HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for the ‘Deniz Türk’ Category

Ameliyat

Çocukluğumdan beri süregelen kulak akıntı problemim için doktora gittim ve bu doktorda tıpkı 3 yıl önceki doktor gibi ameliyat olmam gerektiğini söyledi. Hem de sadece kulak değil ek olarak burundan da… Aslında spora gittiğimde dikkat etseydim havuzda tıkacımı taksaydım ve üstüne de uçağa binmemiş ve basınçtan etkilenmemiş olsaydım ağrım olmayacaktı ve doktora gidip ameliyat olmam gerçeğiyle yüzleşmeyecektim.

Şimdi antibiyotik kullandım bir hafta ve iltihap ve ağrı bitti 1–2 gün sonra kontrol ve ameliyat gününü kararlaştırmak için doktora tekrar gideceğim. Her şey iyi güzelde HIV pozitif olduğumu bilmiyor henüz doktor ve operasyon öncesi yapılacak testlerde ortaya çıkacak! O yüzden doktorla açıkça konuşacağım. Pozitif olduğumu, ilaç tedavisi olduğumu HIV rna sayımın 0 olduğunu ve bulaştırıcılığımın olmadığını anlatacağım.

Tanıyı aldıktan sonra hiçbir şekilde pozitifliğimin kötü bir etkisini görmedim diğer insanlar tarafından inşallah yaşayacağım bu ameliyat hususunda da öyle olur…

Deniz Türk

Aşk;

Üniversiteyi kazanıp okula başladığım ilk günlerde aşık oldum ona… Sen benim içimde bir korkulu rüya, her gün sevip sardığım bir “HÜLYA”sın derdim mesajlarımda.1 yıl delidolu yaşanan aşk’ın ardından ayrıldık. Ama aynı sınıftaydık ve kokusundan, saçının teline kadar içime sindirmiş olduğum kişiyle birbirini tanımayan iki yabancı olmuştuk. Sırf yüzü benziyor diye yıllardır Demet Akalın fanıyım. Okul bitip gözden uzaklaşınca gönülden de az buçuk uzaklaşmıştı ama derinlerde bir yerlerde sızıydı.

Ne zaman yolda yürürken arkadan birini ona benzetsem adımlarımı hızlandırır önüne geçer acaba o mudur diye yüzüne bakar ve o olmayınca da ince ince sızlardım taa derinlerden.Sonra rahatsızlığımın ayyuka çıkması,iyileşme süreci,hayata tutunma,iş güç derken yıllar geçti ve artık sadece Demet Akalın’ı izleyip hatırlamakla yetinir olmuştum.iyileşme sürecimde yapmak istediğim şeyleri yapmak adına,mutlu olduğum yerleri tekrar görmek adına defalarca üniversiteme gittim Portekiz’e tekrar gittim, sevdiğim ve zamanında beni etkileyen kişileri, yerleri ikinci belki de üçüncü kez gördüm.Ölürsem içimde ukde kalsın istemedim…

Yıllar geçti ve ölüm korkumda bitti 🙂 Hasta yatağımda öleceğimi düşünüp  gün saydığım günlerde ve iyileşme sürecimde bile bir gün Hülya’yı tekrar göreceğimi ümit ettim. Evlenmişte olsa,çoluk çocuk sahibi de olsa görmeye razıydım. Gel zaman git zaman derken ortak arkadaşlarımız ve canına yandığımın Facebook’u  sayesinde iletişim kurmaya başladık. Evlenmemişti 🙂 Bir süre telefon ve mesajla iletişim kurduk. Bir hafta sonu İstanbul’da olduğunu üniversiteden arkadaşlarla yüz yüze görüşeceğini ve beni de görmek istediğini söyledi.Nihayet hafta sonu geldi ve bende Fatih’i ve Nurhayat’ı alıp gittim buluşmaya. Herkes geldi ve beklenen buluşma gerçekleşti…

Yıllarca sırf benziyor diye Demet Akalın’ı sevdiğim, arkadan benzettiklerimi görmek için  acaba o mudur deyip önüne geçip hayal kırıklığı yaşadığım kızla aynı masadaydım.Sağ tarafımda hastalığım yüzünden ilk başlarda benle görüşmek istemeyip sonra pişman olan ve şuan eskisinden de daha can ciğer olan kardeşim Fatih,karşımda gözümün nuru, ilk duyduğu andan beri sürekli yanımda olan, en delikanlıdan daha cesur ve güzeller güzeli kadim dostum,vitrinimdeki en yegane dostlarımdan Nurhayat veeee  sağ yanımda adına şarkılar yazıp divane olduğum bir daha göremeyeceğimi sandığım Hülya…

Deniz Türk

Torpil

HIV durumumdan ötürü hep hayatımda bir şeylerin eksik olacağını hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağımı düşünürdüm. Haklıydım da düşünmekte… Çünkü yaşam adına yapmak istediğim çok şey vardı ve bunları yapmak için çaba sarf ediyordum çabalıyordum, sırf HIV pozitif olduğum için bu arzularımın gerçekleşemeyecek olma ihtimali bile moral bozmaya yetiyordu.Ama zaman geçtikçe HIV statümle barışık hale geldim sanırım ve kabullendim. Zaten kabullendikten sonra olayın %90 ı hallolmuş oluyor.

Ne okulumu bitirmeme ne istediğim işe girmeme nede istediğimiz kişiye ilan-ı aşk etmemi engelledi HIV pozitifliğim. Sen durumunu kabul edince başka insanlarda kabul ettirmen kolaylaşıyor zaten. Gerçekten de eskide kalmış o ölümcül durumlar, hastalık halleri vs… Şimdi tanıştığım HIV pozitif kişilerin hayatlarını kendi hayatımı düşünüyorum da harbiden korkmak anlamsız geliyor.

Eskiden en ufak bir ağrımda hafif ateşim çıksa soluğu acil serviste alıyordum ve bazen de doktorlara HIV pozitifim o yüzden olabilir mi diye sormuşluğum vardır. En son 3 ay evvel yine ateş ve boğaz ağrısı sebebiyle hastaneye gittim ve acil servisteki doktora kan ve idrar tahlili ile  akciğer filmi çektirmek istediğimi söyledim.

Neden der gibi baktıktan sonrada, önce 2 yıl önce zatürree geçirdiğimi sonrada immün yetmezliği hastalığım olduğunu söyledim. Doktor da bana “endişelenme HIV pozitif olmakla zırt pırt ateş çıkmaz, bademcik şişmez” dedi ve başıma gelen her şeyi HIV pozitifliğe bağlamamam hususunda da kısa konuşma yaptı. “İçin rahatlasın madem” dedi ve bütün testleri yaptırmam için işaretledi ve çıkar çıkmaz sıra bekleme yanıma gel dedi ve “sorarlarsa da yeğeniyim” dersin dedi…

Allaaahh dedim 🙂 Hemen bütün testleri yaptırdım akciğer filmini aldım ve doktor hanımın yeğeniyim deyip girdim içeri.Baktı ve ben sana demiştim yok bir şeyin işte dedi.Sonrada bana pozitif yaşamdan bahsetti bende zaten orayı çok iyi bildiğimi söyledim.

Doktorumdan tedavi sürecimden ve hastalık hakkında güzel bir sohbet ettik. Giderken de ne zaman istersen ne zaman kendini kötü hissedersen mutlaka gel yanıma dedi. Mailini ve telefonunu verdi.

Şimdi İzmir’deki kendi doktorum dışında yakınımda çok iyi bir doktor tanımış oldum.

HIV pozitifliğini kullanıp sıra beklemeyen torpilli Deniz 🙂

Deniz Türk

Pozitif "Aşk"

Yatmadan önce yatağımda müzik dinlemeyi liseden beri sevmişimdir. Gecenin hüznünü dağıtmak için hareketli şarkılar ya da özlediğim kişileri hatırlamak için birazda olsa efkarlı moda girmek için duygusal şarkılar dinlerim. İster istemez dinlediğim şarkı ruh halimi değiştiriverir. Kokularda böyledir bende…

Sevdiğim birinin parfümünü ya da evinin kokusunu kokladığım zaman o kişi tüm ayrıntılarıyla aklıma gelir…

Şimdi yaz geldi havada dondurma ve deniz kokusu var. Hüzünlü olmanın sırası değil deyip erteliyorum hep duygusal şarkılar dinlemeyi…

Bazen ofiste çalışırken bakıyorum camdan İstanbul’a.

Ne ulvi bir şehirdir bu İstanbul?

New York’ta bile özlenen şehir…

İzmir’e ya da Adana’ya gittiğimde bile 2–3 gün sonra gözüm bu şehrin izlerini arıyor.

İlk yurtdışı deneyimim Amerika’ya olmuştu. Daha Gitmeden ordayken Türkiye’yi, İstanbul’u özleyeceğimi düşünüp efkârlanırdım…

Nitekim öylede oldu. Belki ilk yurtdışı deneyimim olduğundan belki çok uzak bir ülke olduğundan belki de duygusal olmayı sevdiğimden olur olmadık şeylere içlenir ağlardım. Lahmacuna bile…

Daha sonra Portekiz ve ikinci kez Amerika ve diğer Avrupa ülkeleri derken idmanlı oldum gurbete ve hasrete ama lahmacuna hala dayanamıyorum. Tanıyı aldıktan sonra zor günleri atlattım ve sağlığıma kavuşmaya başladığım dönemlerde artık abur cubur yok tamimiyle sağlıklı besleneceğim kilomu koruyacağım demiştim. Kendimi öyle bir şartlamıştım ki bazı konularda yapmayınca moralim bozuluyordu. Mesela günde 10 bardak yerine 8 bardak içmişsem kalan 2 bardağı içmemiş olmanın pişmanlığını yaşıyordum.

Spor yapmak için çırpınıyordum, ketçaptan mayonezden hamburgerden köfteden uzaklaşmıştım tabii ki lahmacundan da… Bir süre böyle devam ettim istemeyerekte olsa bir şekilde yapabiliyordum bu beslenme düzenini. Ama bunları yapıyor olmamın sebebi sağlıklı yaşamak vs değildi tamimiyle ölüm korkusuydu sanırım. HIV pozitifim artık hamburger yok hastalanmak yok terlemek yok koşmak yok moduna girmiştim ki buda beni ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Sanki HIV pozitif olunca pamuklarda yaşamak gerekiyormuş gibi her şeyden nem kapıyordum. Sonra doktorumla konuştum ve araştırdım epey zamanla orta yolu bulmuş oldum.

Şimdi sporumu da yapıyorum ama lahmacunumdan ve künefemden de geri kalmıyorum. Çünkü sakınan göze çöp batarmış dedikleri biraz doğru sanırım. Ben yok bu sağlıksız yok bu kalorili, yok şu yağlı yok bu şöyle yok bu böyle derken tamimiyle ruhsuz bir beslenme şekline bürünmek üzereydim.

Çevremdekiler bilirler yemeye içmeye olan su götürmez hassasiyetimi. Ben ki, işyerimdekileri ayartıp Antep’e lahmacun ve kebap yemek için uçak bileti aldırmış adamım…

Gidemedik o başka, çünkü bileti aldıktan 5 dakika sonra “Aaaaa bizim o tarihte açık öğretim sınavımız var” diyen 3-4 çığlık duydum ve hemen arayıp iptal ettirdik biletleri.

Ama acısını geçen hafta Adana’da fazlasıyla çıkardım…

Şimdi vermem gereken 3–5 fazla kilomdan başka bir sağlık sorunumun olmaması da beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Hafta içi diyet yapıp, hafta sonu dur durak bilmeden yiyen HIV pozitif  Deniz…

Deniz Türk

Korkaklık mı dostluk mu?

Çocukluktan beri arkadaşınız olan kişiyi hep anne baba gibi görmez miyiz? İçini dışını biliriz deriz çünkü çocukluktan beri kinine, bir çikolata için ağlamasına, kahkahalarla gülmesine şahit olmuşuzdur… Ben de böylesi arkadaşlıklarım olduğu için kendimi hep şanslı hissederdim.

Küçük bir çocukken okul servisinde başlayıp, emek emek büyütülmüş, 15 – 16 yıllık bir paylaşım. Okul değiştirdiği zaman dünyamın karardığı, cep telefonlarımız olmadığı zamanlarda servisten iner inmez evde telefonlara sarılıp saatlerce konuştuğum, sırf daha fazla görüşelim diye o çocuk aklımızla servisin güzergâhını değiştirdiğimiz, birbirimizin kıyafetlerini giymekten zevk aldığımız, cebimiz derdimiz kederimiz sevincimiz ortak olan arkadaş…

Tabi büyüyünce her şeyin çocukluktaki gibi olması imkânsız sık sık görüşemezsin belki ama özünde kardeşsindir ya nerde olursa olsun imdat çığlığını duyacak sanırsın ya, gözden ırak olsa da gönülde hep vardır ya işte böylesi bir dostluk…

Ben, Tanımı alıp iyileşme sürecime girdiğim zaman Fatih askerdeydi ve hemen hemen her gün askerden telefon açıp, dertleşiyordu. malum asker psikolojisi.. İstanbul özlemi, arkadaş eş dost aile özlemi.

Bunları tahmin ettiğim için gerektiğinde işimi gücümü bırakıp öyledir paşam şöyledir paşam gelince her şey yaparız gezeriz tozarız eskisi gibi oluruz, bak az kaldı diye diye bitirdik onun askerlik sürecini. Ve arkadaşlığımıza dostluğumuza yakıştığı gibi hayatımda gizlemediğim şeylere HIV tanısı aldığımı ve ama korkulacak bir şey olmadığını düzelmeye başladığımı ilaç tedavisi olduğumu vs uzun uzun dilim döndüğünce telefonda anlattım. Gelmesine kısa bir süre önce söyledim ki o en azından o birkaç günü kötü geçsin ve İstanbul’a döndüğü ilk günlerde morali bozulmasın şoku atlatmış olsun.Ben böylesi ince detayları düşündüm onu ve arkadaşlığımızı düşündüm.O ne yaptı??

Askerden geldiği günü bildiğim için hoş geldin demek için aradım nezaketen konuştu benimle. Tam tahmin ettiğim gibiydi. Artık asker değildi ve artık gecenin 3’ünde 5’inde Deniz’i arayıp ağlamasına saatlerce yapmak istediklerinden bahsetmesine gerek yoktu. Hele de HIV pozitif bir Deniz’e…

Ben görüşmek istesem de o benden kaçtı ve askerden geldikten 1-2 ay sonra çok kısa süreli görüştük ama ben kafamda bitirmiştim zaten arkadaşlığımızı. Zaten benim derdim bana yeter birde kimsenin hastalığımla alakalı gereksiz kaprislerini bilgisizliklerini çekemezdim. Ben doktorumun numarasından hastalığın bütün detaylarına kadar gerek mail gerekse telefonda bilgilendirdim. Koskoca 26-27 yaşında adamsın oturur araştırırsın ondan sonra nasıl bulaşacağını öğrenirsin değil mi?

HIV pozitifliğim hayatımdan çocukluk arkadaşımı da almıştı…

Artık Fatih yoktu. Gelse de bu saatten sonra pek ehemmiyeti yoktu. HIV dostumu benden almadı aslında. Fatih kendi ipini kendi çekti… Benim hayatım onunkinden çok daha güzeldi. Çalışıyordum mutluydum sağlıklıydım unutmaya yüz tutmuştum yaptığı keleği.

Aylar aylar sonra bir mesajla yine kıyısından girdi hayatıma.Ortak arkadaşlarımızın olması aslında işi kolaylaştırdı.Sürekli Deniz senden benden sağlıklı, “sen nasıl sanıyorsun ki bu hastalığı?”gibi cümlelerle durumumun iyi olduğunu anlatıyorlarmış zaten.

Önceleri sildim artık hayatımda yok bu adam desem de bir şekilde pişmanlığa tevazu gösterir vaziyete geldim. Onun hastalığımdan korkmasını benden kaçmasını az buçuk anlamaya çalıştım ama beni yalnız bırakmasını hala sindiremiyorum. Cep mesajları, evime gelmeler falan filan derken eskisi gibi olmaya başladık. Sürekli pişmanlığından beni yalnız bıraktığının vicdan azabından kendine yakıştıramadığından, beni kaybetmek istemediğinden vs anlattı durdu. Ara ara yaptığı kelek aklıma gelse de artık insanlardan çok bir şey beklemediğim için kızamıyorum da. Canımı kaybetmeye bu kadar yaklaşmışken ve bunun değerini anlamışken, Bu saatten sonra hayatımda kaybetmeyi göze alamayacağım hiç ama hiç bir insan yok.

Şimdi can ciğer kuzu sarmasıyız. Ben nereye   o oraya. Bir dediğimi iki etmiyor. O’da anladı Dost dosttur ve hastalıkta herkesin başına gelebilecek bir şeydir. Şimdi yurtdışı tatil planı yapıyoruz. Hemen hemen her gün görüşüyoruz. HIV statüm arkadaşlığımıza geçici bir kötü etki etse de şuan daha da perçinleşti sanırım.

Su aktı yolunu buldu yani…

Bugün tüm gününü Fatihle geçirecek HIV pozitif Deniz 🙂

Deniz Türk

Artık Hayalimdeki Şirketteyim

Eski şirketimde oturmuş çalışırken telefonum çaldı numaradan tanıdım ve hemen terasa çıktım. “Deniz bey, Sizinle yaptığımız mülakatlar ve sınavlar sonrasında diye başlayan ve  saydığım haklarınız çerçevesinde  sizinle çalışmak istiyoruz” diye son bulan bir iş teklifi almıştım. “Ohh beee.” İşte bu. Artık bende şık takımlarımı giyip o önünden geçerken hayal kurduğum plazanın bir çalışanı olacak ve servis beklerken imrendiğim insanların arasında olacaktım. Telefonu kapattım ne yapacağımı şaşırmış bir halde direk şefime mail attım ve konuşmak istediğimi söyledim.30 dakika sonra toplantı odasında istifa etmek istediğimi bunun şirketle ya da çalışanlarla bir alakasının olmadığını tamimiyle hayal ettiğim bir meslek dalında olacağımı sınavları ve mülakatları geçtiğimi söyledim, o da anlayışla karşıladı.

Masama geçtikten sonra dank etti. Ben yıllık izin için tarih belirlemiş hatta öyle ki Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Marsilya biletlerimi bile almıştım. işte şimdi patlamıştım. Yeni başlayacağım yeri arayıp en geç ne zaman başlayabilirim dedim.2 hafta şimdiki işinizde yasal olarak devam etme zorunluluğunuz var. Yani en geç 7 Eylül’de başlamış olmanız gerekiyor dediler. Yok ben tatile gideceğim bir sürü bilet aldım diyemedim. Direkt uçak şirketleriyle yazışmaya başlayıp biletleri iptal etmeye çalıştım. İptal edemedim ama tarih değişikliği yaptım. (kurban bayramında kullanmak üzere) Sadece Portekiz’den Marsilya’ya aldığım biletim yandı. Çok fazla bir şey değildi zaten.

HIV pozitif olduğumu öğrendiğimde gerek sağlık sorunlarımdan gerekse HIV statümün bana hayatım boyunca engel olacağını düşünerek endişelenmeye başlamıştım. Ama sağlığım düzeldikçe kendimi iyi hissettim ve HIV statümün iş yaşamıma hatta hayalimdeki işi yapmaya engel olamayacağını kanıtlamış oldum.

Eski şirketim 15 gün yasal prosedürü uygulamadı ve beni 31 ağustos itibariyle pastalı börekli bir jübile ile uğurladılar. Bende 7 günlük boş vaktimi deniz havuz ve eş dostla vakit geçirerek bitirdim ve 7 Eylül 2009’da HIV pozitif biri olarak hayalimdeki işe başladım.

Şuan yaklaşık 2 yıldır memnuniyetle çalışıyorum. HIV statüm hiçbir zaman bana ve işimi yapmama engel olmadı.İnşallah bundan sonrada olmaz.Değiştirdiğim uçak biletlerimi de kurban bayramında paşa paşa kullandım.HIV pozitif olmak sadece bir etiket bence.2.5 Yıldır sosyal bir kötü etkisini görmedim.

Yaklaşık Bir ay sonra ikinci  yıllık izni için St. Petersburg ve Moskova’ya gidecek HIV pozitif Deniz:)

Deniz Türk

Haklarımı Savunuyorum…

Aslında her durum için böyle tabii ki ama, sanırım HIV de durum tam anlamıyla bundan ibaret.

Ne Olduğunu bilince,sağlıklı yaşadığını görünce ve diğer insanlardan farksız bir şekilde hayatına devam ettiğinin idrakına varıyorsun ” HIV’in çaresi bulundu, artık ölümcül değil” cümlesinin anlamına.

HIV statünü kabullene kadar her şey. Hatta an oluyor, arkadaş sohbetinde iş yerindeki herhangi bir konuşmada AIDS’ten öldü cümlesi geçince, yada AIDS’liymiş kelimesi geçince açıklama yapma gereği duyuyorum: “Biliyorsun değil mi? HIV artık ölümcül bir hastalık değil ve AIDS dediğinde bir hastalık değil bir safha. Ama artık ilaçla hiç bir HIV pozitif kişi AIDS safhasına gelmiyor.” HIV statüm bilinsin bilinmesin konu HIV/AIDS olunca az ama bu öz bilgiyi insanlarla paylaşmak ihtiyacı doğuyor.

Tedavimin ilk yılını bitirmiştim,CD4 sayım epey artmış viral yükümde sıfırlanmıştı gayet sağlıklıydım, Hatta tabir-i caizse domuz gibiydim 🙂 İlaçlarıma da alışmıştım ben nereye onlar oraya. Dediğim gibi bir şeyi kabullenince alışman ve hayatına sokman çok kolay oluyor. İğreti durmuyor sende.

Ben %100 tedavisi bulunsun bulunmasın HIV statümü kabullenmiştim ve her gün 22.30 da 10 saniyemi ayırıp 2 tane ilaç alarak yaşamayı kabullenmiştim.

Tüm bu kendi iç telkinlerimle ve sağlığımın da iyi olduğunun en yakın şahidi olarak pür neş-e içinde mutlu mesut yaşıyorum. İlaçlarımı almak ve olağan 3 ayda bir kontrol için İzmir’e gidiyorum. İzmir’e gitmemin sebebi hatta sebepleri:

1) Doktoruma sonsuz güveniyorum,

2)Orada işlerim çok kolay halloluyor İstanbul’da ki gibi hastane korkusu yaşamıyorum.Çünkü İstanbul’da tanı almıştım ve İstanbul’da herhangi bir hastane bana o kötü günü hatırlatıyordu

3) Uçağa biniyorum şehir değiştiriyorum bu sayede hastaneye değil de 1 günlük seyahate çıkmış gibi hissediyorum.

Tüm bunları yaparken de yorulsam da 1 gün sonunda mutlu mesut olarak evime dönüyor ve yatağıma yatıyorum. Dediğim gibi kabullenince bir kere zorluklar pekte görünmüyor göze.Bir kere yine kontrole gittim işlemlerimi yaptırdım ve kan vermek için laboratuarın kapısında beklerken benden önceki  iki hastanın arasında konuştuğunu dinledim.Onlarda kan vermek için bekliyorlardı muhtemelen ama içerde de HIV pozitif olduğunu bildiğim bir hasta vardı.   

Önümdeki 1-2 kişinin kan vermesinin beklerken O bahsettiğim iki kişi içerdeki kan veren zat için yorumda bulunuyorlar: “O AIDS’miş o yüzden hemen aldılar onu!”

Öbürü de şaşkın şaşkın “Aaaa öylemi?” diyor şaşkın şaşkın sanki HIV/AIDS  5 kolu 25 ayağı olan canlı demekmiş gibi şaşkın bir şekilde. Sonra dedikodu kazanı kaynamaya devam ediyor tabi. Adamın öleceğinden AIDS’in bulaşıcılığına kadar hemen oracıkta sayın hasta aynı anda profesör kişiler üstün zekalarıyla beyin fırtınası yaptılar: “Belli zaten bak yürüyemiyor diyor” biri, diğeri de “Ben anlamıştım onun ince bir hastalığı olduğunu” diyor, sonra benim dinlediğimi fark edince, destek almak ve zevzek hastane koridoru sohbetine dahil etmek isterlercesine “Aman Allah korusun bizimki de hastalık mı” falan diyorlar. Bu arada eminim ki ikisinin de durumu içerde kan veren HIV pozitif kişiden çok daha vahim.Gülümsedim sadece ister istemez sohbette üçlü olmuştuk.

Ulan dedim kendi kendime şimdi bir şey söyleyeceğim anlatacağım bakın böyleyken böyle diye ama onlar zaten HIV in kitabını yazmışçasına emin emin konuşuyorlardı. Diğeri AIDS’lileri önce alıyorlar o yüzden bizi bekletiyorlar deyince ortam gerildi ve herkes birbirinin kâğıdına bakmak istedi o anda sanki elimizdeki kağıtlarla büyük puntolarla HIV/AIDS yazıyormuş gibi. Zaten versem de anlamazlar CD4 HIV RNA vs.

1 Yıl önce ben anlıyor muydum? O sırada Gayet zevzek bir o kadar da maraba kılıklı bir genç neden gelen içeri giriyor gibi bir sual sordu sıradakilere ama öyle halim selim sormadı. Külhanbey tarzında sordu O Meraklı HIV profesörleri de onlar AIDS’miş AIDS’lileri önce alıyorlar diğer hastalarla beklemesinler diye dedi. Bu cümleyi duyunca zönkk oldum. Neden neden dedim? diğer hastalarla beklemesinler diye mi? Aaaa evet evet bulaşıcı ya o yüzden dedi HIV ordinaryüsü:)

Tüm bunlar 2-3 dk da oluyor aslında bu arada odaya girmek için bekleyen birkaç pozitif hastada hala kapıda bekliyor bende onların arkasındayım. O külhanbeyi bunu duyunca haaa tamam dedi kazma bir şekilde. Orda Deniz Türk olarak devreye girdim.

Sesimi fazla yükseltmeden ama hem külhanbeyin hem de o zevzek ordinaryüslerin duyacağı şekilde; “HIV demek AIDS demek değildir” dedim.İçerdeki hastada AIDS değil HIV pozitif biri dedim.HIV pozitifler ilaç alarak normal yaşamlarını gayet güzel yaşıyorlar dedim, Hem aynı sırada beklemekle bulaşmaz o hastalık dedim. Emin olun içerdeki kişi  burda bekleyen herkesten çok daha sağlıklı dedim. Külhanbeyi dinliyordu beni O sırada bombayı patlattım. Bende HIV pozitifim ve bakın en az sizin kadar sağlıklı görünüyorum dimi dedim. Ordinaryüsler şokta. Kalp krizi geçirebilirler 🙂

Hepsi önce bana baktı sonra elindeki kağıtlara baktı bende ohh be ilk defa böyle rahat zikrettim dedim hastalığımı içimden. Oracıkta cesaretlendim sandalyenin üstüne çıkıp nutuk atasım geldi ama yapmadım 🙂

Sonra o ordinaryüsler ve zevzek külhanbeyi sıradayken girdim kanımı verdim kapıda açık zaten görüyorlar. Sonra da onlar hala sıradayken gülümseyerek yanlarından geçip “Geçmiş olsun dedim.”

Umarım oradaki 3 kişinin HIV/AIDS hakkında ufakta olsa birşeyin farkında olmalarını sağlamışımdır. Sağladım sanıyorum çünkü hepsi bana doktormuşum gibi bakıp saygıyla dinlediler.Çıkarken de benim sağlığımı gülüşüme yansıtmamamı idrak edip utandılar muhtemelen 🙂

Böyle hikayeler bir tek benim başıma gelmiyor herkesin başına he rgün buna benzer şeyler geliyor.

Allah korusun kanser olsam bunu söylesem metroda otobüste iş yerimde herhangi bir yerde Ahh canım pekte genç derler gelirler sarılırlar destek olurlar bilmem ne…

Ama HIV pozitifim desem kaçacak delik ararlar. Ben durum elverdiğince hastalığımın bilindiği ortam olsun olmasın konu açıldıkça çevremdekilere özlü sözler gibi hastalık hakkında kısa bilgiler verip o öyle sandığın bir hastalık değil diyorum. ölüm yok diyorum senden bende daha sağlıklı yaşıyorlar diyorum. Bunu ilk kez duyan pek kulak asmaz iplemez ama yarın bir gün bir kere daha duyar sonra bir kere daha duyar açar okur araştırır sonra bir bakarsın kendi HIV/AIDS sohbeti sırasında o öyle ölümcül bir hastalık değil çok kolay tedavisi var deyivermiş. Al Sana negatif bir HIV pozitif savunucusu…

Deniz Türk