HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 01 Mayıs 2012

İlk ve son kez; kendi inancım…

Bu aralar medya ve HIV/AIDS konusunda haberleri tarıyorum. Ne kadar moral bozucu da olsa sonuç, bir şekilde bunların birileri tarafından görülmesi ve önemsenmesi gerekiyor. Belki benim gücüm değirmenlere karşı savaşmaya çalışan eşekli bir süvariye eş değer görülse de, konuşmadan edemiyorum işte.

Gazeteleri incelerken, siyasilerin de bilgisizlikte yarıştıklarını görmek olası. Hatta “çağdaş, ilerici” kelimelerini çokça kendine layık görenler de farklı değiller. Hapishanelerin durumu içler açısı ancak bir HIV pozitifli olan biri için de modern bir işkence halini alabilecek bir duruma erişebiliyor. Hatta aynı hücrede kalmak tehlike nedeni görülüp, hapishane ortamında bulunmanın psikolojik baskısı yetmezmiş gibi, üzerine insanlık dışı tutumlara tabi olmak da cabası.

İnsanların kendilerini savunma şekillerinde, diğerlerini aşağılamak ve dışlama söylemini görmek ne kadar üzücü. Niye insanlar kendilerini savunurken, diğerlerini acı çekmeye layık görürler!!! İşte o haberlerden ve tutumlardan biri de bu haberde… HIV Pozitif olmak ve AIDS kavramları arasındaki farkı bilmeyen ve tek bulaşıcı sağlık sorunu olarak HIV’i görmek de cehaletten öte bir şey değil. Aynı hücreye konmayı tehdit olarak görmek ve neredeyse HIV Pozitif bireyleri her şeye müstehak görmek ne büyük patavatsızlık, ne büyük insafsızlık.

http://www.haberturk.com/polemik/haber/607310-aids-hastalarinin-kondugu-hucreye-kondular

Diğerleri de prezervatif dağıtılmasını ahlaksızlık ve teşvik olarak görmekte. Peki insana sorarlar, “Prezervatif dağıtılması mı, dağıtılmaması mı daha evladır?” diye, “Dağıtılmasa insanların cinsel ilişkilerden uzak kalması sağlanacak mı?” diye… En azından dağıtılması ve kullanma bilincinin verilmesi bir çok vakıayı önlemeyecek midir? Prezervatif dağıtılmasına karşı koymanın hiç bir mantıkla ilgisi yok.

İnançlı olsun olmasın insanlara söylenecek mantıklı sözler var. Bu dünyada ne varsa, hepsi gerçektir. İnsanın olduğu yerde doğaldır ki çişitlilik ve farklı inançlar ve tutumlar olacaktır. Bunların hepsine saygı duymak hepimizin boynunun borcu iken, saygısızlık ve aşağılama ve ayrımcılık kimden gelirse gelsin, “insaf!” demek de normal karşılanmalı.

Ben İslam’a inanan biri olarak, İslam Amentüsü’de “hayır ve şerrin Allah’tan gelidiği”ne inanırken, inançlı olduğunu iddia edenlerin, nasıl böyle bir soruna sahip olduğumuzdan bağımsız olarak, bana ve benimle aynı sağlık sorununa sahip olanlara karşı tutum ve nefretlerini anlayamıyorum. Kader’e inanıyorsak eğer, insanların başına gelenlerin de bir şekilde kaderle ilgili olduğunu kabul etmeyip, neredeyse linç edilmek de çok tutarsız. Hatta “önce tedbir sonra tevekkül” diye de bir anlayış var. Yani tedbirini alacaksın, gerekiyorsa prezervatif de kullanacaksın… Diğer değerlendirmeler çok farklı boyutlarda savlardır.

Evet kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıp, Allah’la arama kimseyi koymayı kabul etmeyenlerdenim ben… Ben Allah’a direkt dua eder ve sadece ondan isterim… Kendini Allah’la benim arama koymaya cürret edenleri kısaca reddederim. Ve Allah’a inanmanın bir sonucu olarak, tövbeye ve ondan başka hiç kimsenin beni yargılayamayacağını haykırırım. Beni kim adına olursa olsun yargılamaya çalışanlar bilmelidir ki, kendileri kibir ve büyüklük içinde oldukları için bir daha düşünmelidirler.

Evet, inançsa inanç… Ben de inanıyorum ve bunu kimsenin sorgulamasına izin vermem… İnancımla ilgili ilk ve tek yorumum olacaktır bu, keza inancım, ben ve beni yaratan, kaderimi yazan ve beni mahşer gününde yargılayacak tek güç olan ALLAH arasında bir konudur. Benim inancıma sahip olsun olmasın, herkesin bu dünyada yaşama hakkı var. Bir insan ne tamamen kötü, ne tamamen iyidir…

Allah düşmanıma bile sağlıklı, mutlu ve iyi bir hayat versin diye duayı da ihmal etmem…

Ortaçağ bitti denir de tarih kitaplarında ama hala sürermiş meğerse…

Fatih Egelioğlu