HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Eylül, 2011

“Paranın, imanın ve HIV’in kimde olduğu belli olmaz”

3–4 Kasım 2006 tarihlerinde HIV/AIDS Önleme ve Destek Programı kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilmiş olan “Saha Çalışanları Eğitimi”ne bir HIV pozitif arkadaşımla birlikte katıldım. Bu eğitim programı içerisinde beni çok son gün oynadığımız ‘Bozkır Yangını’ adlı oyunu etkiledi. Oyunun amacı: HIV’in toplum içinde ne kadar çabuk yaygınlaşabileceğini göstermek, tanı almanın nasıl bir duygu olduğunu – bununla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlatmak / farkındalık yaratmak.

Oyunu anlatayım:

Toplantı masalarını kenarlara taşıdık ve ortada kocaman bir alan yarattık. Her birimiz sandalyelerimizi yan yana dizerek bir halka oluşturduk. Moderatör kuralları söyledi; o andan itibaren sadece onun kuralları geçerli olacaktı. Cep telefonlarımızı kapatacak, gözlerimizi sımsıkı yumacak ve o söylemeden de açmayacaktık. Kendi aramızda konuşmayacak, gülüşmeyecek, soru sormayacak ve sadece bize sorulana cevap verecektik. Psikolojik olarak çok etkilenenler,  kenarda oturup oyunu izleyen uzman psikologun yanına gidip destek alabileceklerdi. Odadan çıkanlar tekrar geri içeri giremeyecekti. Tüm bunlar net bir şekilde anlaşıldı…

Gözlerimizi kapattık. Moderatör arkamızdan dolaşarak, çok sakin ve kelimeleri vurgulayarak konuşmaya başladı: “Şimdi içinizden birinin yavaşça omzunu sıkacağım. Bu kişi HIV ile karşılaşmış olacak. Sadece birinizin omzunu sıkacağım. O kişi kendini belli etmeyecek. Yavaşşşşça dolaşıyorum. Şimdi birinizin omzunu sıkacağım. Bu kişi artık HIV’i vücuduna almış olacak…..” diyordu…

Epeyce bir süre arkamızda turladıktan sonra gözlerimizi açmamızı söyledi. O anlarda neler hissettiğini kim ifade etmek ister diye sordu. Ben el kaldırdım ve söz aldım: “her arkamdan geçişinizde, sesiniz bana doğru yaklaştığında huzursuzlaşarak, sanki benim omzumu sıkacakmışsınız gibi geriliyordum ve siz geçtikten sonra da içimi bir rahatlama kaplıyordu. Psikolojik olarak yüklü bir baskıydı”dedim.

Sonra Moderatör: “evet içinizden birinin omzunu sıktım, kim olduğunu tahmin etmek isteyen var mı?” diye sordu. Bir kaç kişi şu olabilir bu olabilir diye yorum yaptı. “Nereden bu kanıya vardın?” dendiğine ise net bir yanıt gelmedi.  Burada önyargılar devreye girdi aslında. (Bunun için benim güzel bir atasözüm vardır: Paranın, imanın ve HIV’in kimde olduğu belli olmaz

Sonra devam ettik. “Şimdi sizden ayağa kalkmanızı ve sanki Taksim meydanındaymışsınız gibi dolaşmanızı, birbirinizle tokalaşmanızı istiyorum. Herkes en az 3 kişi ile tokalaşacak ve yerine oturacak. Oyunun başında omzunu sıktığım kişi tokalaşırken işaret parmağı ile diğer kişinin yavaşça bileğini kaşıyacak. Bu diğer kişinin de HIV ile karşılaştığı anlamına gelecek. Eli kaşınan kişi diğer tokalaştıklarının da avucunu kaşıyacak. Kimse kendini belli etmeyecek, hiçbir mimik yapmayacak ve sessizce yerine oturacak” dedi.

Ben de 3 kere tokalaştım. Elinizi bir kişiye uzatırken çekinerek uzatıyorsunuz. 2 kere yırttım ama 3. de bende yakalandım. (Bu HIV’de beni her yerde yakalıyor yahu. Oyunda bile buldu beni…

Kimler HIV ile karşılaştı? diye sorduğunda 20 küsur  kişilik grubun yaklaşık olarak 15 kişisi el kaldırdı. {Sayıya bakın! Bu küçük oyun aslında farkında olmadığımız takdirde HIV’in yayılım hızını gösteriyor)

HIV ile karşılaşmamış olanlar grubun dışına alındı ve:

Moderatör :İçeride kalanlar için ne düşünüyorsunuz?

Grup :(Gelen yanıtlar aşağı yukarı aynıydı) şanslı olduğumu düşünüyorum

Moderatör :Hımmm bunlarla tekrar tokalaşmak ister miydin?

Grup :Kimi evet, kimi hayır dedi.

Sonra bizlere (içerideki gruba) sordu:

Moderatör :Dışarıdakiler için ne düşünüyorsunuz?

Grup:Tanrının sevgili kullarılar ve şanslılar. Tekrar bizimle arkadaş olmak istemeyeceklerdir !!!

Bu interaktif konuşmalardan sonra Moderatör: “evveetttt şimdi daha hiç birinizin kesin HIV pozitif olup olmadığı belli değil. Sadece virüsle karşılaştınız. Size şimdi test sonuçlarınızı vereceğim. Kesin sonuçlarınız o zarfların içinde yazıyor olacak. Kesin sonuç için 3 ayın geçmesi gerekiyor. Şimdi bir 10 dakika bekleyin bakalım. (Bu arada kendisi salonun arka tarafına doğru zarfları almaya gitti) Bu 3 ay hiç kolay geçmiyor arkadaşlar. 3 ay !!!  Beyninizi kemiren belirsiz sorularla hiç de kolay geçmez.” dedi.

Gerçekten de “10 dakika nedir ki beklerim” diyorsunuz ama saniyeler bile sürünerek geçiyor. Kafanızda senaryolar üretmeye başlıyorsunuz…

Zarfları teker teker dizlerimizin üzerine bıraktı. “Duruuunn hemen açmayın, ben söylemeden açamazsınız. 3 ay beklediniz, testi yaptırdınız. Sonuçlarınız hemşirenin elinde, ama şuan öğle paydosu. Çalışanlar yemeklerini yedikten sonra yerine gelecek ve sıra size gelince sonucunuzu alacaksınız. Bizleri bir 5 dakika daha böyle bekletti. Zarfları açmamızı ve baktıktan sonra yine hiç kimseye belli etmeden içine geri koymamızı söyledi. Test sonuçları negatif olanlar hemen anlaşılıyordu. Onlar; istemsiz olarak gülümsemesine hakim olamayan ve gözleri sevinçle parlayanlardı. Ben gülmeyenler arasındaydım… (Yine mi HIV tanısı aldım modundaydım J Eeee alıştık artık…)

Sonuçları negatif gelenlerin yanı sıra, aramızdan bir iki kişinin ki de belirsiz olarak geldi. Onlar tekrar test yaptıracaklardı. Gerçek hayatta da böyle olaylar yaşanıyordu.

Moderatör: “Şimmdiiii HIV tanısını aldınız. Peki aranızdan kimler “ben bunu bir başkasına, karıma, partnerime, sevgilime, aileme, çocuğuma söylerim” diyor. Ben söylerim diyenler aynen o anı bana yaşatacaklar. Şimdiden söyleyeceğiniz cümlelerinizi kurun kafanızda. Öyle dışarıdan söylerim demek kolay görünür arkadaşlar, ama gerçekte hiç de kolay değildir.”

Grubun içinde bir bey’in önünde diz çöktü ve sorular sormaya başladı:

Moderatör : İlk kime söylerdin?

Adam :Karıma

Moderatör :Kaç yıllık evlisin?

Adam :7 yıllık

Moderatör :Tamam ben şimdi karınım. Bana nerede söyleyeceksin?

Adam :Evde söylerim herhalde.

Moderatör :Evin neresinde, salonda mı?,mutfakta mı? Hayal et. Evini, söyleyeceğin yeri hayal et.

Adam :Aaaaa.. Bilmem salonda söylerim helalde

Gruptaki tüm kişiler nefeslerini tutmuş adamın ağzından çıkacak kelimelere odaklanmıştı. Moderatör soruları sorarken ses tonunu öyle güzel ayarlıyordu ki, zaman zaman kendinizi bir korku filminin karesinde gibi hissediyordunuz…

Moderatör :Hadi salondayız söyle bakalım bana !

Adam :Ayla’cım, Ben bir halt yedim…. (kelimelerin gerisi gelmiyor… Aralara yutkunmalar giriyor, adam gözlerini kaçırıyor, düşünüyor…)

Moderatör :Eeee ne diyeceksin? Ben seni aldattım karıcım mı diyeceksin?

Adam:…….. Bu çok mok bir durum yaaaa… !!!

Sonra Moderatör bir kadına yöneldi ve onu soru bombardımanına tuttu: ‘’Kızın bunu duyduğunda senin için ne düşünecektir? Eşin “aman olsun karıcım mı diyecek sana? İş yerine söyleyecek misin? Eeee peki sık sık izin alıp hastaneye gitmeni nasıl açıklayacaksın? İlaçlarını nerede saklayacaksın? ‘’

Yaaa arkadaşlar insanlar öyle köşeye sıkışıyorlar ki. Kadıncağız eşime de – kızıma da söylerim diyor ama bir türlü söyleyeceği kelimeleri yan yana dizemiyor. Çok etkilendi. Kadının gözleri hala aklımda, donuk bakışları ve titreyen sesi…

Aramızdan bazıları “Ben kimselere söylemem” dedi. Bir kişi “intihar bile ederim” demişti. Hemen hemen grubun tümü ilaç almayı kabul ediyor ama ilaca ve kaliteli sağlık hizmetine erişimde yaşayacakları sorulara da cevap veremiyor. Tam bir kör düğümün içerisinde buluyorlardı kendilerini.

El kaldırıp “Ben söylemek istiyorum” dedim ama Moderatör beni tanıdığı için “sen en son söyle” dedi. Eee biliyor benim şak şak söyleyeceğimi…

Diğer insanlardan sonra bana yöneldi. Moderatör arkamda  duruyordu ve benim söylememi istedi. Bende “gel söyle karşıma” dedim, tüm grup güldük. Bu alanda savunucuyum ya, oyunla bile olsa insanlara yanlış mesaj gitmemeli diye düşündüm ve  sözlerime devam ettim: ‘şimdi… belki ben eşimi – partnerimi – sevgilimi her neyimse işte… aldatmadım ve HIV ile başka yolla enfekte oldum. Neticede kan nakli ve önlem alınmazsa anneden bebeğe de geçiş yolları var. Neden burada sadece korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşıyormuş gibi konuşuyoruz?” demem üzerine Moderatör güzel bir açıklama yaptı; haklı olduğumu ve toplumun genel bakışının böyle olduğunu, insanların özellikle de bu alanda damgalama yaptıklarını …… vs söyledi.

İnsanların o 3 ay nasıl beklediklerini, neler hissedebileceklerini ve özellikle de eşe söylemenin ne kadar zor olduğunu hep birlikte tekrar gördük. Düşünüyorum da tanı aldığımda ben erkek arkadaşıma ne kadar rahat söylemiştim. Hastanede yatıyordum, tanı alalı henüz 2 hafta olmuştu. Tedavime de yeni başlamıştım.

Bu deneyimlerimi hatırlarsanız daha önce yazmıştım.

Bölüm 1: http://pozitifgunluk.com/2011/06/05/en-zor-kime-ben-hiv-pozitifim-denir/

Bölüm 2: http://pozitifgunluk.com/2011/06/07/biz-hep-birimize-destek-olacagiz/

Bölüm 3: http://pozitifgunluk.com/2011/06/10/iliskide-hiv-degil-iletisim-nemli/

Gelelim oyunun müthiş finaline:

Birkaç kişiden sonra Moderatör birlikte gittiğim diğer HIV pozitif arkadaşımın yanına geldi ve konuşmak isteyip istemediğini sordu. Öyle güzel konuşmaya başladı ki: “bana test sonucumu bir hastane koridorunda, öylesine elime tutuşturarak verdiler. Hiçbir şey söylemeden, hiçbir açıklama yapmadan… Ne zaman öleceğimi bilmiyordum. Zayıflamaya başlayacaktım. Anlaşılmaması için her zamankinden daha çok yemek yemeliydim….. Annem… Annem bunu öğrenmemeliydi. Belki kanser oldum anne diyecektim.  Geceleri annemle uyuduğumuz yer birbirine çok yakındı ve o ağladığımı duymamalıydı. Yorganın altında gizli gizli ağlardım….”

O anları / duyguları anlatmaya kelimeler yetmiyor. O yaşananların duygusunu öyle güzel verdi ki diğer insanlara. Her birinin hafızalarına kazındığına adım gibi eminim.

Ben kimselerin yorgan altlarında ağlamamasını, insanların ellerinde koca koca puntolarla tanısının yazıldığı test- tahlil kağıtları ile konsültasyonlara gitmemesini, ne zaman öleceğim sorusunun beynini kemirmemesini, eşine – sevgilisine söylerken kelimelerin boğazında düğümlenmemesini, toplum içinde rahatça – özgürce kendini (gerektiğinde) deklere edebilmesini, toplumla ve HIV’le de barışık yaşamasını istiyorum…

Sevgi Yılmaz

Cinsel yönelimler…

Evde, fakültelerde yaptığım anketlerin bir kısmının verilerini girmekle meşgulüm…

Ankette: “Cinsel yöneliminizi nasıl tanımlarsınız?” diye bir soru var.

1) Eşcinsel 2) Biseksüel 3) Heteroseksüel 4 ) Transseksüel

Bir cevaba çok güldüm. Öğrenci hiç birini işaretle(ye)memiş ve en alta bir not düşmüş: “sadece karşı cins”

Yaa arkadaşlar valla üniversiteli demeyin, hala birçok öğrenci cinsellik hakkında doğru dürüst hiç bir şey bilmiyor!

Anketler dağıtıldıktan bir kaç dakika sonra gülüşmeler başlıyor. Hemen bu soruya geldiklerini anlıyorum. Birbirlerine soruyorlar “o ne… bu ne…” diye… Biri ötekine anlatırken “bak bu bu bu bu olan…. Heteroseksüel olanı, yani ‘normal’ olanı” diyor… Sonrasında oturum esnasında ben “hepsinin normal” olduğuna ilişkin konuya değiniyorum…

Dur bakayım benim kız ne biliyor diye bir ona sorayım dedim. Amma güldürdü yine beni…

Sevgi :Şunları oku bakayım, ne anlama geliyorlar?

Kız :Heehhh… Eşcinsel… erkek erkeğe veya kız kıza şey yapanlar mııı…?

Sevgi :Ne yapanlar?

Kız :İşte düttt yapanlar

Sevgi :Şimdi diyelim ki  bir erkek, diğer bir erkekten hoşlanıyor veya şöyle anlatayım; diyelim ki ben başka bir kadından hoşlanıyorum…

Kız :Ayyyy başka isim vererek örnek ver… Allah korusunnnn ! ….Deme kendine öyle…

Sevgi : 🙂    (Eşcinsel bir kadın olsam HIV’in yanı sıra bir de diğer önyargılarla uğraşmam gerekecekti. Zaten toplumda da öyle olmuyor mu? Hem eşcinsel veya trans birey, hem etkin azınlık, hem HIV pozitif,  hem kadın, hem sex işcisi….vs olundu mu önyargılar ve ayrımcılıklar daha da çok katmerlenmiyor mu?)

Kız :Bu biseksüel ne? Bir başına olan mı? “Bi” yazıyo ya başında….

Sevgi :Yok… O hem kadından, hem de erkekten hoşlanan anlamına geliyor.

Kız :(Bu ne bolluk anlamında başını sallayarak) Ohhh..oohhh..oohhhhh…

Kız :Heteroseksüel ne? Bunu bilmiyorum…

Sevgi : Kadın ile erkek ilişkisi. Yani karşı cinse ilgi duyma…

Kız :Heee benim gibi yani.

Sevgi :Evet…

Kız :Hehhhh… işte bu benim…

Kız :Transseksüelde erkekten kadın olan dimi?

Sevgi :Şöyle diyebiliriz; erkek bedeninde dünyaya gelen kadın. Veya kadın bedeninde dünyaya gelen erkek

Bu arada benim kız,  gittiğim bir eğitim vesilesi ile trans bir birey ile tanıştı ve onu çook seviyor. Her seferinde “D……….. ablaya selam söyle” diyor…

Cinsiyet ve yönelim ayrımı yapılmayan “toplumsal cinsiyetin” hakim olduğu bir dünyada yaşamak dileğiyle…

Sevgi Yılmaz

Kızım…

Çok alem bir kızım var. O kadar çok güldürüyor ki beni…

Sabah beri evde rapor yazıp duruyordum. Oturmuş bir kenara beni izliyordu. Sonra:

Kız: Anne senin bu işlerine hiç akıl erdiremiyorum. Bir travestilerle görüşüyorsun, onlar için çalışıyorum diyorsun, sonra doğuramayan kadınlara gidiyorsun – ilaç veriyorsun onlara, sonra ha bire yazı yazıyorsun, doktorlarla gidip gidip ne konuşuyorsun anlamıyorum. Bir ünlü sanatçılarla resimlerin var, bir özel konserlere davet ediliyorsun, öğrencilere ders anlatıyorum diyorsun, sonra prezervatifler çıkıyor çantandan….

Ne yapsın kız parçaları birleştiremiyor bir türlü… Bu kadar kel alaka konuların tek paydasının HIV olabileceğini nerden bilsin.

Acil doğum yapan ve son dakika HIV pozitif olduğu anlaşılan bir annenin bebeğine ilaç yetiştirdik. Eee daha önce de benim kız İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı – Kadın Kapısı’nda Travestileri görmüştü ve gözlerini iri iri açarak onları incelemişti. Hatta bir tanesi bize çay ikram edince de ” – Ayyy anneee iyi insanlarmış” demişti. O an toplum içinde her bireyin daha çocukluktan itibaren ne kadar çok önyargılarla yetiştirildiğini bir kez daha anlamıştım…

Gün içinde gelişen olayları zaman zaman akşam evde annemlerle (şifreli olarak tabii) paylaşıyordum. Onun için benim kız anlayamıyordu. Neden her insanın başına gelebilecek olaylar bir kısım insanın başına gelince her şey farklı oluyor ???

Bir ara etrafında kimin ağır hasta olduğunu duysa gelip bana anlatıyor ve “anne ona yardım edebilir misin?” diyordu. Sanki evliyayım…

Şu bebeğe ilaç götürdüğümü annemlere anlattığımda kızım bana “kıss anne ne sevaplı işler yapıyorsun” diyordu birde…

Sevgi Yılmaz

Test sonucu…

Hastanede geçen süre çok hızlı geçti. Kısa süre sonra çıktım. Ancak test sonuçlarım hala çıkmamıştı. Sevgi her şekilde benim yanımda olmaya devam ediyordu. Bir Cumartesi günü Ortaköy’de kahve içmeye gittim. Beni aradı ve nasıl olduğumu sordu. Onun cıvıltılı sesi bile bana mutluluk verdi. Biliyordum ki sonuç ne gelirse gelsin Pozitif Yaşam Derneği yanımda olacaktı.

O hafta sonu Sevgi’nin bana söylediğini öneriye uydum: internete hiç girmedim. Çünkü internet yalan yanlış birçok bilgiyle doluydu ve bu benim kafamı karıştırabilirdi.

Pazar günü ise yüzmeye gittim. Hatırlıyorum da o kadar yorgundum ki zorlukla kulaç atabildim. Daha sonra havuzun kenarında bir yerde oturdum ve dinlendim…

Test sonucu ne çıkacaktı? Bunu bir süre sonra merak etmediğimi fark ettim. Ve bu kadar rahat olmamda Pozitif Yaşam Derneğinin rolü büyüktü.

Pazartesi günü oldu. O gün işe gidemedim. Yataktan kalkamadım zaten.

Öğleden sonra hastaneyi aradım. Ve beklenen sonuç çıkmıştı.

Sevgi’yi aradım ve sonucu almak için hastaneye gittim.

SON

Not: Bu hikâyemde bana yardımcı olan Pozitif Yaşam Derneğine, Sevgi Yılmaz’a, Deniz Türk ve Kıvanç Er’e çok teşekkür ederim. Onlar olmasaydı bugün bulunduğum yerde olmayacaktım.

“Doğu Avrupa Ağı” Toplantısı için Romanya’ya gittim…


18 – 19 Şubat 2006 tarihlerinde Romanya – Bükreş’te UNAIDS ve UNOPA’nın işbirliği ile düzenlenen “Doğu Avrupa Ağı” oluşumu için Pozitif Yaşam Derneği’ni ve Türkiye’yi temsilen 2 kişi olarak toplantıya katıldık.

11 Balkan devletinin katıldığı ve Doğu Avrupa’daki oluşum için SEEN (The SEE Network) denilen toplantı için daha fazla bilgiye http://pozitifyasam.org/tr/haberler/22bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bu yazımda Romanya’da yaşadığımız birkaç deneyimi paylaşmak istiyorum…

Bir komik hikaye:

Cuma akşamüzeri Bükreş’e vardık. Akşam yemek geç geldiği ve yol yorgunu olduğumuz için dışarı çıkamadık. Ertesi gece yemekten sonra biz iki dernekçi şehir merkezini gezmek için atladık bir taksiye, genç takiciye “City Center” dedik, yani şehir merkezi demek istedik. Taksici çocuk “okeyy okeeyyy “ dedi bastı gaza. Kısa bir süre sonra bizi karanlık, izbe bir yere getirdi. Hem de ne karanlık, in cin top oynuyor… !!! Karşıda büyükçe bir bina ama kapalı. Üzerinde kocaman neon ışıklarla “City Center” yazıyordu…

Yanımdaki arkadaşım, İngilizce anlatmaya çalışıyor, yookkkk çocuk İngilizce de bilmiyor. “Ahaaaa siz dediniz bende getirdim” der gibi karşıyı göstererek “City Centerrr, City Centerrrrr” diyor. Neyse ki akıllı çocukmuş, cep telefonu ile kız arkadaşını aradı ve telefonda arkadaşım ile konuşmasını sağladı. Derdimizi anlayınca çocuk bizi aldığı gibi şehrin göbeeene götürdü. Şükür dedik…

Bir şehir hikayesi:

Çok güzel kocaman kocamaaan binaları ve geniş caddeleri var. Ve çokça da kumarhaneleri var. Üniversite caddesine gittik. 3-4 saate yakın yürüdük. Temiz bir şehir ama öyle çok aşırı janjanlı değil. Bizim çıktığımız saatte sokaklar boş gibiydi. Ancak dönerken (22:00 sularında) gençler yoğun bir şekilde belirmeye başladı. En sosyal aktiviteleri gece gezmeleriymiş. Hiç polis görmedim mesela. Şehir son derece güvenliymiş. Yani bizim İstanbul gibi kapkaç falan yokmuş. Ama yankesicileri varmış, onlarda çok zararsız çalışıyormuş…

Bir komik hikaye daha:

İlk gittiğimiz gece, ertesi sabahki toplantı için hazırladıkları klasörleri verdiler. Bu arada yanında tercümanı olmayan Bulgar bir bey bunların ne için olduğunu anlayamadı. İngilizcesi de yok. Almanca bilen olup olmadığın sordu. Ben yardımcı olabileceğimi söyledim. Ama organizatör kadında sadece Romence ve İngilizce biliyor. Önce adam bana soruyu almanca sordu, ben o soruyu Türkçe arkadaşıma söyledim, o da organizatör kadına İngilizce sordu. Aynı düzende de 2 kişi İngilizce – 2 kişi Türkçe – 2 kişi Almanca olarak iletişim kuruldu. Yani iki kişi konuşabilmek için 4 kişi gerekti…

Bir motive hikayesi:

Daha ilk gittiğimizin sabahı tercüman kız yanıma gelip, “ Ayy seni beğenenler var, en güzelleri Türkiye kızıdediler”… “Aaa a a kim diyor onu” dediğimde “Herkesss” dedi… Bir havalara girdim ki sormayın…

Demek ki ülkemi her türlü iyi temsil etmişim…

Bir başka hikaye:

Kahve molasında Arnavutluk’tan bir bayan ve Kosova’dan bir beyle aynı masada oturup sohbet ettik. Kosovalı Bey HIV pozitif bir doktormuş. Evli ve iki çocuk babası. Bana çocuklarının resimlerini gösterdi, çok şirinler ve ikisi de babalarına öyle sıkı sarılmışlar ki. Çok beğendim. Bende hemen kendi kızımın resmini gösterdim, çok şaşırdılar. Benim çok genç olduğumu ve hiç anne gibi durmadığımı söylediler. Sonra Arnavutluk’tan gelen kadın kendisinin 4 çocuğu olduğunu söyledi, kızımın enfekte olup olmadığını sordu, bende hayır cevabını verdim ve aynı soruyu ona sordum. Onun 3 çocuğu da HIV pozitifmiş. Çocuklarına doğumda önlem alınmadığı ve emzirdiği için geçmiş…!!! Ayyy bunu duyunca yüreğime güm !!!! diye bir şey oturdu. “Doğum yaptığım zamanlar HIV olabileceğim hiç alıma bile gelmemişti” dedi. Kadının gözlerin de ki hüzün benimde canımı acıttı, daha fazla bir şey sormadım, sormak istemedim… Çünkü bir anne olarak onun neler hissediyor olduğunu çok çookk iyi anladım…

Sevgi Yılmaz

Düşündüğüm gibi değil…

Ve Sevgi geldi…

Gözlerinde adı gibi sevgi dolu bir ışık vardı. Benim ise kafam karmakarışık ve kendimi yalnız hissediyordum. İçeri girdi, elimi tuttu…

Onun o sırada orda olması beni rahatlatmıştı. Ona olan bitenleri anlattım. HIV için yapılan testlerin sonuçları bir türlü çıkmak bilmiyordu. Kağıtlarıma baktı ve beni dikkatlice dinledi.

“Ne hissettiğini biliyorum!” dedi. Ve birden bana şu anda ne hissettiğimi söylemeye başladı:

“İnsanlara ne söyleyeceğini bilmiyorsun. Korkuyorsun, ailene, iş arkadaşlarına hatta sevgiline ne diyeceğini bilmiyorsun…”

Nasıl biliyordu? Ne hissettiğimi nereden biliyordu?

Ben sormadan cevap verdi;

“Çünkü ben de aynı yoldan geçtim…”

Birden bana korkularımın gereksiz olduğunu anlattı.

“HIV’den artık kimse ölmüyor. Bu kronik bir hastalık artık. Ömür boyu tedavi alıyorsun. Tedaviye ulaşmak artık eskisinden kolay ve ilaçlar çok gelişti. Günde bir hap alarak tedavi olabiliyorsun. Virüs bir süre sonra kanında tespit edilemeyecek seviyenin altına geriliyor ve inan bana kendine baktığın sürece hiçbir sağlık sorunu yaşamadan mutlu bir hayat sürebiliyorsun…”

Birden içim rahatlamaya başlamıştı. En canlı tanığı karşımdaydı, sağlıklı ve hayat dolu.

“Kısa sürede test sonuçların gelecek ve sen bu hastaneden çıkacaksın. Sonuç ne gelirse gelsin sakın korkma. Ben ve Pozitif Yaşam Derneği hep yanında olacağız…”

Bana Pozitif Yaşam Derneğinden bahsetti. Derneğin bütün hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilecektim. Üstelik kimlik bilgilerim hep saklanacak ve güvende olacaktım.

Ona bir sürü soru sordum: iş hayatı, askerlik, evlilik ve belki ileride çocuk sahibi olma…

Hepsine o kadar güzel cevaplar ver ki, testlerin pozitif gelmesi durumunda çalışabilecek, evlenebilecek ve hatta çocuk sahibi bile olacaktım. Bana bir sürü canlı örnekten bahsetti.

Rahatlamıştım…

Ve şunu fark ettim, HIV/AIDS düşündüğüm gibi değildi…

Çok yanılmıştım…

Mert Sönmez

Hastaneye yatıyorum…

Tüm bunların üzerinden uzun bir zaman geçti. Ve ben bir hata olduğunu bile bile test yaptırmaktan uzak durdum. Sadece cahildim ve test yaptırmanın aslında korkulacak bir şey olmadığını bilmiyordum.

Test yaptırmadım…

Ve bir gün gözlerimi hastanede açtım. Çok büyük bir hastanenin enfeksiyon servisinde HIV şüphesi ile yatırılmıştım. O zaman yapmaktan korktuğum testler için benden kan alındı…

Ve uzun zamandan beri tanıdığım arkadaşım Sevgi’yi aradım.

“Alo Sevgi, ben Mert! HIV şüphesi ile hastaneye yatırıldım…”

Mert Sönmez