HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for 08 Mayıs 2012

Korkuyorum

Korkuyorum……. Bir çocuğu alet etmek istemiyorum benzetmelerime…. Ama koca ve zamanından önce yaşlanmış düşüncemle, hissettiğim aynen bu!… Koridorda adımın söylenmesini beklerken, dakikalar uzuyor yine… Beyin hücrelerimde sessiz savaşlar… Bir beyaz önlüklü doktor yürüyor önümden. Peşisıra gülerek muhabbet eden hastabakıcılar, sıra bekleyen asık suratlı, belli ki kaygı denizinde yüzmeye çalışan insanlar arasından geçip, gidiyorlar. O kadar kanıksamışlar ki bu ortamı, ha duvar, ha bekleyenler var… Suçlamıyorum onları, biz insanlar, her duruma alışma yeteneği ile donatılmışız.

Yine düşüncelerime dalıyorum. Dakikalar geçmiyor. Kapı açılsın ve adım söylensin diye beklemelerdeyim. Gözlerim bir saatin saniyeleri gibi, kapıyı kolluyor. Kapı açıldığında, barajdan boşalan su misali kapıdan girme yarışındayken sıradakiler, yine uzakta kalmayı yeğliyorum. Geçmese de zaman, acele etsem ne yazar. Yetişeceğim hiç bir yer yok.

İleride genç bir kız var. Başka bir kapıyı bekliyor. Yanında babası ve annesi olsa gerek. Kız ağladıkça, onlar yatıştırmaya ve cesaretlendirmeye çalışıyorlar. Kız çağrılıp, içeriye girdiğinde ise, annesi rol yapmayı bırakıp, ağlamaya başlıyor adamın omuzunda… Şimdi adam onu teskin etme çabalarında. Kapı açılıyor ve kız tekrar görünüyor. Annesi, bir çırpıda siliyor gözyaşlarını ve yüzü değişiyor yine. Bir gülücük konduruyor dudaklarına. Ellerinden tutup kızlarının, uzaklaşıyorlar.

Ve benim adım söyleniyor. Geçen hafta gelmiştiniz diyor MR çeken kişi (belki de doktor)… “Bir MR daha istemişler. Biz sizi bekletmemek ve tüm prosedürü baştan yaşamamanız için, hemen bugün tekrar almak istedik.” diyor… “Bir sorun mu var?” diyorum ama kısaca “Bilemiyeceğim.” diyor. Üstelemiyorum.

“Dır dır dır dır” sesleri ile başlıyor koskoca makina… “Nefes alllll, tuttttt!”… Sonra “nefes verrrr!”… Bu arada makinanın içinde bir nokta var, geçen haftadan çok iyi tanıyorum onu. Bilmem kaç kişinin yöneticisiyken, her emri yerine getiren iteatkar bir köle gibiyim. “Al !” denince alıyorum, “Ver!” denince veriyorum nefesimi… Kaç kere denirse, o kadar… İğneden, hiç korkmadım hayatım boyunca, şimdilerde zaten ne yazar. Damarlarım onların. Benim iyiliğim için yapıyorlar, sağolsunlar… Üzerimi giyiyorum sonra. Beklentimin çok ötesinde kibarlar MR’cılar (böyle midir bu mesleğin adı?)…

Dışarıya çıkıyorum. binadan. Dışarısı güllük gülistanlık. Beklediğim yaz gelmiş. Sevgililer el ele. Tıp okuyan genç insanlar, aynı zamanda aşk mevsimindeler. Her yer sevgililerin, beni sıkan bu hastahanede bile… Bir genç doktor adayı, yanağına öpücük konduruyor sevgilisinin… Çok hoşuma gidiyor aşk ve onu yaşayanları seyretmek… Ne geçtiyse o koridorlarda, unutup, yüzümde bir gülücük beliriyor… Birden o beyaz önlük içinde, doktor adayında vücut buluyorum… Sevgilimin elleri sıcacık, kalbimiz aynı frekansda, gözlerimiz parıl parıl… Mutluyuz…

Fatih Egelioğlu