HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Eylül, 2011

Test sonucu…

Hastanede geçen süre çok hızlı geçti. Kısa süre sonra çıktım. Ancak test sonuçlarım hala çıkmamıştı. Sevgi her şekilde benim yanımda olmaya devam ediyordu. Bir Cumartesi günü Ortaköy’de kahve içmeye gittim. Beni aradı ve nasıl olduğumu sordu. Onun cıvıltılı sesi bile bana mutluluk verdi. Biliyordum ki sonuç ne gelirse gelsin Pozitif Yaşam Derneği yanımda olacaktı.

O hafta sonu Sevgi’nin bana söylediğini öneriye uydum: internete hiç girmedim. Çünkü internet yalan yanlış birçok bilgiyle doluydu ve bu benim kafamı karıştırabilirdi.

Pazar günü ise yüzmeye gittim. Hatırlıyorum da o kadar yorgundum ki zorlukla kulaç atabildim. Daha sonra havuzun kenarında bir yerde oturdum ve dinlendim…

Test sonucu ne çıkacaktı? Bunu bir süre sonra merak etmediğimi fark ettim. Ve bu kadar rahat olmamda Pozitif Yaşam Derneğinin rolü büyüktü.

Pazartesi günü oldu. O gün işe gidemedim. Yataktan kalkamadım zaten.

Öğleden sonra hastaneyi aradım. Ve beklenen sonuç çıkmıştı.

Sevgi’yi aradım ve sonucu almak için hastaneye gittim.

SON

Not: Bu hikâyemde bana yardımcı olan Pozitif Yaşam Derneğine, Sevgi Yılmaz’a, Deniz Türk ve Kıvanç Er’e çok teşekkür ederim. Onlar olmasaydı bugün bulunduğum yerde olmayacaktım.

“Doğu Avrupa Ağı” Toplantısı için Romanya’ya gittim…


18 – 19 Şubat 2006 tarihlerinde Romanya – Bükreş’te UNAIDS ve UNOPA’nın işbirliği ile düzenlenen “Doğu Avrupa Ağı” oluşumu için Pozitif Yaşam Derneği’ni ve Türkiye’yi temsilen 2 kişi olarak toplantıya katıldık.

11 Balkan devletinin katıldığı ve Doğu Avrupa’daki oluşum için SEEN (The SEE Network) denilen toplantı için daha fazla bilgiye http://pozitifyasam.org/tr/haberler/22bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bu yazımda Romanya’da yaşadığımız birkaç deneyimi paylaşmak istiyorum…

Bir komik hikaye:

Cuma akşamüzeri Bükreş’e vardık. Akşam yemek geç geldiği ve yol yorgunu olduğumuz için dışarı çıkamadık. Ertesi gece yemekten sonra biz iki dernekçi şehir merkezini gezmek için atladık bir taksiye, genç takiciye “City Center” dedik, yani şehir merkezi demek istedik. Taksici çocuk “okeyy okeeyyy “ dedi bastı gaza. Kısa bir süre sonra bizi karanlık, izbe bir yere getirdi. Hem de ne karanlık, in cin top oynuyor… !!! Karşıda büyükçe bir bina ama kapalı. Üzerinde kocaman neon ışıklarla “City Center” yazıyordu…

Yanımdaki arkadaşım, İngilizce anlatmaya çalışıyor, yookkkk çocuk İngilizce de bilmiyor. “Ahaaaa siz dediniz bende getirdim” der gibi karşıyı göstererek “City Centerrr, City Centerrrrr” diyor. Neyse ki akıllı çocukmuş, cep telefonu ile kız arkadaşını aradı ve telefonda arkadaşım ile konuşmasını sağladı. Derdimizi anlayınca çocuk bizi aldığı gibi şehrin göbeeene götürdü. Şükür dedik…

Bir şehir hikayesi:

Çok güzel kocaman kocamaaan binaları ve geniş caddeleri var. Ve çokça da kumarhaneleri var. Üniversite caddesine gittik. 3-4 saate yakın yürüdük. Temiz bir şehir ama öyle çok aşırı janjanlı değil. Bizim çıktığımız saatte sokaklar boş gibiydi. Ancak dönerken (22:00 sularında) gençler yoğun bir şekilde belirmeye başladı. En sosyal aktiviteleri gece gezmeleriymiş. Hiç polis görmedim mesela. Şehir son derece güvenliymiş. Yani bizim İstanbul gibi kapkaç falan yokmuş. Ama yankesicileri varmış, onlarda çok zararsız çalışıyormuş…

Bir komik hikaye daha:

İlk gittiğimiz gece, ertesi sabahki toplantı için hazırladıkları klasörleri verdiler. Bu arada yanında tercümanı olmayan Bulgar bir bey bunların ne için olduğunu anlayamadı. İngilizcesi de yok. Almanca bilen olup olmadığın sordu. Ben yardımcı olabileceğimi söyledim. Ama organizatör kadında sadece Romence ve İngilizce biliyor. Önce adam bana soruyu almanca sordu, ben o soruyu Türkçe arkadaşıma söyledim, o da organizatör kadına İngilizce sordu. Aynı düzende de 2 kişi İngilizce – 2 kişi Türkçe – 2 kişi Almanca olarak iletişim kuruldu. Yani iki kişi konuşabilmek için 4 kişi gerekti…

Bir motive hikayesi:

Daha ilk gittiğimizin sabahı tercüman kız yanıma gelip, “ Ayy seni beğenenler var, en güzelleri Türkiye kızıdediler”… “Aaa a a kim diyor onu” dediğimde “Herkesss” dedi… Bir havalara girdim ki sormayın…

Demek ki ülkemi her türlü iyi temsil etmişim…

Bir başka hikaye:

Kahve molasında Arnavutluk’tan bir bayan ve Kosova’dan bir beyle aynı masada oturup sohbet ettik. Kosovalı Bey HIV pozitif bir doktormuş. Evli ve iki çocuk babası. Bana çocuklarının resimlerini gösterdi, çok şirinler ve ikisi de babalarına öyle sıkı sarılmışlar ki. Çok beğendim. Bende hemen kendi kızımın resmini gösterdim, çok şaşırdılar. Benim çok genç olduğumu ve hiç anne gibi durmadığımı söylediler. Sonra Arnavutluk’tan gelen kadın kendisinin 4 çocuğu olduğunu söyledi, kızımın enfekte olup olmadığını sordu, bende hayır cevabını verdim ve aynı soruyu ona sordum. Onun 3 çocuğu da HIV pozitifmiş. Çocuklarına doğumda önlem alınmadığı ve emzirdiği için geçmiş…!!! Ayyy bunu duyunca yüreğime güm !!!! diye bir şey oturdu. “Doğum yaptığım zamanlar HIV olabileceğim hiç alıma bile gelmemişti” dedi. Kadının gözlerin de ki hüzün benimde canımı acıttı, daha fazla bir şey sormadım, sormak istemedim… Çünkü bir anne olarak onun neler hissediyor olduğunu çok çookk iyi anladım…

Sevgi Yılmaz

Düşündüğüm gibi değil…

Ve Sevgi geldi…

Gözlerinde adı gibi sevgi dolu bir ışık vardı. Benim ise kafam karmakarışık ve kendimi yalnız hissediyordum. İçeri girdi, elimi tuttu…

Onun o sırada orda olması beni rahatlatmıştı. Ona olan bitenleri anlattım. HIV için yapılan testlerin sonuçları bir türlü çıkmak bilmiyordu. Kağıtlarıma baktı ve beni dikkatlice dinledi.

“Ne hissettiğini biliyorum!” dedi. Ve birden bana şu anda ne hissettiğimi söylemeye başladı:

“İnsanlara ne söyleyeceğini bilmiyorsun. Korkuyorsun, ailene, iş arkadaşlarına hatta sevgiline ne diyeceğini bilmiyorsun…”

Nasıl biliyordu? Ne hissettiğimi nereden biliyordu?

Ben sormadan cevap verdi;

“Çünkü ben de aynı yoldan geçtim…”

Birden bana korkularımın gereksiz olduğunu anlattı.

“HIV’den artık kimse ölmüyor. Bu kronik bir hastalık artık. Ömür boyu tedavi alıyorsun. Tedaviye ulaşmak artık eskisinden kolay ve ilaçlar çok gelişti. Günde bir hap alarak tedavi olabiliyorsun. Virüs bir süre sonra kanında tespit edilemeyecek seviyenin altına geriliyor ve inan bana kendine baktığın sürece hiçbir sağlık sorunu yaşamadan mutlu bir hayat sürebiliyorsun…”

Birden içim rahatlamaya başlamıştı. En canlı tanığı karşımdaydı, sağlıklı ve hayat dolu.

“Kısa sürede test sonuçların gelecek ve sen bu hastaneden çıkacaksın. Sonuç ne gelirse gelsin sakın korkma. Ben ve Pozitif Yaşam Derneği hep yanında olacağız…”

Bana Pozitif Yaşam Derneğinden bahsetti. Derneğin bütün hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilecektim. Üstelik kimlik bilgilerim hep saklanacak ve güvende olacaktım.

Ona bir sürü soru sordum: iş hayatı, askerlik, evlilik ve belki ileride çocuk sahibi olma…

Hepsine o kadar güzel cevaplar ver ki, testlerin pozitif gelmesi durumunda çalışabilecek, evlenebilecek ve hatta çocuk sahibi bile olacaktım. Bana bir sürü canlı örnekten bahsetti.

Rahatlamıştım…

Ve şunu fark ettim, HIV/AIDS düşündüğüm gibi değildi…

Çok yanılmıştım…

Mert Sönmez

Hastaneye yatıyorum…

Tüm bunların üzerinden uzun bir zaman geçti. Ve ben bir hata olduğunu bile bile test yaptırmaktan uzak durdum. Sadece cahildim ve test yaptırmanın aslında korkulacak bir şey olmadığını bilmiyordum.

Test yaptırmadım…

Ve bir gün gözlerimi hastanede açtım. Çok büyük bir hastanenin enfeksiyon servisinde HIV şüphesi ile yatırılmıştım. O zaman yapmaktan korktuğum testler için benden kan alındı…

Ve uzun zamandan beri tanıdığım arkadaşım Sevgi’yi aradım.

“Alo Sevgi, ben Mert! HIV şüphesi ile hastaneye yatırıldım…”

Mert Sönmez

HIV ve Askerlik

Askerlik tüm erkeklerin hayatında çok önemli bir konudur.

Aslında çocukluktan beri askerliğimin nasıl olacağını merak ederdim.

Ve bir gün HIV durumumdan ötürü askere gidemeyeceğimi öğrendim. Önceleri çok sıkıntıydı bu hayatımda. İşyerim öğrenirse? Başka bir iş başvurusunda ortaya çıkarsa? Ya askeriye raporda ayan beyan HIV pozitif yazarsa? Tüm bu öngöremediğim sıkıntıları düşünürken askerlik tecilim dolmak üzereyken artık bir şeyler yapmak gerekirdi tabii.

İnşallah bu yazımı askere gitme aşamasında olup tanı alan ya da HIV ile yaşayan askerlikten muaf olacak arkadaşlar okur da benim yaşadıklarıma biraz daha idmanlı olurlar. Önce kalktım bağlı bulunduğum askerlik şubesine gittim ve hastaneye sevkimi istedim tabi bu istemekle olacak şey değil, önce saatlerinizi hatta günlerinizi bu uğurda vermeyi göze alın ve metanetli olun.

Nihayetinde askeri bir kurum olduğu için her şey prosedür her şey onların istediği gibi süregeliyor zaten siz kendinizi de yırtsanız süreci 1 dakika bile kısaltamıyorsunuz.

Temmuz sonunda tecilim biteceği için mart ayında müsait olduğum zaman bu işlemi yapayım aradan çıksın dedim. Askerlik şubesine hastaneye sevkim için başvurduğumda önce kütüğünüz nerdeyse oraya faks gönderiyorlar ve faksın gelmesini bekliyorsunuz 1-2 gün. Tavsiyem kütüğünüz neresi ise o askerlik şubesinin telefonunu alıp takip etmenizdir. Gelen faks cevabı “temmuz ayına kadar tecilli olduğu için hastaneye sevki uygun değildir”… yani teciliniz hangi ay bitiyorsa o ayın başından itibaren işlemlere başlamalısınız. Hani ben bu ay müsaittim hazır müsaitken de gidip halledeyim olmuyor. Temmuzu bekledim ve temmuzun başında tekrar gittim faks gönderildi ve cevap işlemlere başlayabileceğim yönündeydi. Tabi sevk alma işlemi süresinde her memur “neden sevk alıyorsun?” sorusunu soruyor kronik bir rahatsızlığım var diyorum. Göz ucuyla bakıyor “neymiş bakalım rahatsızlığın?” sanki yalan söylüyorum. İmmün yetmezliği hastasıyım diyorum.” Haaa o nedir?” diyor…

Ben de HIV Pozitifim diyorum.

Sonra 15 tane fotoğraf isteyip bir sürü evraklar hazırlayıp en sonunda da kapalı bir zarf içinde en geç 2 gün içinde askeri hastaneye başvuru yapılması şartıyla ve 1 ay sonrada tekrar askerlik şubesine hastanenin vereceği belgeyi ibraz etmek koşulu ile salıyorlar beni dışarı. Çünkü verdikleri sevk 1 ay geçerli. 1 ay içinde ben HIV pozitifim hastanede bunu onayladı işte belgesi demedikçe muaf olmayı unutun. Aksi halde asker kaçağı durumuna düşüyorsunuz ve işler sarpa sarıyor. O kapalı zarfı bir an önce ilgili askeri hastaneye götürmek gerekiyor. Ben işten 1–2 saat izin almıştım geri dönerim diye ama nerde.

1–2 günde bitse öp başına koy. Neyse ki askerlik şubesi işini hallettim sanıyordum. Sırada askeri hastane vardı hazır izin almışım bari bunu da halledeyim deyip attım kendimi askeri hastaneye…

Deniz Türk

All the things she said – Onun tüm söyledikleri

Bir şekilde ona ulaştım. Tek istediğim onun hakkında duyduklarımın ne kadar doğru olduğunu öğrenmekti. İstediğim şey veya belki de hayalini kurduğum şey bana duyduklarımın hepsinin birer yalan olduğunu söylemesiydi.

Ancak olmadı…

Bana HIV pozitif olduğunu söyledi. Evet, doğruydu…

Bilgisayarımda TATU’da “All the things she said” çalıyordu….

 

All the things she said

All the things she said

Running through my head

Onun tüm söyledikleri

Onun tüm söyledikleri

Aklımdan çıkmıyor

Aklımdan çıkmıyor

This is not enough

Bu yetmez

Im in serious shit,

Cidden b.k a battım

I feel totally lost

Tamamen kaybolmuş hissediyorum kendimi

If Im asking for help its only because

Being with you has opened my eyes

İmdat diye bağırıyorsam, bil ki,

Seninle birlikte olmak gözlerimi açtı; Ondandır..

Could I ever believe such a perfect surprise?

Böylesi Şahane bir sürprize inanabilecek miyim acaba?

I keep asking myself, wondering how

Sorup duruyorum kendime, merak ediyorum nasıl oluyor

I keep closing my eyes but I cant block you out

Gözlerimi kapatıyorum, ama seni düşüncemden çıkaramıyorum

Wanna fly to a place where its just you and me

Sadece ikimizin olduğu bir yere uçmak istiyorum

Nobody else so we can be free

Başka hiçkimsenin olmadığı; böylece özgür olabiliriz biz de

All the things she said

All the things she said

Running through my head

Onun tüm söyledikleri

Onun tüm söyledikleri

Aklımdan çıkmıyor

This is not enough

This is not enough

bu yetmez

bu yetmez

And Im all mixed up,

Ve kafam çok karışık

Feeling cornered and rushed

Hırpalanmış ve kalıplandırılmış gibi hissediyorum

They say its my fault but I want her so much

Bunun benim suçum olduğunu söylüyorlar ama onu o kadar çok istiyorum ki..

Wanna fly her away where the sun and rain

Come in over my face, wash away all the shame

Onu öyle bir yere götürmek istiyorum ki..

Güneş ve yağmur, orda, yüzümün üstüne gelerek, tüm ayıpları yıkayacak.

When they stop and stare – dont worry me

Durup dik dik baktıkları an, benim için kaygılanma

Cause Im feeling for her what shes feeling for me

Çünkü onun için hissettiğim şeyler, onun bana hissettikleri..

I can try to pretend, I can try to forget

Deneyebilirim rol yapmayı, deneyebilirim unutmayı

But its driving me mad, going out of my head

Gel gör ki, bu beni deli ediyor, beni aşıyor

Mother looking at me

Bana bakan anne

Tell me what do you see?

Söyle bana, ne görüyorsun?

Yes, Ive lost my mind

Evet, aklımı kaybettim

Daddy looking at me

Bana bakan baba,

Will I ever be free?

Özgürlüğüme hiç kavuşamayacak mıyım?

Have I crossed the line?

Haddi aştım mı?

Mert Sönmez

“Biz HIV ile yaşayanların başı dik”


Bölüm 7

Bir önceki yazımda bahsettiğim 2. olayı yazmaya başlıyorum.

Daha önce İstanbul Çapa Dişhekimliği Fakültesi’ne şans eseri  nasıl sevk aldığımı yazmıştım. Yine aynı hekime gidip tüm şirinliğimi takınarak, tekrar şansımı denemek istiyordum. Normalde hayatta öyle başka yere sevk falan vermezler. Ama benn aldım.  Yine aynı bey efendiye gittim ve odasını tıklattım:

Sevgi : (Mütevazı bir gülücük ile) Merhabalar… Anımsadınız mı beni?

Örnek dişçi :Hımm ! sima yabancı gelmedi ama ….

Sevgi :(hemen koltuğun ucuna ilişip oturdum ve) Ben 6 ay kadar önce sizden İmmün Yetersizliğim nedeniyle Çapa Dişhekimliği Fakültesi’ne sevk almıştım. Süresi bitti de, acaba yineleyebilir miyiz diyorum? Hem yapılan işlemlerim de yarım kaldı.

Örnek dişçi :Haa evet. Raporunuz var mı elinizde?

Sevgi :Eveeet. Bu sefer hazırlıklı geldim. Geçen sefer raporum yanımda değildi ve ben HIV pozitif olduğum konusunda kendimi size inandırana kadar epeyce bir zorlanmıştım.

Örnek dişçi :Şimdi sorun o değil. Seninle alakalı değil yani. SSK’da kalkıp bize ‘bu hastaya neden siz bakmıyor da sevk ediyorsunuz’ diyor. Onun için elinde böyle bir rapor olursa bizde, fakülte şartları takip açısından daha iyi oluyor diye rahat yollayabiliyoruz. Yoksa bizde burada bakar yaparız sorun değil.  Ne yapıldı dişlerine?

Sevgi : Dün dolgularımın bir kısmı tamamlandı. Diğer yarısı da şubata ertelendi. Ama şimdi acil olarak bir kanal tedavisi gerektiren bir dişim var, ısıya çok duyarlı hale geldi ve zaman zaman ağrısını hissettiriyor.


Örnek dişçi      :Biz yapalım dişlerini !!! (Hoppaallaaaa… Millet HIV pozitif bakmamak için elinden geleni yapar, satacak sepetleyecek yer arar, bu adam gönüllü oluyor. Bravo walla)

Sevgi :Siz kendiniz  hasta alıyor musunuz?

Örnek dişçi      :(Gizli bir bilgiyi onaylar ve çookk nadir hasta baktığını ima eden bir yüz ifadesi ile evet anlamında başını salladı)

Sevgi :Eee iyi o zaman siz yapın benim dişlerimi. Hem böylece şubata kadar da beklememiş olurum. Ama bana da geç bir tarih verecekseniz o zaman fakülteyi beklemem daha iyi olur çünkü orada daha implantım da yapılacak. Yalnız dolgu yaptırırken benim bir şartım oluyor. Anestezi yapılmadan dayanamıyorum ben. Uyuşturursanız gelirim size… (Aayy dişimi yapan bulmuşum, bir de hekime şart koşuyorum.

Örnek dişçi :SSK implantı karşılamıyor haberin olsun. Anesteziye de pek yanaşmıyoruz biz. Çünkü hastanın verdiği reaksiyonla dişin ne derecede ve derinlikte çürük olduğunu anlıyoruz.

Sevgi :Siz daha önce hiç dolgu yaptırdınız mı?

Örnek dişçi :Hayır bende çürük olmaz .

Sevgi :Onun için anlamıyorsunuz beni. Alet sinire denk geldi mi nasıl da zıplıyorsunuz yerinizde. Yaptırsaydınız anlardınız beni.

Örnek dişçi :Röntgenin falan var mı yanında? Bir bakayım.

Sevgi :Var var….

Örnek dişçi :(Baktıktan sonra) Oooo işlemlerin çokmuş senin. İstiyorsan burada da yaparız dişlerini ama takip açısından fakülte daha sistemli olur. Sevkin için de sen ocaktan sonra gel bana. Yıl devrinden sonra olması, tarih açısından da senin için çok daha iyi olur. Bu kapanan sevkinin de ödemesini yıl başı gelmeden git al. Yoksa hakkın yanar alamazsın. Fakülteye ön ödeme yaptığın paraların, oradan toplu faturasını kestir, önüne de ……söyle sööyylee böyle böyleee diye  bir dilekçe yaz ve Fındıklı SSK’ya başvur. Senden birde banka hesap numarası isteyecekler. Dosyan incelendikten sonra para az bir kesinti ile hesabına yatar.

Sevgi :Çok, çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. Pekkiii size bir şey daha soracağım. Şimdi HIV pozitif olan ve sevk problemi yaşayan arkadaşlarımı da size yönlendirsem, yardımcı olur musunuz?

Gözlerini hafifçe kısarak, başına nelerin geleceğini kestirmeye çalışan bir ifade takındı ve tatlı tatlı gülümsedi.

Sevgi :Meraklanmayın tüm arkadaşlarımı buraya yığıp sizi zor durumda bırakmak niyetinde değilim.

Örnek dişçi :Tamam peki. Geldiklerinde senin adını versinler, yardımcı olurum. (Heyytt! torpile bak)

Sevgi : Tekrar çok teşekkür ederim. Her yerden bu kadar kolay sevk alınmıyor. Geçen yıl Xhastanesinde yabancı uyruklu HIV pozitif bir kadın arkadaşımıza çok kötü muamele yapmıştı. Diş hekimi kendisine çok feci hakaretler etmiş ve ‘işte senin gibi pislikler, o…..’lar bu ülkeye hastalık taşıyıp bulaştırıyor, Allah kahretsin ne yapacağım şimdi ben bu aletleri  diyip, muayene ettiği aletleri çöpe fırlatmış. Orada bulunan başka bir meslektaşı ‘aman hocam ne yapıyorsunuz yavaş olun biraz’ diyerek ikaz etmiş. Bu yabancı uyruklu arkadaşımız Türk bir beyle evli. Evli barklı kadına kendi önyargıları sebebiyle hakaret etmiş. Üstelik iffetine laf ediyor kadının. Affedilir şey değil. Dernek olarak hem kendisine hem de baş hekimliğe uyarı niteliğine bir yazı gönderdik.

Örnek dişçi :(Meslektaşı adına utanç duyarak başını öne eğerek) kim o hekim? Adını biliyor musunuz?

Sevgi :Evet biliyorum. Hülya B……

Örnek dişçi :Hımm evet o bölümün başında Hülya var. Bilmem nereden…tanıyorum kendisini. Burada gelen hastaların özel hayatları bizi kesinlikle ilgilendirmez. Nereden gelmiş, napmış, neciymiş bizi alakadar etmez.  Önemli olan işlerinin yapılması.

Sevgi : Keşke tüm bölüm başları sizin gibi olsa. Bu arada Pozitif Yaşam Derneği’ni duydunuz mu?

Örnek dişçi :Evet duydum.

Sevgi                  :(Sevindirik oldum birden) Aaaa nereden duydunuz?

Örnek dişçi :Duydum işte. Ben pek yanaşmıyorum öyle şeylere (üzerine iş yıkıp, üye falan edeceğim diye korktu herhalde) Benim sosyal tarafımda çoktur. Serdar’la bilmem ne toplantılarında beraberiz.

Sevgi :Aaaa ne güzeell… Ben derneğin üyesiyim. Ben böyle çok konuşan biri olduğum ve hak ihlallerine dayanamadığım için bu alanda savunucu oldum.

Size hemen merkezimizin broşüründen vereyim. Web sitemizi ziyaret ederseniz bizi daha yakından tanır ve faaliyetlerimizi görebilirsiniz. Ayrıca kendi hastane dönemimi de yazmıştım onu da okuyabilirsiniz. ‘+’lı Yaşam’ diye geçiyor (Reklammlaarrrr… ). Ben artık müsaadenizi istiyorum. Ocak ortası gibi tekrar gelirim size. Tekrar teşekkürler. Görüşmek üzereeee…

Çok şükür çıkabildim.

Süper dişçi beyimizle geçen hafta Ankara’da Gazi Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi konuşmacı olduğum panelden, oranın  dekanlık olarak da ne kadar duyarlı olduğundan da bahsettim. Meğer oranın dekanıyla da çok samimi arkadaşmış ve aynı sene mezun olmuşlar. Gerçekten Dekan Gökhan bey bizimle çok ilgilenmişti…

Bir önceki hemşire olayını da aslında ben kendi adıma kafama takmazdım. Cahillik işte der, güler geçerdim. Ama her HIV pozitif benim gibi gülüp geçemez. Öyle bir olaya maruz kaldı mı utancından omuzları düşer ve sesini bile çıkartamadan gitmek durumunda kalabilir. Bizler bunlara ses çıkartmazsak, onlar bu yaptıklarının normal olduğunu düşünmeye devam edecekler. Biz HIV ile yaşayanların başı dik… Bizler utanılacak bir virüsü taşımıyoruz. Onlar bu cehaletlerinden ve yaptıklarından utansınlar…

Sevgi Yılmaz

“Özel durumunuzdan dolayı”


Bölüm 6

Bu gün 2,5 saat içinde yaşadıklarımı ve becerdiğim işleri anlatayım:

1. Olay:

Dün bahsetmiştim ya, kanal tedavim için bugün tekrar diş fakültesine gideceğim ve gün alacağım diye. Dün dolgularıma yardım eden kızla birlikte Endodonti bölümünde ki doktor ile görüşecektik. Doktor Hanım bu gün gelmemiş. Oradaki hemşire(!) “siz biraz dışarıda oturun ben kendisini arayayım size bilgi veririm şimdi” dedi. Çıktım 10 dakika kadar bekledim. Orta yaşlarda kısa boylu hemşire mimiksiz bir yüz ifadesiyle yanıma geldi ve

Hemşire :Kanal tedaviniz yapılırken doktorların giydiği cerrahi önlükleri set olarak sizin dışarıdan alıp getirmeniz gerekiyor

Sevgi :Nedenmiş o?

Hemşire :(Bilmiş bir edayla ve çenesini yukarı doğru kaldırarak) Sizin özel durumunuzdan dolayı

Sevgi :Ne fark eder! Kimin ne taşıyıcısı olduğunu bilemezsiniz. Fakültede birçok kez, birçok işlem yaptırdım ve hiçbir  bölümde de böyle bir şeyle karşılaşmadım.

Hemşire :O bölümlerin dernekleri var, bizim bölümün yok onun için siz alacaksınız (!)

Sevgi :(Duralayarak ve bana hak etmediğim bir şey mi geçiriyorlar diye düşünerek) Tamam peki gerekiyorsa alırım. Ne deyip de almam gerekiyor bu seti. Yani ne olarak soracağım ve nereden temin edebilirim?

Hemşire hemen yan odada birine diş muayenesi yapan doktora dönerek: “Selçuk Beeyyy… Hani böyle hepatiti falan olanlara bakarken doktorların giydiği önlük setine ne deniyor?”

Selçuk Bey:Tek kullanımlık Cerrahi önlük seti deniyor’ dedi ve beni de şööylle bir süzdü. Ama bu bakış ‘özel vaka mı?’ bakışıydı.

Sonra hemşire bana dönerek ve tam salonun ortasında durarak yüksek sesle:

Hemşire :Buraya yazıyorum. Ayrıca sizin cep telefon numaranızı da alayım. Işıl Hanım tarih belirleyince biz size haber veririz. Buranın numarasını da yazayım, sizde sorabilirsiniz. Ben haftaya burada yokum. Aradığınızda burada olacak olan hemşire arkadaşa (ses tonu yükselerek ve kelimeyi vurgulayarak) HIV pozitif olduğunuzu, durumunuzu mutlaka ona da söyleyin ki haberi olsun

dediiii…  ‘Tamam’ dedim ve bir hışım kapının önüne  çıktım, durdum. ÇOK SİNİRLENDİM !!! İçimden bir ses içeri geri gir “cahiiilll…. kara cahil… sen ne hakla benim tanımı böyle ulu orta açıklarsın” diye bağırmak geldi içimden.

(Şşşttt! sen sus bakayım içimdeki şeytan) Ama yok bu böyle olmaz. Bağrınıp söylensem ben haksız duruma düşecektim. Onun için sakince ve etkili hareket etmeliydim.  Hemen bir kat aşağıya Aslan Hoca’nın odasına gittim. Beni yukarıya onlar yönlendirmişti ve bir problem yaşadığımda gelebileceğimi söylemişlerdi. Dakkika 1, goooll 1… ben damladım aşağıya…

‘Tıkk… Tıkkk.. tııkkk…’

Yok. Aslan Hoca odasında değil. Hemen mavi kliniğe gidip Emine Hanımı sordum. Emine’yi de bulamadım…

Koridorda Emine’nin arkadaşını gördüm ve nerede olduğunu sorduğumda, onun büyük salonda hasta baktığını öğrendim. ‘hımm konuşmam gereken önemli bir konu vardı da, aslında Aslan Hoca’ya baktım ama o da odasında yok’ deyince kızcağız ‘gelin ben sizi Emine’nin yanına götüreyim, hasta bakıyor ama sizinle konuşur’ dedi. Emine’nin yanına gittim ve üst katta yaşadıklarımı anlattım.

Sevgi :Acaba ben mi alınganlık yapıyorum diye düşündüm? Ama en son o hemşirenin yüksek sesle tanımı herkesin önünde deklere etmesi beni çileden çıkarttı. Şu an gerçekten çok sinirliyim (!) Hem o önlükleri gerçekten benim mi almam gerekiyor? Gerekiyorsa tabii ki alırım. Yanlış bir şey yapmamak için önce size sormak istedim.

Emine :Çok, çok haklısınız… Ve bunları yapan eğitimli insanlar. Hemen Aslan Hocayla bir konuşalım, onunda bundan haberi olsun. Gelin benimle… derken bir yandan hastanın ağzına pamuklar tıkalıyordu. Hastasından özür dileyerek ve müsaade alarak benimle birlikte Aslan Hoca’nın odasına geldi.

Fakültede  profesörlerin odalarının dışarıdan kapı tokmakları yoktur, her biri kendi anahtarıyla girer. Emine kapıyı anahtarıyla açtı, girdi ve 5 dakika sonra beni içeri davet etti. Aslan Hoca ile tokalaştıktan sonra neler olduğunu tekrar anlatmamı istedi. Anlattım… Fakülte içerisinde, özellikle de eğitimli insanların böyle şeyler  yapmalarına ne kadar kızdığını, benim çok haklı olduğumu dile getirdi. Sonra dekan yardımcısı olan Serdar Çintan’ı aradı ve yaşanan durumu özetledi:

–   Yaaa Serdar’cım… benim takip ettiğim HIV pozitif bir hastamız vardı ya, Sevgi Hanım, kendiside şu an yanımda, yaa yukarı da durumuyla ilgili kendisine çok kötü davranmışlar. Ne yapalım bunlara? Ana bilim dalı başkanlarını toplayıp bir konuşalım, eğitsinler personellerini…

Aslan Hoca bunları söylerken bunları sanki kendi yaşamış gibi sinirlenmişti. Aaahh aahh hayranım bu hekime…  O konuşsun ben dinliyeyim…

Telefonu kapattıktan sonra “Serdar Bey şuan dekanın yanındaymış. Siz şimdi hemen oraya gidin ve durumu sıcağı sıcağına orada da anlatın, dekan da duysun bunları” dedi. Ben Aslan Hoca’dan aldım gazı, fişşşeekk gibi gidip soluğu dekanın odasında aldım. Odaya girdiğimde dekan ve dekan yardımcısı Serdar Bey ve bilmem ne başı bir bey daha beni karşıladılar. Olayı bir kez daha orada da anlattım. Ben anlatıp isim kullandıkça Serdar Bey’de bir yandan notlar alıyordu. ‘Peki dün dolgularınızı yapan asistan mıydı?  O da tanınızı yüksek sesle söylemişti değil mi? Adı neydi onun? Şimdi size Işıl Hanım mı bakacaktı? O demin sizi üzen hemşire hangi bölümdeydi? Peki dün dolgularınız yapılırken asistanın giydiği önlüğü de siz mi aldınız? diye sorular sordu. Teekk tekkkk hepsini ispiyonladım Sadece özel vaka odasında böyle hazırlık yapıldığını ve önlük giyildiğini, diğer yan tarafta hiçbir öğrenci ve asistanın ne önlük, ne bone, ne de gözlük taktığını görmediğimi söyledim. (Zaten standart önlemlerin dışında bir şey yapmaya gerek yok)

Dekanda anlattıklarımı duydukça ağzını büzerek üzgün olduğu anlamına gelen mimikler yapıyordu.

Serdar Bey       :‘Tamam siz meraklanmayın Sevgi Hanım. Ben gerekenleri yapacağım, sizi en kısa zamanda arayacaklar. O önlükleri de siz almak durumunda kalmayacaksınız. Hafta içi sizin dernekteyim, danışma kurulu toplantımız var.  Daha önce de gelmeyi çok arzu ettim ama yoğunluk nedeniyle gelemedim. Geçen Güven Hocada Ankara’da yaptığınız panelden bahsetti, çok başarılı geçmiş.

Sevgi :Aaa evet. Sizleri merkezimizde görmek bizleri çok mutlu eder. Her zaman memnuniyetle bekleriz. Evet Güven Hoca’nın sunumuna da bayıldım ben. Ne kadar güzel ve bilgilendiriciydi. Ben yaptığım konuşmamda sizin, Aslan Hoca’nın ve bölümünüzün de adını zikrettim. Ne kadar duyarlı ve doğru hizmet verdiğinizi, sizleri çok takdir ettiğimizi dile getirdim. Burada da böyle eğitici seminer, panel, ne olursa dernek olarak her zaman destek vermek için hazırız.

Serdar Bey : Çok teşekkür ederim. Aslında burada teşekkür edilecek bir şey yok. Yapılan tüm hizmetler, hijyen kuralları vesaire hepsi zaten olması gerekenler.Biz bunları düzgün yaptığımız için farklı görünüyor. Güven Hoca yıllarca hijyen konusunda olması gerenleri anlatmaktan dilinde tüy bitti. Bu kurallar sadece size özgü değil, herkese yapılması gereken prosedürdür. Evet eğitici seminerler için aslında tüm anabilim dalı başkanlarını toplayıp bir eğitimden geçirsek ne iyi olur.

diye konuştuk ve ben anlaşılmaktan, dinlenilmekten, böyle duyarlı insanların varlığını görmekten, en çok da hatalı iş yapan servisini ispiyonlamış olmaktan  son derece memnun bir şekilde ayrıldım.

2. olayı yarın okuyabilirsiniz…

Sevgi Yılmaz

İlk “HIV ile yaşam” seminerim…

Bölüm 5

13 Aralık 2006 Salı günü Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı’nın 2006 Türkiye temsilcisi Serap Hanım vasıtası ile Ankara Gazi Üniversitesi Diş Fakültesi’nde bir panele Pozitif Yaşam Derneği adına konuşmacı olarak davet edildim.

Serap Hanım bana, daha önce birlikte çalıştığı “Güven Hoca’da seninle aynı uçakta gelecek” demişti. İstanbul Diş Hekimliği Fakültesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Başkanı olan Güven Bey’i sima olarak tanımıyordum. Ankara’ya indiğimde transfer aracı beni karşıladı ve şoför “Güven Külekçi’yi de beklememiz gerekiyor” deyip onu karşılamaya gitti.  Beni de üşümemem için araca bindirdi. Kısa bir süre sonra transfer görevlisi çocuk belirdi ama, aaaa aaaa yanında ki o kendinden emin yürüyüşlü hoş kadın da kim öyle? Eeee hani Güven Bey nerede?

Kadın arabaya bindi ve

–          Merhaba hoş geldiniz, ben Sevgi

–          Merhaba. Ben de Güven

Huupppsss yani Güven Bey değil kadınmış. Biz tanışma kısmını yaparken şoför aracı 5. vitese takmıştı bile…

Üniversitenin dekanı Gökhan Bey ve yardımcısı bizi çok sıcak karşıladı. Panel saati geldiğinde büyük amfi salona geçtik. Salon neredeyse %90 oranında doluydu. Akademisyenlerin ve öğrencilerin olduğu salonda en az 500 kişi vardı. Salonda oturacak yer kalmamış, insanlar ara basamaklara oturmuştu. Panelde konuşmacı olarak: Gazi Üniversitesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi ABD Anabilim Dalı Doç. Dr. Nesrin Çobanoğlu, İstanbul (Çapa) Dişhekimliği Fakültesi Mikrobiyoloji Dalı Bşk. Prof. Dr. Güven KÜLEKÇİ ve Dt. Serap Asar Brown vardı. En önce destaannn gibi bu kişilerin özgeçmişleri okundu. Ben en son sürpriz konuşmacı olacaktım. Tabii orada bulunan kameramanlar ve medya mensupları dışarı çıkarıldıktan sonra. Sunumlar bittikten sonra Serap Hanım ile göz teması kuracak ve eğer ben istiyorsam çıkıp konuşacaktım.

Her birin sunumu çok güzel ve çarpıcıydı. Seminer hekimliğe yönelik, biz HIV pozitiflere hakkımız olan hizmetlerin kaliteli sunulabilmesi için çok da bilgilendiriciydi. Serap Hanım HIV ile yaşayan Garo’nun yaşam öyküsünü anlattığı  ‘Mandalina Kabukları’ ses kaydını tüm salona dinletti. Sonra medya mensubu olup olmadığını kontrol ederek ve fotoğraf alınmamasını söyleyerek beni sahneye davet etti. O ana kadar “ben ne halt edeceğim şimdi, ooff amma da kalabalık salon. Çıkmasam mı acaba? Ama bu kadar kalabalık bir kitleyi bilgilendirmeden kaçırırsam da yuuhh olsun bana” diyerek uyuşan ve uçları buz gibi olmuş parmaklarımı ovalayıp oturuyordum. Yüreğimde çokkk derinlerde garip bir heyecan vardı ama bir o kadar da çok soğukkanlı görünüyordum. En sonunda kendime ‘Amann ben mi konuşamayacağım. Çıktım mı aslanlar gibi de anlatırım’ dedim.

İç dünyamda onu bunu derken kendimi bir an sahnede, mikrofonun önünde buldum. Gerçi bir ara sahneye şöyle ağır ağır yürüyüşümü hatırlıyorum.

Mikrofona eğilerek ve salonda hemen herkesle göz kontağı kurmaya çalışarak:

–     Merhabalar… Az önce koltuğumdan buraya bakıp dinlemek çok daha rahattı. Buradan salona bakmak epeyce farklı.

Başta benim özgeçmişim okunmadı. Onun için sizlere kendimi ben anlatayım. Ben Pozitif Yaşam Derneği üyesiyim.

Az önce Serap Hanım sunumu sırasında salona ‘daha önce aranızda kaç kişi bir HIV pozitif gördü?’ diye sormuştu. Yanılmıyorsam sadece iki kişi el kaldırmıştı. Evet…! Şu andan itibaren bu salonda bulunan herkes bir HIV pozitif görmüş durumda. Ben 2 yıldır HIV ile yaşıyorum. Tanı aldığımda AIDS tablosundaydım….. dedim ve öncesinde yaşadığım fiziksel  rahatsızlıkları, hastane dönemimi, nasıl aylarca bakıma muhtaç kaldığımı, tanı anı neler hissettiğimi/mizi, ilaçlarıma başladıktan sonra hayatı nasıl geri kazandığımı, 6 ay sonra tatilde rafting bile yaptığımı anlattım…

Sonra benim diş servislerinde yaşadığım örnekleri paylaştım:

–        Fakülte de tedavime başlamadan önce yıllardır aile dostumuz olan İlker Bey’e / burada adını söylemekten çekinmiyorum, nasılsa hangi İlker olduğunu bilmiyorsunuz; sarı çizmeli İlker ağa diyelim. (salonda kahkaha…) Ben duyarlı olduğum için İlker beye HIV tanısı aldığımı açıkladım. Hem kendine hem de bana daha dikkat etsin diye. İlker Bey’ler 2 ortak çalışıyorlar (dedim, dememle salonda kocaman bir kahkaha koptu) Ayyhh pardon ben dişçiliği şirketleştirdim galiba. Bizim bu Sarı çizmeli İlker ağa benim HIV + olduğumu duyduğu anda ‘hayy Allah dişlerinde kanama olduğunda seninle de çok uğraştık. Şimdi bizimde gidip test yaptırmamız gerekecek’ demişti. Ve o gün benim tedavimi ortağı  yapmıştı. Sonra ki haftalarda gitmek için ne zaman arasam ya suları kesikti ya da temizlik vardı. Hep bir sonraki haftaya kalıyordu. Baktım bu haftalar hiç bitmeyecek ben en iyisi fakülteye gideyim dedim.  O zaman en çok diş doktorumu değil, bir dostumu kaybettiğim için üzülmüştüm. Sonra Prof. Dr. Serdar Çintan ve Prof. Dr. Aslan Gökbuget tarafından takip edilmeye başladım. Bakın HIV+ olmanın iyi tarafları da var. Yoksa böyle prof’lar bana nerdeee bakacaklar…

Sonra da implant  için gittiğimde yaşadığım olayları. o bölümün ne kadar duyarlı ve bilinçlenmiş olduğunu uzun uzun, ballandıra ballandıra anlattım.

–  Sizler bu işin eğitimini alıyorsunuz. Sizlerden ricam işinizi hakkıyla yapın ve sarı çizmeli birer hekim olmayın.

Konuşmam bittiğinde Allaaaahhh salonda bir alkış koptu ki sormayın. Nesrin Hanım da “en güzel etik dersi siz verdiniz. Bunların üzerine söylenebilecek başka hiçbir söz yok” diyerek bana sarıldı ve öptü. Ben tekrar mikrofona eğilerek “bu alkışları kendim için değil, tüm HIV ile yaşayan ve yaşamış olan  (vefat edenler yani  ) arkadaşlarım  için istiyorum” dedim ve kendim de dahil olmak üzere tüm salon alkışladık…

Soru soranları yanıtladım. Arka taraflardan bir kız “bu hastalığı nasıl kaptığınızı biliyor musunuz? Ve öğrendikten sonra günlük yaşantınızda ne gibi değişiklikler oldu?” diye sordu. Ben deeee “Sizce bu virüsü nereden almış olduğumun bir önemi var mı?” diye karşı bir soru sordum. Tüm salon ‘Haaaayyıııırr yoookkkk’ dedi.

–  Size tedavi için bir HIV pozitif geldiğinde, sen eşcinselsin, sen seks işçisisin sizlere bakmam, ama sen bir ev kadınısın sana bakarım mı diyeceksiniz? Sizlerin bunu deme ve seçme şansınız yok. Ayrıca kimde virüs olduğunu da asla bilemezsiniz’ dedikten sonra sorusunun geri kalan kısmını da yanıtladım.

Panel bittiğinde konuşmacılara çiçekler takdim edildi. Bana da pembeli beyazlı bir demek çiçek verdiler. Sonra da kokteyle geçtik ve soru cevaplara orada da devam ettik. Çoğu kişi benim ne kadar doğal olduğumdan, gözlerimin içinin parladığından ve konuşmamdaki esprilerimi çok güzel ve yerinde kullandığımdan  söz ettiler (artık benim havaları düşünün) Kalabalık bir grup öğrenci ile konuşmam sırasında “mezun olduktan sonra hanginiz beni tedavi etmek ister” diye sorduğumda hiç biri bir saniye bile tereddüt etmeden el kaldırdı. Harika…

Hava alanına dönerken de Güven Hocayla çok sohbet ettik. O bile bana daha sıcak bir tavır içerisindeydi. Konuşmamı çok beğendiğini defalarca dile getirdi.

Güven Hoca ile uçaklarımız yarımşar saat ara ile farklı uçuşlardı. Ben dalmışım neredeyse uçağı kaçıracaktım. Uçağa en son ben bindim. Cam kenarına geçmek için koridor tarafında oturan 65 yaşlarındaki bey bana yol vermek için ayağa kalktığında bana bakarak İngilizce flowers falan filan bir şeyler dedi. Bir o kelimeyi anladım, çiçekle ilgili bir şey diyordu. Tabii gerisini anlamadım. Arka sırada oturan biride o ecnebi adamın bana (artık ne dediyse) söylediğine güldü. Anlayamadığım için sinir oldum oturdum… 5 dakika sonra yanımdaki ithal adam bir diğer sıradaki adama almanca bir şeyler söylediğini duydum. Sonra ben kendisine almanca bilip bilmediğini sorduğumda, onun meğerse orijinal bir alman olduğunu öğrendim. Biz bir başladık muhabbete… Alaman kankam bana; bu çiçekler yoksa düğün çiçeği mi? öyleyse mutluluklar demiş… Ne alakaysa. Ben giyinmişim kara kırmızı. Gelinlikli bir halim mi vardı ki…

İş seyahati için burada olan, benim kanka almanla Türkiye’nin turistik yerlerinden, dünyanın 7 harikalarından,ülkelerin sosyal yapılarından, benim ne iş yaptığımdan…. falan falan bahsettik. Bana ne iş yaptığımı sorduğunda, önce ‘yoksa film artisti – sanatçı falan mısınız?’ dedi. Güldüm. Acaba yüz yüze tanışmadığım kişiler beni kafalarında nasıl canlandırıyorlardır. Keşke resmedebilseydiniz, bende görebilseydim…

Kankama HIV ile yaşayanlar için çalıştığımı anlattığımda; ‘yaptığın iş karşısında şapkamı çıkartıyorum’ dedi ve dernekçe yaptığımız işleri çok takdir etti… Ve ‘Afrika’yı biliyoruz oralar çok feci durumda, peki Türkiye’de durum nedir?’ diye sordu. Ben ilaca erişimin olduğunu ancak çok fazla damgalanma ve ayrımcılığın olduğunu anlattım. Adam çok şaşırdı ve ‘eeee buradakiler bunun öyle kolay kolay bulaşmayacağını bilmiyorlar mı?’ diye sordu ve tek tek bulaş yollarını, nasıl bulaşmayacağını anlattı. Hayran bilgililiğine oldum. Alamanın normal vatandaşı bile böyle bilgili ve bilinçli… Hele kurban olam ben bilgili insanlara…

Sonra adamcağız iş seyahatlerini ayın 22’sine kadar tamamlayıp mutlaka evinde olması gerektiğini yoksa karısının ona çok kızacağını söyledi. “Noel ağacının en üstündeki yıldızı yakmak benim görevim. Bunu yapmazsam karım bana çok kızar” dedi.

Sohbetinden çok keyif aldım… Ayy sonra kendime de hayret ettim. Bazen almanca konuşurken uygun kelimeyi bulamadığımda takılırım. Ama bu sefer tek bir kelime bile takılmadan çan çan konuştum. Sanırım ben karada konuşurken takılıyorum. Havada yabancı dil konuştum mu sorun yok.

Bir Ankara gezimi de böylece tamamlamış oldum. Eve vardığımda topuklarım acıyordu neredeyse. Eeeee güzellik için tüm gün o sivri topukların üzerin de yürürsem böyle olur.

Not: İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Mikrobiyolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof Dr Güven Külekçi’nin “Diş Hekimliğinde HIV bulaşması ve İnfeksiyon Kontrolü”yazısını buradan okuyabilirsiniz:

http://pozitifyasam.org/tr/hiv-aids-ile-ilgili-makaleler/dis-hekimliginde-hiv-bulasmasi-ve-infeksiyon-kontrolu.html

Sevgi Yılmaz

“HIV pozitif olan bir kişinin tanısını asla üçüncü şahısların yanında yüksek sesle söylemeyin”


Bölüm 4

Bugün gazino yerine diş fakültesinde bölüm kapattım 🙂

Tam gün tüm dolgularım bitecekti ama olmadı. Çünkü sağlı sollu o kadar çok çürüğüm çarığım varmış ki. Yetişmesi mümkün değildi.

Bölümde bir odayı ‘özel vaka’ odası diye ayırmışlar. Asistan beni içeri aldı ve kullanacağım koltuğu gösterdi. İçeride üç adet koltuk vardı. Birine ben oturdum, diğerinde de başka bir kişiye işlem yapılıyordu. Sonra benim asistan doktorum grant tuvalet giyimli olarak yanıma geldi. Çok şirin görünüyordu: üzerinde önlükler, gözlükler, karnabahar şeklindeki bonesiyle sanki bir şirinlik muskası.  Kendinden emin bir şekilde yanıma geldi ve “burada kâğıdınızda yazmıyor ama sizinki HIV pozitifti değil mi?” diye sordu.

Tanımı böyle ulu orta herkesin içinde, yüksek sesle söylediler mi sinir oluyorum. Suç işlediklerinin farkında bile değiller. Sinirlendiğimi belli etmedim ve gayet kendimden emin bir şekilde “Evet” diye onu yanıtladıktan sonra  2, 80 koltuğa uzandım. Bu arada yandaki diğer özel vaka adamın işi bitti ve çıktı. Niyeyse yanımdan geçerken de bana trenmişim gibi bakıyordu. Sonra asistan efendi geldi yanıma oturdu ve“Evveettt bir bakalım” diye hevesle işine koyulacaktı ki ben:

Sevgi                 : Sizden iki ricam var… Birincisi, HIV pozitif olan bir kişinin tanısını asla üçüncü şahısların yanında yüksek sesle söylemeyin. Bunun suç olduğunu biliyor olmalısınız. Ben bununla son derece barışık yaşıyorum ama başka kişiler bundan çok rahatsız olabilirler. Henüz tanı travmasını atlatamamış kişiler kendilerini çok kötü hissedebilirler. Karşınızdaki insanın ne hissedeceğini düşünmenizi isterim.

Asistan              : Haaa aaaa şey hani biz burada hepatit de bakıyoruz. Zaten kapıda özel vaka yazıyor. Bizim burada ki tüm sağlık çalışanları bu odada yapılan tüm işlemleri bilir. O bakımdan rahatça söyledim.

(Bu da suç aslında. Bir hekim tıbbi zorunluluk olmadıkça hastasının statüsünü meslektaşıyla bile paylaşamaz) 

Sevgi                 : Demin orada yatan bey sağlık çalışanı değildi ve sizi de gayet net duydu. Bu arada kapıda ki o özel vaka yazısı da ayrı tartışılır. (Gülümseyerek) Ben bu alanda savunucu olarak çalışıyorum ve bu konuda bilgi verme ihtiyacı hisse

ttim. İkinci ricam ise lütfen şu üstteki dolgusu kırık dişime işlem yaparken uyuşturmak için iğne yapar mısın? Sinire denk geldi mi dayanamıyorum da…

Asistan              : Tabii… Önce dişin durumuna bir bakalım da…
Dedi ve gıııyyy ggııyyyya dişi oymaya başladı ve zınnkkkkkk… Amanın ben bir zıpladım yerimden sormayın. Dişimin çürüğü derindi ve benim ona dayanmam mümkün değildi. Bir anestezi iğnesi yaptı… Devam etti. Yok, hâlâ uyuşmamış. Hemşireye dönerek “bir iğne daha çakalım” dedi. Tekrar iğne yaptı… devam etti… Hhuuuaaaaaahhhhh gene uyuşmamış Bu sefer “Allah Allah çok nadiren böyle olur bu da size denk geldi, en iyisi bir iğne daha çakalım”dedi. “Aaaaaaa bana bak şimdi ben bir çakıcam sana görecen gününü”  diyecektim ama ağzım doluydu. Tüm dilim de uyuşmuştu. Akşamüzeri anca tam anlamıyla çözülmüştü. Dört tane dişimin dolgusunu tamamladı. Yarın da tekrar gidip kanal tedavisi için gün alacağım. Bakalım orada neler olacak?

Dolgularımdan sonra işim bitti ve toparlanmak üzere, boynumda asılı olan önlüğü çıkartırken hemşirenin biri dezenfekte için içeri geldi ve iki elini havaya kaldırarak ‘dur’ işareti yaparak ‘siz hiçbir şeyi ellemeyin, üzerinizden çıkanı da oraya koltuğun üzerine bırakın yeterli’ dedi. Ahahaha… Bu nasıl bir korkudur. Hemde çok gereksiz.

“Dur abla elim değmişken yerleri, camları da bir sileyim” diyecektim… 🙂

Sevgi Yılmaz