HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 23 Eylül 2011

“Gençlere değer”

Adıyaman’da 2. Grup ile deneyimim:

Dağdan indim şehre…

Direkt CS/ÜS yürütüldüğü ofise gittik. Ben de salonda yerlerini almış olan gençlerin arasına geçtim oturdum. Aralarında en bıçkın ve yapılı olan genç beni yandan yandan göz hapsine aldı. (Bu gence kısaca Bıçkın D diyelim) Bıçkın D, projenin koordinatörü Nur’un yanına gitmiş, oturmuş ve ağzını elindeki benim öyküm olan metinle örterek, çaktırmadan beni işaret ederek:

Bıçkın D. :Eğitmen mi?

Nur :Evet

Bıçkın D. :Oyy oyy oyyy… Peki kalıcı mı?

Nur :Anlaşırsak

Bıçkın D. :Ohhh anam oohhh hhh. Taş gibi walla…. demiş

İlk grubun iki eğitimcisi buraya gelmiş, 2. gruba cinsel sağlık eğitimlerinde kullanacakları maketlerin (objelerin) kullanımını anlatacaktı. Maketler:  vajina, penis, meme ve haya idi…

Maketlerle kendi kendine haya ve meme muayenesi, vajina ve penisle de kondom kullanımını anlattılar. Sonra gençlere uygulattılar. Bunun eğitimin alan gençler daha sonra köylere gidip anlatacak ve insanları bilgilendirip- bilinçlendirecekti. Bu maketlerin kullanımı içinde etik kuralları özellikle vurgulayarak anlattılar. Şaka için veya başka amaçla asla kullanılmaması gerektiğini, onların sadece işleri için birer malzeme oldukları ve çok pahalı oldukları için temiz kullanmaları gerektiğini anlattılar. Bu eğitmen ekibi süper iyiydi…

Maket eğitimi bitti ve sıra benim bölümüme geldi. Eğitimcinin sunumunun üzerinden geçtik biraz. Grafik çizerek HIV’in, AIDS tablosuna nasıl geçtiğini, ilaç devreye girdiğinde nasıl normale döndüğünü anlattık. Sonra Mandalina kabukları, yorumlar, benim öyküm, yorumlar şeklinde gittik.

Benim öyküm için gelen bir yorum çok ilginçti:

Genç erkek :  Yaa burada da yazıyor ya kadın tam bir şen dul hayatı yaşamış, partnerlerinden birinden almıştır. Tatillere falan da çok gitmiş.

Bir başkası :Evet yaaa ilk önce çok mütevazı bir aile yapısı var, sonra birden n’olmuşsa o baskı yok

Genç kız :Eski eşinden de almış olabilir

Bir öteki :Ameliyat olmuş da olabilir mi?

İlk iki yorumun dışında çok öyle değişik yorum gelmedi. Sonra benim çanı gonklatan cümlem: Peki o öykü bana ait desem, o kadın benim desem…..

Yine o rüzgâr esti, göz bebekler iri iri açıldı.  “Şen dul” diyen çocuk, “her yanım diken diken oldu” dedi.

Siz hele Bıçkın D’nin yüzünü görecektiniz, kıpkırmızı olmuştu.

Sonra alkış ve karşılıklı interaktif sohbet.

Aldığım alkışlarla ilgili bir şey eklemek istiyorum. O an hissettiklerim: Övülmek, beğenilmek, onaylanmak, popüler olmak ….. vs. asla bunlar değildi. Beni mutlu eden (tüm HIV ile yaşayanlar için) anlaşılmak,  hayatın bizler tarafından nasıl yaşandığını gösterebilmek, derdimizi anlatabilmek, doğrusunu öğretebilmiş olmaktı…

Sorular kısmında Bıçkın D hepimizi şok eden, eğitmenlerini hüsrana uğratan sorusunu sordu. Sağ kolunu dizine dayamış, hafif omzunu da düşürmüş ve bir paparazzi muhabiri  edasıyla:

Bıçkın D. :Eee peki pişman mısın? !!!

Sevgi :Neyden pişman olmam gerekiyor?

Bıçkın D. :(Durumu toparlamaya çalışarak) Eee şey yani ‘keşke bu virüsü hiç almasaydım’ dediğin oluyor mu?

Arkadaşları müdahale edip “D sen önce bir düşün, sorunu hazırla ve öyle konuşmaya başla” dediler….

Grup çok fazla önyargılıydı. İlk öykü üzerinden de konuşmaya başladığımızda bu virüsü nereden aldığıma çok takılmışlardı. Onu için yaklaşık olarak yarım saat kadar kaynağın neresi olduğunu söylemedim.

Sevgi :Ben gecede 10 kişi ile beraber de olabilirim, bir seks işçisi de, bir eşcinsel de olabilirdim. Bu hiç birinizi ilgilendirmez !!! Bu benim hayatım, benim ÖZEL yaşantım dedim.

Zınk diye kaldılar. Bu arada ben sadece HIV pozitiflerin değil, seks çalışanlarının da, eş cinsellerin de savunuculuğunu yapıyorum. Ben insanca yaşamanın, yaşayabilmenin savunuculuğunu yapmak istiyorum.

Gruba sonra bu virüsü eski eşimden aldığımı, o şen dul olduğum dönemde de tatillere hep ailemle birlikte gittiğimi, o çocuğun yüzüne yan gözle bakarak anlattım. Önyargıları yarım yarım yarıldı gitti.

Ahahahaa sonra bir ara beni Nemrut’a çıkartan Mahmut’a döndüm ve

Sevgi :Yaa Mahmut !!!! Bilmiyordun değil mi? Tüm gün yollarda, dağda birlikteydik.

Mahmut :(Yorgunluktan bayılan gözleri ve aheste sesiyle) Eee bir şey yapmadık ki… demez miii ? Tüm Salon kahkahaya boğulduk…. Canım yaaa çok efendi ve yürekli bir çocuktu. O gün için hayatta hakkını ödeyemem onun…

Oturum bittiğinde kızlardan bir ağlayarak dışarı çıkmış. Eğitmenler konuşmuşlar. Çok etkilenmiş öykümden. Gece vedalaşırken bir sarılışı vardı ki…

Sonra bu 2. grubu da alıp akşam yemeği, sertifika dağıtımı ve veda partisi için 1. grubun yanına, otele gittik. Yemek salonunda masaları uzun birleştirmişler. Ancak 6 kişilik masayı ayrı yere koymuşlar. Ona da biz eğitmenler oturduk. Tam yemek ortasındayız arkadan bir “Sevgggiiiiii…!!!” sesi geldi. Aha bir baktım ki tüm masadakiler bana doğru kola dolu kadehlerini kaldırmış “Sevggiiii, Sevggiiiii senin şerefine kadeh kaldırıyoruz” diye bağırıyorlar Öhhhh bu kadar da fanatik olunmaz ki.

Eğitmenlerle sohbet ederken kızımın resmini gösterdim.

Eğitmen:Way bee güzelliğe bak. Sevgi’den istesek bize verir mi? Eğitmen: Yokk oluumm ben direkt anasına yazılıyorum

2 gün boyunca bu iki eğitmen “hhoopp bak kıskanırım yaklaşma Sevgi’ye” modunda şakalaştılar.

Yemekten sonra 2 grup bir arada salonda toplandık ve sertifika dağıtıldı. Bazılarına da minik hediyeler. Beni de atlamamışlar ve sihirli yumurta almışlar. Tepesini kırıp, yeterince su koyuyorsunuz içinden çiçek çıkıyor. Kızımla suluyoruz, bakalım ne çıkacak? Çiçek mi, civciv mi ?

Sertifika dağıtımı sırasında 2. grup (benimle çok az zaman geçirdiler ya) hep beni inceliyorlardı J Özellikle de en çok o ‘Şen dul’ diyen çocukla ve Bıçkın D ile göz göze geldim. Ne zaman o tarafa baksam 2 değil, 4 gözleriyle bana bakıyorlardı.

Sonradan öğrendim ki Bıçkın D o maket uygulamasında hep benim gözüme girmek için kalkmış. Normalde uygulamalara kalkmazmış.

Sertifika dağıtımından sonra  müzik ve parti. Pasta kesildi. Yemekte ve  sertifika dağıtımında gençler benim yanımda oturmak için hep yer kapıştılar. Yerde minderlere serilmiş olanlar hemen ayağa fırlayıp, buraya otur diye yer gösteriyordu. Sonra iki tane kanka arkadaş vardı. Partinin sonuna kadar özellikle benimle biraz daha konuşabilmek için kalmışlar.

“Dün senin oturumundan sonra biz sabaha kadar uyumadık ve seni konuştuk” dedi. Esmer olanın bir derdi vardı, benimle paylaştı ve bir yol yöntem göstermemi istedi. Derdinin ne olduğunu buraya yazmayacağım, bende kalsın. Az önce insan hak savunuculuğu yapıyorum dedim ama bir yandan Güzin ablalık da yapıyorum. “Kötü olduğumda seni arayabilir miyim?” diyerek telefonumu aldı. Seve seve verdim. İnsanın dibe vurduğunda umutlu bir sese çok ihtiyacı oluyor.

Eğitimin son günü  sabah erkenden, gruptan bir arkadaş geldi ve tüm eğitmenlere birer tane, kendisinin yaptığı Nemrut heykelciği hediye etti. “Sevgi’ye bir tane daha, ayrıca, özel bir hediyem var” dedi ve kendi yaptığı süper bir ebruli tablosu armağan etti.  Sırf bunları verebilmek için sabahın köründe kalkıp gelmiş çocuk. Sonra hep birlikte otelden ayrıldık ve enfes bir Adıyaman kahvaltısı etmeye gittik. Oradan da havaalanına…

Gönüllü eğitmenlik yapan 4 arkadaş süper ötesi bir azim ve hevesle işlerini yaptılar. Neredeyse sabah 4’lere kadar çalıştılar. Bir de oturumlar bittikçe ardından onlar değerlendirme yağıyorlardı. Ciddi emekleri var.

3 eğitmen o 1 haftanın yorgunluğuyla uçakta hemencik uyuya kaldı. 4. ile yan yanaydım ve uzun uzun oturumların kritiğini yaptık.

Her eğitimden çıktığımda içimden aynı cümle geçiyor: “Gençlere değer”

Sevgi Yılmaz