HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Mayıs, 2012

Güzel insanlar biriktiriyorum…

Yaz da geldi. Bu yaz ilk yazım, hayatımın en uzun geçen kışından sonra. Bu yaz için bir çok şey biriktirmiştim. Ne kadarını yapabileceğimi merak etmelerdeyim. “Haftanın iki günü çalışma günü olsa, beş günü tatil!” diye dileklerim vardı yıllar önce. Bilseydim böylesi bir kabulü, asla istemezdim. Böylesi “sevgili kul” olmak değildi hayalim!… Mesela en son, Sapanca’da daha önce bize çay getiren çocuğa rastlamıştım. Gülüşü dünkü dolunay gibi güzeldi. Muhabbet etmiştik onun dilince. Ve yine bir kaç gün önce Sapanca’dan geçmekteyken, aklıma geldi yine. Hatta aynı yerde oturup, onu sordum. “Yok bugün Ertuğrul!” dediler, “Babası burada çalışıyor, onunla geliyor buraya.”. İki bardak çaydan sonra yola koyulup, henüz otobana girmeden karşımda yine o küçük insan… Erik toplamış ve yoldan geçenlere satıyor. Durdum ve camı açtım. Beni görünce ne kadar mutlu oldu Ertuğrul… Bir o kadar da ben… Çığlık attı, “aaaaaa!” deyip, uzattı elini… Ne saf ve ne temizdi çocuk. Bu kadar basitti karşılıklı mutluluk vermek işte. Ve yine özledim sonra onu…

Biz insanlar daima sahip olduklarımızdan başka şeyleri istemek için yaratılmışız belki de. Şimdiki isteğim malum, bakalım nasıl olacak şimdi. Çok ütopik gelse de, umut insanı ayakta tutan.

Bir yandan adımlar atarken hayatın yollarında. Güzel insanlar biriktiriyorum, onlar gibi… Ertuğrul gibi…
İnanmayacaksınız ama bana o gülen yüzü ile mutluluk veren küçük çocuğu yine özledim…
İnsan mutluluktan başka ne için yaşar ki!
Sadece kendim için değil, herkes için tuttuğum dilek anlaşılmıştır sanırım…

Fatih Egelioğlu

Bir gün, "öteki" olabiliriz hepimiz….

Bir toplum içinde, binlerce ayrı fikiriz hepimiz. Ayrışmak istersek, muhakkak bir neden bulabiliriz elbet, ancak birleştirecek binlerce ortak yönümüzü göremeyecek kadar da yeteneksiz olmak gerek. “Kör olmak gerek” demiyorum bile bile, bazı görme engellilerin görmekten daha büyük yetileri ve önem verdikleri değerler ve sorunları var.

Türkiye adındaki, o leziz çorbada tuzuz bazılarımız, bazılarımız güzel kokulu baharat. Tek tek yavan tadımızla, birleşerek büyük bir lezzet oluşturduğumuzu ahhhh bir görebilsek!…

Büyük bir tesadüf eseri mi diyelim; ama mesela “Türk” ve “Kürt” kelimelerindeki tek fark bir harf iken, ÜÇ HARF ise ORTAK!… Ben bu üç harfi görmek isteyip, sindirenlerdenim. Çerkezlersiz veya Doğu Karadenizlisiz bir Türkiye eksik olmaz mıydı mesela… Ya Boşnaklar!??? Bulgaristan Göçmenleri’nden, Romanya’dan kopup gelen, Arnavutluk’u bırakıp yurt olarak Türkiye’yi seçenler olmasaydı eksik olmayacak mıydık…? Efeler’in, Seymenler’in, Gaziantep’in, Şanlıurfa’nın, Bitlis’in, Rize’nin halk dansları değil mi çocuklarımıza öğrettiklerimiz… Ermeniler’imizden, Rumlar’ımıza ve Yahudiler’imize ve Süryaniler’imize değin hepsi bizim… Yeri gelince tarihin mirası demiyormuyuz her bir rengimize ve Türkiye’lilerin gönlünün zenginliğinden ve ihtiyacı olana kucak açışından dem vurmuyor muyuz…

Bizi oluşturan tüm renkleri sayabilme iddiasında değilim ve aslında bu kadar çok bileşenimizin oluşuna şaşmıyor da değilim… Başka hangi ülkede böylesi zenginlik var derken, bunun doğallığı geliyor aklıma… Biz, Amerika, Avustralya gibi sonradan veya mecburen oluşturulmuş bir toplum değiliz. Biz işte bu karışımı, tarihin bugüne getirdiği kokusu ve tadı ile yaşamaktayız.

Kendi kişiliğimdeki özellikleri tek tek saymaya başladım bugün…;
– Ben bir erkeğim
– Ben bir Karadeniz kökenliyim
– Ben İstanbul’da doğdum ve büyüdüm ve yaşıyorum
– Ben bir üniversite mezunuyum
– Ben bir ortadirek ailenin oğluyum
– Ben bir ortayaşlıyım
– Ben bir müslümanım
– Ben ne yazık ki bir HIV Pozitif’im
– AMA Ben bir İNSANIM… tıpkı farklı “Ben”lerle kendini tanımlayanlar gibi…

Biz insanlar belki de hep ortak acılarımız, üzüntülerimiz, engellerimiz, ayrımcılığa tabi olan özelliklerimizle birleştik en çok. Bizi ayrıştıran her şeyi unuttuk o zaman… Önyargılarımızı biraz daha geride bıraktık. Daha kolay koyabildik kendimizi, bir başkasının yerine…

Kötü olaylar hep televizyonlarda, gazetelerde ve hep başka insanların başına geldi veya biz hep böyle olacağını zannettik… Ve bir gün bizi buldu, diğerlerinin başına gelenler. Ve o zaman acımıza, sorunumuza ortak aradık…

Keşke ağzımda gevelediğim ama bir türlü hissettiğim kadar, hissettiremediğim duygularımı, düşüncelerimi tam olarak ortaya koyabilseydim… Keşke hepimizin özde tüm farklılıklarımıza rağmen İNSAN olduğumuzu ve tüm sorunların bir gün hepimizin başına da gelebileceğini sol kulağınıza söylerken, sağ kulağınızdan çıkmasını engelleyebilseydim.  Ve ister uzuuun, ister kısa süren ama en sonunda çok kısa hissettirecek bu hayat denilen göreceli zamanda, hepimizin mutluluğu hak ettiğimizi ve birbirimizi anlamamız ve olduğumuz gibi kabul etmemiz gerektiğini haykırıp, kabul ettirebilecek güce sahip olabilseydim…

Hiç tahmin etmediğimiz bir gün üstünlük ve güçlülük illüzyonundan uyanıp, aşağıladığımız, görmezden geldiğimiz, görmeyi istemediğimiz bir “öteki” olmuş bulmak da var kendimizi..

Fatih Egelioğlu

Toplum Gönüllüleri Vakfı – Yaşayan Kütüphane

Toplum Gönüllüleri Vakfı (TGV) Sakarya Üniversitesi Öğrencileri’nce düzenlenen “Yaşayan Kütüplane Etkinliği”ne bir HIV Pozitif olarak katıldım. Sekiz ay önce bu cümleyi kurabileceğimi asla düşünemiyordum. Şimdi, bilgisine bilgi katma konusunda istekli ve bu bilgiyi diğer insanlara da verebilecek, iyi yürekli insanlarla tanışma fırsatını bulduğumda 4 saatlik etkilik için Sakarya Üniversitesi’nin yolunu tutmuş buldum kendimi. Aslında, tanı aldıktan sonra bugüne değin (8 ay), kimsenin bana İstanbul dışına çıkacak motivasyonu sağlayamadığını düşününce, kendi açımdan sırf bu etkinliğe katılmak da bir aşamaydı benim için.

Dört saatin nasıl geçtiğini anlayamadım desem yeridir. İlk “yaşayan kütüphane” deneyimim olması ve kendi durumumu geçen sekiz aya rağmen hala sindirebilme aşamasında olmam nedeniyle, önce çekimser katıldığım bu etkinlik sonrasında, anlattıklarımdan çok, anlattıklarımın anlaşıldığını düşünmek mutluluk verdi. Ve organizasyonu gerçekleştiren genç insanların, olugun yürekleri ve koskocaman gönüllerini ve topluma bir şeyler kazandırmak için karşılıksız çalıştıklarını görmek güzeldi.

Tek tek benimle görüşenlerin yüzlerini hatırlıyorum. Hatta yanımdan ayrılırken yüreklerinden akanları görebilmek ayrıcalıktı.

Orada gördüğüm, tanıştığım üniversiteliler ve hatta liseliler tahminlerin ötesinde olgun ve sağlam kişiliklerdiler. Eminim ki, gelecek daha güzel olacak, almadan vermeye ve topluma bir şeyler katmaya istekli bu insanlar sayesinde…

Sağolasınız Sakarya Üniversitesi’nin sevgili öğrencileri ve orada tanıştığım iki müthiş ve büyük yürekli liseli kardeşlerim…

Fatih Egelioğlu

İlk ve son kez; kendi inancım…

Bu aralar medya ve HIV/AIDS konusunda haberleri tarıyorum. Ne kadar moral bozucu da olsa sonuç, bir şekilde bunların birileri tarafından görülmesi ve önemsenmesi gerekiyor. Belki benim gücüm değirmenlere karşı savaşmaya çalışan eşekli bir süvariye eş değer görülse de, konuşmadan edemiyorum işte.

Gazeteleri incelerken, siyasilerin de bilgisizlikte yarıştıklarını görmek olası. Hatta “çağdaş, ilerici” kelimelerini çokça kendine layık görenler de farklı değiller. Hapishanelerin durumu içler açısı ancak bir HIV pozitifli olan biri için de modern bir işkence halini alabilecek bir duruma erişebiliyor. Hatta aynı hücrede kalmak tehlike nedeni görülüp, hapishane ortamında bulunmanın psikolojik baskısı yetmezmiş gibi, üzerine insanlık dışı tutumlara tabi olmak da cabası.

İnsanların kendilerini savunma şekillerinde, diğerlerini aşağılamak ve dışlama söylemini görmek ne kadar üzücü. Niye insanlar kendilerini savunurken, diğerlerini acı çekmeye layık görürler!!! İşte o haberlerden ve tutumlardan biri de bu haberde… HIV Pozitif olmak ve AIDS kavramları arasındaki farkı bilmeyen ve tek bulaşıcı sağlık sorunu olarak HIV’i görmek de cehaletten öte bir şey değil. Aynı hücreye konmayı tehdit olarak görmek ve neredeyse HIV Pozitif bireyleri her şeye müstehak görmek ne büyük patavatsızlık, ne büyük insafsızlık.

http://www.haberturk.com/polemik/haber/607310-aids-hastalarinin-kondugu-hucreye-kondular

Diğerleri de prezervatif dağıtılmasını ahlaksızlık ve teşvik olarak görmekte. Peki insana sorarlar, “Prezervatif dağıtılması mı, dağıtılmaması mı daha evladır?” diye, “Dağıtılmasa insanların cinsel ilişkilerden uzak kalması sağlanacak mı?” diye… En azından dağıtılması ve kullanma bilincinin verilmesi bir çok vakıayı önlemeyecek midir? Prezervatif dağıtılmasına karşı koymanın hiç bir mantıkla ilgisi yok.

İnançlı olsun olmasın insanlara söylenecek mantıklı sözler var. Bu dünyada ne varsa, hepsi gerçektir. İnsanın olduğu yerde doğaldır ki çişitlilik ve farklı inançlar ve tutumlar olacaktır. Bunların hepsine saygı duymak hepimizin boynunun borcu iken, saygısızlık ve aşağılama ve ayrımcılık kimden gelirse gelsin, “insaf!” demek de normal karşılanmalı.

Ben İslam’a inanan biri olarak, İslam Amentüsü’de “hayır ve şerrin Allah’tan gelidiği”ne inanırken, inançlı olduğunu iddia edenlerin, nasıl böyle bir soruna sahip olduğumuzdan bağımsız olarak, bana ve benimle aynı sağlık sorununa sahip olanlara karşı tutum ve nefretlerini anlayamıyorum. Kader’e inanıyorsak eğer, insanların başına gelenlerin de bir şekilde kaderle ilgili olduğunu kabul etmeyip, neredeyse linç edilmek de çok tutarsız. Hatta “önce tedbir sonra tevekkül” diye de bir anlayış var. Yani tedbirini alacaksın, gerekiyorsa prezervatif de kullanacaksın… Diğer değerlendirmeler çok farklı boyutlarda savlardır.

Evet kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıp, Allah’la arama kimseyi koymayı kabul etmeyenlerdenim ben… Ben Allah’a direkt dua eder ve sadece ondan isterim… Kendini Allah’la benim arama koymaya cürret edenleri kısaca reddederim. Ve Allah’a inanmanın bir sonucu olarak, tövbeye ve ondan başka hiç kimsenin beni yargılayamayacağını haykırırım. Beni kim adına olursa olsun yargılamaya çalışanlar bilmelidir ki, kendileri kibir ve büyüklük içinde oldukları için bir daha düşünmelidirler.

Evet, inançsa inanç… Ben de inanıyorum ve bunu kimsenin sorgulamasına izin vermem… İnancımla ilgili ilk ve tek yorumum olacaktır bu, keza inancım, ben ve beni yaratan, kaderimi yazan ve beni mahşer gününde yargılayacak tek güç olan ALLAH arasında bir konudur. Benim inancıma sahip olsun olmasın, herkesin bu dünyada yaşama hakkı var. Bir insan ne tamamen kötü, ne tamamen iyidir…

Allah düşmanıma bile sağlıklı, mutlu ve iyi bir hayat versin diye duayı da ihmal etmem…

Ortaçağ bitti denir de tarih kitaplarında ama hala sürermiş meğerse…

Fatih Egelioğlu