen açmayın, ben söylemeden açamazsınız. 3 ay beklediniz, testi yaptırdınız. Sonuçlarınız hemşirenin elinde, ama şuan öğle paydosu. Çalışanlar yemeklerini yedikten sonra yerine gelecek ve sıra size gelince sonucunuzu alacaksınız. Bizleri bir 5 dakika daha böyle bekletti. Zarfları açmamızı ve baktıktan sonra yine hiç kimseye belli etmeden içine geri koymamızı söyledi. Test sonuçları negatif olanlar hemen anlaşılıyordu. Onlar; istemsiz olarak gülümsemesine hakim olamayan ve gözleri sevinçle parlayanlardı. Ben gülmeyenler arasındaydım… (Yine mi HIV tanısı aldım modundaydım J Eeee alıştık artık…)

Sonuçları negatif gelenlerin yanı sıra, aramızdan bir iki kişinin ki de belirsiz olarak geldi. Onlar tekrar test yaptıracaklardı. Gerçek hayatta da böyle olaylar yaşanıyordu.

Moderatör: “Şimmdiiii HIV tanısını aldınız. Peki aranızdan kimler “ben bunu bir başkasına, karıma, partnerime, sevgilime, aileme, çocuğuma söylerim” diyor. Ben söylerim diyenler aynen o anı bana yaşatacaklar. Şimdiden söyleyeceğiniz cümlelerinizi kurun kafanızda. Öyle dışarıdan söylerim demek kolay görünür arkadaşlar, ama gerçekte hiç de kolay değildir.”

Grubun içinde bir bey’in önünde diz çöktü ve sorular sormaya başladı:

Moderatör : İlk kime söylerdin?

Adam :Karıma

Moderatör :Kaç yıllık evlisin?

Adam :7 yıllık

Moderatör :Tamam ben şimdi karınım. Bana nerede söyleyeceksin?

Adam :Evde söylerim herhalde.

Moderatör :Evin neresinde, salonda mı?,mutfakta mı? Hayal et. Evini, söyleyeceğin yeri hayal et.

Adam :Aaaaa.. Bilmem salonda söylerim helalde

Gruptaki tüm kişiler nefeslerini tutmuş adamın ağzından çıkacak kelimelere odaklanmıştı. Moderatör soruları sorarken ses tonunu öyle güzel ayarlıyordu ki, zaman zaman kendinizi bir korku filminin karesinde gibi hissediyordunuz…

Moderatör :Hadi salondayız söyle bakalım bana !

Adam :Ayla’cım, Ben bir halt yedim…. (kelimelerin gerisi gelmiyor… Aralara yutkunmalar giriyor, adam gözlerini kaçırıyor, düşünüyor…)

Moderatör :Eeee ne diyeceksin? Ben seni aldattım karıcım mı diyeceksin?

Adam:…….. Bu çok mok bir durum yaaaa… !!!

Sonra Moderatör bir kadına yöneldi ve onu soru bombardımanına tuttu: ‘’Kızın bunu duyduğunda senin için ne düşünecektir? Eşin “aman olsun karıcım mı diyecek sana? İş yerine söyleyecek misin? Eeee peki sık sık izin alıp hastaneye gitmeni nasıl açıklayacaksın? İlaçlarını nerede saklayacaksın? ‘’

Yaaa arkadaşlar insanlar öyle köşeye sıkışıyorlar ki. Kadıncağız eşime de – kızıma da söylerim diyor ama bir türlü söyleyeceği kelimeleri yan yana dizemiyor. Çok etkilendi. Kadının gözleri hala aklımda, donuk bakışları ve titreyen sesi…

Aramızdan bazıları “Ben kimselere söylemem” dedi. Bir kişi “intihar bile ederim” demişti. Hemen hemen grubun tümü ilaç almayı kabul ediyor ama ilaca ve kaliteli sağlık hizmetine erişimde yaşayacakları sorulara da cevap veremiyor. Tam bir kör düğümün içerisinde buluyorlardı kendilerini.

El kaldırıp “Ben söylemek istiyorum” dedim ama Moderatör beni tanıdığı için “sen en son söyle” dedi. Eee biliyor benim şak şak söyleyeceğimi…

Diğer insanlardan sonra bana yöneldi. Moderatör arkamda  duruyordu ve benim söylememi istedi. Bende “gel söyle karşıma” dedim, tüm grup güldük. Bu alanda savunucuyum ya, oyunla bile olsa insanlara yanlış mesaj gitmemeli diye düşündüm ve  sözlerime devam ettim: ‘şimdi… belki ben eşimi – partnerimi – sevgilimi her neyimse işte… aldatmadım ve HIV ile başka yolla enfekte oldum. Neticede kan nakli ve önlem alınmazsa anneden bebeğe de geçiş yolları var. Neden burada sadece korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşıyormuş gibi konuşuyoruz?” demem üzerine Moderatör güzel bir açıklama yaptı; haklı olduğumu ve toplumun genel bakışının böyle olduğunu, insanların özellikle de bu alanda damgalama yaptıklarını …… vs söyledi.

İnsanların o 3 ay nasıl beklediklerini, neler hissedebileceklerini ve özellikle de eşe söylemenin ne kadar zor olduğunu hep birlikte tekrar gördük. Düşünüyorum da tanı aldığımda ben erkek arkadaşıma ne kadar rahat söylemiştim. Hastanede yatıyordum, tanı alalı henüz 2 hafta olmuştu. Tedavime de yeni başlamıştım.

Bu deneyimlerimi hatırlarsanız daha önce yazmıştım.

Bölüm 1: http://pozitifgunluk.com/2011/06/05/en-zor-kime-ben-hiv-pozitifim-denir/

Bölüm 2: http://pozitifgunluk.com/2011/06/07/biz-hep-birimize-destek-olacagiz/

Bölüm 3: http://pozitifgunluk.com/2011/06/10/iliskide-hiv-degil-iletisim-nemli/

Gelelim oyunun müthiş finaline:

Birkaç kişiden sonra Moderatör birlikte gittiğim diğer HIV pozitif arkadaşımın yanına geldi ve konuşmak isteyip istemediğini sordu. Öyle güzel konuşmaya başladı ki: “bana test sonucumu bir hastane koridorunda, öylesine elime tutuşturarak verdiler. Hiçbir şey söylemeden, hiçbir açıklama yapmadan… Ne zaman öleceğimi bilmiyordum. Zayıflamaya başlayacaktım. Anlaşılmaması için her zamankinden daha çok yemek yemeliydim….. Annem… Annem bunu öğrenmemeliydi. Belki kanser oldum anne diyecektim.  Geceleri annemle uyuduğumuz yer birbirine çok yakındı ve o ağladığımı duymamalıydı. Yorganın altında gizli gizli ağlardım….”

O anları / duyguları anlatmaya kelimeler yetmiyor. O yaşananların duygusunu öyle güzel verdi ki diğer insanlara. Her birinin hafızalarına kazındığına adım gibi eminim.

Ben kimselerin yorgan altlarında ağlamamasını, insanların ellerinde koca koca puntolarla tanısının yazıldığı test- tahlil kağıtları ile konsültasyonlara gitmemesini, ne zaman öleceğim sorusunun beynini kemirmemesini, eşine – sevgilisine söylerken kelimelerin boğazında düğümlenmemesini, toplum içinde rahatça – özgürce kendini (gerektiğinde) deklere edebilmesini, toplumla ve HIV’le de barışık yaşamasını istiyorum…

Sevgi Yılmaz