HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Dahiliye doktorunun her gördüğü yerde telefon numarasını elime tutuşturması bana başka bir anımı hatırlattı.

2006 yılı başında işe ara vermiş ve biraz gezmek için kendime zaman ayırmaya karar vermiştim. Uzun zamandır yapmak istediğim Almanya ziyaretim için en uygun zamandı.

Ancak bu yolculuğum çok maceralı geçti. Almanya’ya varana kadar başımdan geçenleri anlatmak istiyorum size. Hala gülüyorum. Hem Türkiye’de, hem de burada polislerle olanları bir okuyun hele…

Babam havaalanına beni bıraktı ve gitti. Bavullarımı bagaja verdikten sonra pasaport kontrolüne gittim. Genç bir polis önce harç pulu almam ve tekrar kendisine gelmem gerektiğini söyledi. Pulu aldım ve tekrar aynı polise geldim. İşte konuşma başlıyor:

Polis :Ne işle meşgulsünüz?

Sevgi :Danışmanlık

Polis :Ne üzerine danışmanlık yapıyorsunuz?

Sevgi :Halk sağlığı / Üreme sağlığı

Polis :Hhaaa.. Şimdi benim düşüncem (sanki soran oldu) doğudaki ailelere devlet 4 çocuğa kadar para yardımı yapsın, ama 5. çocuktan sonrasına aileden para kessinler. Böylece aile planlamasına katkı olmaz mı?

Sevgi :Güzel bir düşünce. Bu alanda da çalışmalar elbette var (uzman kişi Sevgi konuştu) Benim alanım tam olarak bu değil, bulaşıcı hastalıklar üzerine.

Polis:Telefon numaranızı alabilir miyim?

Hoppallaaaa, bana çıktı  tombala… Allah Allah… Ne alaka?

Sevgi :(Sesime ekstra bir ciddiyet katarak) NedeNNN?

Polis :Konuşmak için

Sevgi :Hmm… Benim böyle durumlarda telefon numarası vermek gibi bir âdetim yoktur. Numaram özeldir.

Polis :(çok bozuldu) Peki ben vereyim!

Sevgi :Çok istiyorsanız verin

Polis :Arayın ama

Sevgi :Sanmıyorum

Polis:Buyurun siz buradan geçin (Girmem gereken sıraya beni sokturmadan, kendi yanından geçirtti)

Sevgi :Teşekkür ederim. İyi görevler

Sonradan baktım pasaportumun arasına adını ve numarasını yazmış, koymuş. Beni bir gülme tuttu.

Bu 1. Polis hikâyemdi…

Almanya havaalanında indikten sonra tüm uçak yolcuları ile koştura koştura tekrar pasaport kontrolüne gittik. Millet hızlı hızlı yürüyüp kuyrukta önden sıra kapmak için yarışıyordu. Yan yana dizilmiş ve her birinin içinde 2’şer Alman polisi olan kabinler vardı. Yabancı ülke vatandaşlarının pasaport kontrollerini 3 kabin, Türk vatandaşlarının kontrollerini en sağdaki 1 kabin yapıyordu. (Bu arada bir yandaki kabinde de 1 polis vardı. Yani yan koltuğu boştu. Bu kısmi unutmayın, çünkü birazdan bu boş yere oturacak polis bu öykünün esas aktörü.

Bizim kabinde sırası gelen bir adamın işlemi yapılıyordu. Ama adam ve polis bir türlü anlaşamıyordu. En sonunda:

Polis :Anlayan var mı? (Bizim sırada kimseden ses çıkmadı)

Sevgi :Ben yardımcı olabilirim.

Polis :Hiç bilmemekten daha iyidir, buyurun. Nereye gitmek istediğini sorabilir misiniz?

Sevgi :(Diğer şâhısa dönerek ve Türkçe konuşarak) Nereye gitmek istiyorsunuz?

Şahıs :Gjhfjsfhkssjh….

Sevgi :Siz Türkçe biliyor musunuz?

Şahıs :Kzuetrzcshfjk….

Sevgi : (Alman polise dönerek) Bu adam Türkçe bilmiyor!

Polis :Biliyorum. O bir Rus. Rusça bilen var mı? diye sormuştum ben

Sevgi :Ahhaa pardon o kısmını duymamışım.

Polis :Tamam sorun değil. Yardımınız için teşekkürler.

Polis adamı da alarak içerde başka bir odaya gitti. Kabin boş kaldı ve bizim sıra beklemeye devam etti. Polis gelecekte kontrolleri yapacakta biz geçeceğiz…

Eeee tabii lafın başını anlamam. Çünkü o ara ortalarda dolanan başka bir Alman polisi süzmekle meşguldüm. Polis tıpkı  Brad Pitt. Biraz daha yapılı ve dolgun yüzlüsü. Bir de ilk dikkatimi çeken bronz teni oldu. Alman polislerin üniformaları kısa kollu olduğu için pazıları ve karamel rengi kolları rahatlıkla görünüyordu. Gördüğüm anda çaktırmadan incelemeye başladım.

Bizim Türk polislerle onları kıyasladım. Canım yurdumun polisi genelde kocaman göbekli ve gevrek yürüyüşlüdür. Sonra birde bu atletik yapılı polise baktım. Belinde tabancası, kelepçesi, anında tazı gibi koşabilecek esneklikte ve atletik yapıda.

Neyse sonra bu feci yakışıklı polis diğer kabindeki boş yere geçti. Onun kabini diğer ülke vatandaşlarının kontrolünü yapıyordu. Ben başka kabinin sırasındaydım. Ben bu polisin Brad Pitt’e olan inanılmaz benzerliğini incelerken kafamdan da sorular geçiyordu “Acaba solaryuma mı girdi de bu renge büründü? yoksa sıcak bir ülkede tatilde miydi de güneşte yandı?” Ben bunları düşünürken göz göze geldik. Tabii ben enselenince başımı hemen diğer tarafa çevirdim. Sonra ona tekrar baktığımı 2. kez göz göze gelişimizde anladım. Eee alamamışım gözlerim, napimm?

Valla Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağım; çok yakışıklıydı. Çok uzun zamandan beri hiç kimseyi böyle beğenmemiştim.

Şimdi… Esas olay burada başlıyor… Ben her ne kadar polisi inceleyip kendimce fanteziler yaşasam da, öte yandan pasaport kontrolünde bir sorun çıkmaması için dua ediyordum. Alman polisi bizimkilere hiç benzemez, en ufacık bir detaya kafayı taksa anında seni ülkene geri postalar. Hafiften bunun gerginliği de üzerimdeydi. Bizim kabındaki polis hala ortalarda yoktu. Öylece bekleşiyorduk…

Daa daa daaa daaaaa… Tam ben bu Brad Pitt ile 2. kez göz göze gelmiştim ki bana bakarak eliyle “sen gel” diye işaret etti.

Küütt kütt küttttt….. Kalbim attı… Korkudan mı, heyecandan mı bilmiyorum. Sanırım her ikisi de… Adamın beni çağırmasına şaşırdım çünkü onun baktığı sıra başkaydı. Elimdeki 4 kg baklava ve küçük çantamı savura savura taşıyarak kabinin önüne geldim ve Kitttaaa durrr! pozisyonunda durdum.

Ayh bu adam yakından daha da yakışıklı. Eridim… O gözlerinin rengi, kollarının yapısı, güçlü görüntüsü… Of offff..

Nadiren de olsa bazen Almanca konuşurken takılırım. Aman maşallah onunla konuşurken bülbül kesildim, dile geldim…

Polis Brad : Merhaba, hoş geldiniz, pasaport

Sevgi : Merhaba, buyurun pasaportum

Polis Brad : Buraya neden geldiniz?

Sevgi : Gezi amaçlı, akrabalarımı ziyarete

Polis Brad : Kimleriniz var burada? (Ara ara da yüzüme bakıp beni inceliyor)

Sevgi : Teyzelerim ve aileleri, amca çocuklarım, kuzenlerim

Polis Brad : Peki elinizde bir davetiyeniz var mı?

Sevgi : Elbette, buyurun

Evraklarımı incelerken ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum ama bir anda ona: “ Tıpkı Brad Pitt e benziyorsun” dedim !!!

Polis Brad : Kim?

Sevgi : Sen

Polis Brad : (Bembeyaz dişleri göründü ve)  Ooğğğ teşekkür ederim. Sende çok güzelsin

Sevgi : (Mahçup bir edayla) Hmm sağ olun

Polis Brad : Kim alacak seni havaalanından

Sevgi : Teyzelerim gelecek, dışarıda bekliyorlardır.

Polis Brad : Peki Brad’i tekrar görmek ister misin?

Sevgi : Umarım

Polis Brad : Burada sana ulaşabileceğim bir numaran var mı?

Nasıl yani!!! İnanamıyorum… Almanya, polis, Brad, ben, telefon numarası, o, ben, beni aramak….

Sevgi : Yok. Cep telefonumun hattı burada çalışmıyor

Polis Brad : Peki teyzenin  numarası yok mu?

Sevgi : Maalesef o da telefonumda kayıtlı, açılmadığı için bakamıyorum. Ezberimde de değil.

Polis Brad : Yaa tühh.

Yalan söyledim ve numara yok dedim. Oysaki vardı. Bir sorun olur diye teyzemin numarasını bir kâğıda yazıp cüzdanıma koymuştum. Var desem olacaklar Allah muhafaza… Veda edip yanından ayrıldım…

Bagajımı aldım ve çıkış kapısını geçtim. Beni sabırsızlıkla bekleyen teyzelerimin heyecanlı gözlerini görmeyi beklerken. Aaaa aaaa beni bekleyen kimse yok… Elimde çeke çeke 1 en büyük boy, bir küçük boy bavul ve 4 kg baklava ile yürümeye çalışıyorum. Zavallı ben. Hemen kenardaki bir oturma bankına oturdum ve beklemeye başladım. Teyzelerim elbet buraya geleceklerdi. Acaba telefonum çalışır mı diye bir açayım dedim. Ahhaaa açıldı… Hemen küçük teyzemi aradım, geliyorlarmış. Beklerken  “aayy şimdi benim polis buradan geçse ve beni otururken görse, “teyzemler alacak” dediydim, yalan söylediğimi düşünüp sorun çıkartır mı acaba? Offf gözleri de çok güzeldi” diye düşünürken, sanırım düşünce gücümle mi çağırdım ne, bir baktım arkamdan doğru geliyor. Şapkasını da takmış, daha da bir yakışıklı olmuş. Tanrım bir insana üniforma bu kadar mı yakışır. Maşallaahhh…

Polis Brad : (Beni gördüğüne çok sevinerek) Hallloo…

Sevgi : Hayy Brad

Polis Brad : Tühh ya konuşacak hiç vaktimiz olmadı, zamanın yok. (Bir an yüzü ciddileşerek) Teyzenleri mi bekliyorsun?

Sevgi : (Telaşlanarak) Evet. Şimdi aradım, yoladarmış (dedim!!! Demez olmalıydım çünkü yalanım ortaya çıktı. Hani telefonum çekmiyordu, teyzemin numarası yoktu)

Polis Brad : Hhmmm…

Sevgi : Telefonumu az önce denedim burada da çekiyor

Polis Brad : Ooo harika numaranı ver hemen

Sevgi :(numaramı vermek istemediğimden) Telefonuma sen kendi numaranı yaz (diyerek hemen telefonumu ona uzattım)

Polis Brad : Tamam yazdım. Aramanı bekleyeceğim. Görüşürüz…

Sevgi : (İçimden:  aramamı çok beklersin diyerek) Tamam hoşçakal…

Telefonu ona uzatırken ellerimin içinin terlediğini fark ettim. Hafiften dizlerimde mi titriyordu ne? Valla yıllardır hiç böyle heyecanlanmamıştım. Liseli kız modundaydım. Adamla her karşılaşmamda polis olduğu için hem korkuyor (sanki korkacak neyim varsa?) Hem de yakışıklılığından ötürü kalp atışlarım hızlanıyordu…

Teyzemleri beklerken yanımda bir Türk, birde Alman  olmak üzere 2 polisin telefon numarasının olduğunu düşündüm. Pasaportun arasındaki numara yazılı kağıdı yırtarak, diğerini de telefonumdan silerek ikisinden de hemen kurtuldum.

Bu olayı anlattığım birkaç arkadaşım “Alman olanı neden aramadın? Arasaydın ve görüşseydin ya. Hiç değilse birer kahve içerdiniz” dediler. Gerek yoktu. Böyle ilişkiler benim tarzım değildir. Benim tercihim, her zaman iletişimin, güvenin ve sadakatin ön planda olduğu çok uzun soluklu bir ilişkidir… Buda kısmet işi 🙂

Comments on: "2 Ülke ve 2 Polis memuru…" (2)

  1. Anonim said:

    oleyyyyyyy

    Süpermiş nasılda hayalini kuruyorlardı kimbilir…..

  2. ikoo said:

    sevgi güzel olmak zor iş şekerim :))

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: