HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for the ‘Deniz Türk’ Category

Pozitif "Aşk"

Yatmadan önce yatağımda müzik dinlemeyi liseden beri sevmişimdir. Gecenin hüznünü dağıtmak için hareketli şarkılar ya da özlediğim kişileri hatırlamak için birazda olsa efkarlı moda girmek için duygusal şarkılar dinlerim. İster istemez dinlediğim şarkı ruh halimi değiştiriverir. Kokularda böyledir bende…

Sevdiğim birinin parfümünü ya da evinin kokusunu kokladığım zaman o kişi tüm ayrıntılarıyla aklıma gelir…

Şimdi yaz geldi havada dondurma ve deniz kokusu var. Hüzünlü olmanın sırası değil deyip erteliyorum hep duygusal şarkılar dinlemeyi…

Bazen ofiste çalışırken bakıyorum camdan İstanbul’a.

Ne ulvi bir şehirdir bu İstanbul?

New York’ta bile özlenen şehir…

İzmir’e ya da Adana’ya gittiğimde bile 2–3 gün sonra gözüm bu şehrin izlerini arıyor.

İlk yurtdışı deneyimim Amerika’ya olmuştu. Daha Gitmeden ordayken Türkiye’yi, İstanbul’u özleyeceğimi düşünüp efkârlanırdım…

Nitekim öylede oldu. Belki ilk yurtdışı deneyimim olduğundan belki çok uzak bir ülke olduğundan belki de duygusal olmayı sevdiğimden olur olmadık şeylere içlenir ağlardım. Lahmacuna bile…

Daha sonra Portekiz ve ikinci kez Amerika ve diğer Avrupa ülkeleri derken idmanlı oldum gurbete ve hasrete ama lahmacuna hala dayanamıyorum. Tanıyı aldıktan sonra zor günleri atlattım ve sağlığıma kavuşmaya başladığım dönemlerde artık abur cubur yok tamimiyle sağlıklı besleneceğim kilomu koruyacağım demiştim. Kendimi öyle bir şartlamıştım ki bazı konularda yapmayınca moralim bozuluyordu. Mesela günde 10 bardak yerine 8 bardak içmişsem kalan 2 bardağı içmemiş olmanın pişmanlığını yaşıyordum.

Spor yapmak için çırpınıyordum, ketçaptan mayonezden hamburgerden köfteden uzaklaşmıştım tabii ki lahmacundan da… Bir süre böyle devam ettim istemeyerekte olsa bir şekilde yapabiliyordum bu beslenme düzenini. Ama bunları yapıyor olmamın sebebi sağlıklı yaşamak vs değildi tamimiyle ölüm korkusuydu sanırım. HIV pozitifim artık hamburger yok hastalanmak yok terlemek yok koşmak yok moduna girmiştim ki buda beni ziyadesiyle rahatsız ediyordu. Sanki HIV pozitif olunca pamuklarda yaşamak gerekiyormuş gibi her şeyden nem kapıyordum. Sonra doktorumla konuştum ve araştırdım epey zamanla orta yolu bulmuş oldum.

Şimdi sporumu da yapıyorum ama lahmacunumdan ve künefemden de geri kalmıyorum. Çünkü sakınan göze çöp batarmış dedikleri biraz doğru sanırım. Ben yok bu sağlıksız yok bu kalorili, yok şu yağlı yok bu şöyle yok bu böyle derken tamimiyle ruhsuz bir beslenme şekline bürünmek üzereydim.

Çevremdekiler bilirler yemeye içmeye olan su götürmez hassasiyetimi. Ben ki, işyerimdekileri ayartıp Antep’e lahmacun ve kebap yemek için uçak bileti aldırmış adamım…

Gidemedik o başka, çünkü bileti aldıktan 5 dakika sonra “Aaaaa bizim o tarihte açık öğretim sınavımız var” diyen 3-4 çığlık duydum ve hemen arayıp iptal ettirdik biletleri.

Ama acısını geçen hafta Adana’da fazlasıyla çıkardım…

Şimdi vermem gereken 3–5 fazla kilomdan başka bir sağlık sorunumun olmaması da beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Hafta içi diyet yapıp, hafta sonu dur durak bilmeden yiyen HIV pozitif  Deniz…

Deniz Türk

Korkaklık mı dostluk mu?

Çocukluktan beri arkadaşınız olan kişiyi hep anne baba gibi görmez miyiz? İçini dışını biliriz deriz çünkü çocukluktan beri kinine, bir çikolata için ağlamasına, kahkahalarla gülmesine şahit olmuşuzdur… Ben de böylesi arkadaşlıklarım olduğu için kendimi hep şanslı hissederdim.

Küçük bir çocukken okul servisinde başlayıp, emek emek büyütülmüş, 15 – 16 yıllık bir paylaşım. Okul değiştirdiği zaman dünyamın karardığı, cep telefonlarımız olmadığı zamanlarda servisten iner inmez evde telefonlara sarılıp saatlerce konuştuğum, sırf daha fazla görüşelim diye o çocuk aklımızla servisin güzergâhını değiştirdiğimiz, birbirimizin kıyafetlerini giymekten zevk aldığımız, cebimiz derdimiz kederimiz sevincimiz ortak olan arkadaş…

Tabi büyüyünce her şeyin çocukluktaki gibi olması imkânsız sık sık görüşemezsin belki ama özünde kardeşsindir ya nerde olursa olsun imdat çığlığını duyacak sanırsın ya, gözden ırak olsa da gönülde hep vardır ya işte böylesi bir dostluk…

Ben, Tanımı alıp iyileşme sürecime girdiğim zaman Fatih askerdeydi ve hemen hemen her gün askerden telefon açıp, dertleşiyordu. malum asker psikolojisi.. İstanbul özlemi, arkadaş eş dost aile özlemi.

Bunları tahmin ettiğim için gerektiğinde işimi gücümü bırakıp öyledir paşam şöyledir paşam gelince her şey yaparız gezeriz tozarız eskisi gibi oluruz, bak az kaldı diye diye bitirdik onun askerlik sürecini. Ve arkadaşlığımıza dostluğumuza yakıştığı gibi hayatımda gizlemediğim şeylere HIV tanısı aldığımı ve ama korkulacak bir şey olmadığını düzelmeye başladığımı ilaç tedavisi olduğumu vs uzun uzun dilim döndüğünce telefonda anlattım. Gelmesine kısa bir süre önce söyledim ki o en azından o birkaç günü kötü geçsin ve İstanbul’a döndüğü ilk günlerde morali bozulmasın şoku atlatmış olsun.Ben böylesi ince detayları düşündüm onu ve arkadaşlığımızı düşündüm.O ne yaptı??

Askerden geldiği günü bildiğim için hoş geldin demek için aradım nezaketen konuştu benimle. Tam tahmin ettiğim gibiydi. Artık asker değildi ve artık gecenin 3’ünde 5’inde Deniz’i arayıp ağlamasına saatlerce yapmak istediklerinden bahsetmesine gerek yoktu. Hele de HIV pozitif bir Deniz’e…

Ben görüşmek istesem de o benden kaçtı ve askerden geldikten 1-2 ay sonra çok kısa süreli görüştük ama ben kafamda bitirmiştim zaten arkadaşlığımızı. Zaten benim derdim bana yeter birde kimsenin hastalığımla alakalı gereksiz kaprislerini bilgisizliklerini çekemezdim. Ben doktorumun numarasından hastalığın bütün detaylarına kadar gerek mail gerekse telefonda bilgilendirdim. Koskoca 26-27 yaşında adamsın oturur araştırırsın ondan sonra nasıl bulaşacağını öğrenirsin değil mi?

HIV pozitifliğim hayatımdan çocukluk arkadaşımı da almıştı…

Artık Fatih yoktu. Gelse de bu saatten sonra pek ehemmiyeti yoktu. HIV dostumu benden almadı aslında. Fatih kendi ipini kendi çekti… Benim hayatım onunkinden çok daha güzeldi. Çalışıyordum mutluydum sağlıklıydım unutmaya yüz tutmuştum yaptığı keleği.

Aylar aylar sonra bir mesajla yine kıyısından girdi hayatıma.Ortak arkadaşlarımızın olması aslında işi kolaylaştırdı.Sürekli Deniz senden benden sağlıklı, “sen nasıl sanıyorsun ki bu hastalığı?”gibi cümlelerle durumumun iyi olduğunu anlatıyorlarmış zaten.

Önceleri sildim artık hayatımda yok bu adam desem de bir şekilde pişmanlığa tevazu gösterir vaziyete geldim. Onun hastalığımdan korkmasını benden kaçmasını az buçuk anlamaya çalıştım ama beni yalnız bırakmasını hala sindiremiyorum. Cep mesajları, evime gelmeler falan filan derken eskisi gibi olmaya başladık. Sürekli pişmanlığından beni yalnız bıraktığının vicdan azabından kendine yakıştıramadığından, beni kaybetmek istemediğinden vs anlattı durdu. Ara ara yaptığı kelek aklıma gelse de artık insanlardan çok bir şey beklemediğim için kızamıyorum da. Canımı kaybetmeye bu kadar yaklaşmışken ve bunun değerini anlamışken, Bu saatten sonra hayatımda kaybetmeyi göze alamayacağım hiç ama hiç bir insan yok.

Şimdi can ciğer kuzu sarmasıyız. Ben nereye   o oraya. Bir dediğimi iki etmiyor. O’da anladı Dost dosttur ve hastalıkta herkesin başına gelebilecek bir şeydir. Şimdi yurtdışı tatil planı yapıyoruz. Hemen hemen her gün görüşüyoruz. HIV statüm arkadaşlığımıza geçici bir kötü etki etse de şuan daha da perçinleşti sanırım.

Su aktı yolunu buldu yani…

Bugün tüm gününü Fatihle geçirecek HIV pozitif Deniz 🙂

Deniz Türk

Artık Hayalimdeki Şirketteyim

Eski şirketimde oturmuş çalışırken telefonum çaldı numaradan tanıdım ve hemen terasa çıktım. “Deniz bey, Sizinle yaptığımız mülakatlar ve sınavlar sonrasında diye başlayan ve  saydığım haklarınız çerçevesinde  sizinle çalışmak istiyoruz” diye son bulan bir iş teklifi almıştım. “Ohh beee.” İşte bu. Artık bende şık takımlarımı giyip o önünden geçerken hayal kurduğum plazanın bir çalışanı olacak ve servis beklerken imrendiğim insanların arasında olacaktım. Telefonu kapattım ne yapacağımı şaşırmış bir halde direk şefime mail attım ve konuşmak istediğimi söyledim.30 dakika sonra toplantı odasında istifa etmek istediğimi bunun şirketle ya da çalışanlarla bir alakasının olmadığını tamimiyle hayal ettiğim bir meslek dalında olacağımı sınavları ve mülakatları geçtiğimi söyledim, o da anlayışla karşıladı.

Masama geçtikten sonra dank etti. Ben yıllık izin için tarih belirlemiş hatta öyle ki Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Marsilya biletlerimi bile almıştım. işte şimdi patlamıştım. Yeni başlayacağım yeri arayıp en geç ne zaman başlayabilirim dedim.2 hafta şimdiki işinizde yasal olarak devam etme zorunluluğunuz var. Yani en geç 7 Eylül’de başlamış olmanız gerekiyor dediler. Yok ben tatile gideceğim bir sürü bilet aldım diyemedim. Direkt uçak şirketleriyle yazışmaya başlayıp biletleri iptal etmeye çalıştım. İptal edemedim ama tarih değişikliği yaptım. (kurban bayramında kullanmak üzere) Sadece Portekiz’den Marsilya’ya aldığım biletim yandı. Çok fazla bir şey değildi zaten.

HIV pozitif olduğumu öğrendiğimde gerek sağlık sorunlarımdan gerekse HIV statümün bana hayatım boyunca engel olacağını düşünerek endişelenmeye başlamıştım. Ama sağlığım düzeldikçe kendimi iyi hissettim ve HIV statümün iş yaşamıma hatta hayalimdeki işi yapmaya engel olamayacağını kanıtlamış oldum.

Eski şirketim 15 gün yasal prosedürü uygulamadı ve beni 31 ağustos itibariyle pastalı börekli bir jübile ile uğurladılar. Bende 7 günlük boş vaktimi deniz havuz ve eş dostla vakit geçirerek bitirdim ve 7 Eylül 2009’da HIV pozitif biri olarak hayalimdeki işe başladım.

Şuan yaklaşık 2 yıldır memnuniyetle çalışıyorum. HIV statüm hiçbir zaman bana ve işimi yapmama engel olmadı.İnşallah bundan sonrada olmaz.Değiştirdiğim uçak biletlerimi de kurban bayramında paşa paşa kullandım.HIV pozitif olmak sadece bir etiket bence.2.5 Yıldır sosyal bir kötü etkisini görmedim.

Yaklaşık Bir ay sonra ikinci  yıllık izni için St. Petersburg ve Moskova’ya gidecek HIV pozitif Deniz:)

Deniz Türk

Haklarımı Savunuyorum…

Aslında her durum için böyle tabii ki ama, sanırım HIV de durum tam anlamıyla bundan ibaret.

Ne Olduğunu bilince,sağlıklı yaşadığını görünce ve diğer insanlardan farksız bir şekilde hayatına devam ettiğinin idrakına varıyorsun ” HIV’in çaresi bulundu, artık ölümcül değil” cümlesinin anlamına.

HIV statünü kabullene kadar her şey. Hatta an oluyor, arkadaş sohbetinde iş yerindeki herhangi bir konuşmada AIDS’ten öldü cümlesi geçince, yada AIDS’liymiş kelimesi geçince açıklama yapma gereği duyuyorum: “Biliyorsun değil mi? HIV artık ölümcül bir hastalık değil ve AIDS dediğinde bir hastalık değil bir safha. Ama artık ilaçla hiç bir HIV pozitif kişi AIDS safhasına gelmiyor.” HIV statüm bilinsin bilinmesin konu HIV/AIDS olunca az ama bu öz bilgiyi insanlarla paylaşmak ihtiyacı doğuyor.

Tedavimin ilk yılını bitirmiştim,CD4 sayım epey artmış viral yükümde sıfırlanmıştı gayet sağlıklıydım, Hatta tabir-i caizse domuz gibiydim 🙂 İlaçlarıma da alışmıştım ben nereye onlar oraya. Dediğim gibi bir şeyi kabullenince alışman ve hayatına sokman çok kolay oluyor. İğreti durmuyor sende.

Ben %100 tedavisi bulunsun bulunmasın HIV statümü kabullenmiştim ve her gün 22.30 da 10 saniyemi ayırıp 2 tane ilaç alarak yaşamayı kabullenmiştim.

Tüm bu kendi iç telkinlerimle ve sağlığımın da iyi olduğunun en yakın şahidi olarak pür neş-e içinde mutlu mesut yaşıyorum. İlaçlarımı almak ve olağan 3 ayda bir kontrol için İzmir’e gidiyorum. İzmir’e gitmemin sebebi hatta sebepleri:

1) Doktoruma sonsuz güveniyorum,

2)Orada işlerim çok kolay halloluyor İstanbul’da ki gibi hastane korkusu yaşamıyorum.Çünkü İstanbul’da tanı almıştım ve İstanbul’da herhangi bir hastane bana o kötü günü hatırlatıyordu

3) Uçağa biniyorum şehir değiştiriyorum bu sayede hastaneye değil de 1 günlük seyahate çıkmış gibi hissediyorum.

Tüm bunları yaparken de yorulsam da 1 gün sonunda mutlu mesut olarak evime dönüyor ve yatağıma yatıyorum. Dediğim gibi kabullenince bir kere zorluklar pekte görünmüyor göze.Bir kere yine kontrole gittim işlemlerimi yaptırdım ve kan vermek için laboratuarın kapısında beklerken benden önceki  iki hastanın arasında konuştuğunu dinledim.Onlarda kan vermek için bekliyorlardı muhtemelen ama içerde de HIV pozitif olduğunu bildiğim bir hasta vardı.   

Önümdeki 1-2 kişinin kan vermesinin beklerken O bahsettiğim iki kişi içerdeki kan veren zat için yorumda bulunuyorlar: “O AIDS’miş o yüzden hemen aldılar onu!”

Öbürü de şaşkın şaşkın “Aaaa öylemi?” diyor şaşkın şaşkın sanki HIV/AIDS  5 kolu 25 ayağı olan canlı demekmiş gibi şaşkın bir şekilde. Sonra dedikodu kazanı kaynamaya devam ediyor tabi. Adamın öleceğinden AIDS’in bulaşıcılığına kadar hemen oracıkta sayın hasta aynı anda profesör kişiler üstün zekalarıyla beyin fırtınası yaptılar: “Belli zaten bak yürüyemiyor diyor” biri, diğeri de “Ben anlamıştım onun ince bir hastalığı olduğunu” diyor, sonra benim dinlediğimi fark edince, destek almak ve zevzek hastane koridoru sohbetine dahil etmek isterlercesine “Aman Allah korusun bizimki de hastalık mı” falan diyorlar. Bu arada eminim ki ikisinin de durumu içerde kan veren HIV pozitif kişiden çok daha vahim.Gülümsedim sadece ister istemez sohbette üçlü olmuştuk.

Ulan dedim kendi kendime şimdi bir şey söyleyeceğim anlatacağım bakın böyleyken böyle diye ama onlar zaten HIV in kitabını yazmışçasına emin emin konuşuyorlardı. Diğeri AIDS’lileri önce alıyorlar o yüzden bizi bekletiyorlar deyince ortam gerildi ve herkes birbirinin kâğıdına bakmak istedi o anda sanki elimizdeki kağıtlarla büyük puntolarla HIV/AIDS yazıyormuş gibi. Zaten versem de anlamazlar CD4 HIV RNA vs.

1 Yıl önce ben anlıyor muydum? O sırada Gayet zevzek bir o kadar da maraba kılıklı bir genç neden gelen içeri giriyor gibi bir sual sordu sıradakilere ama öyle halim selim sormadı. Külhanbey tarzında sordu O Meraklı HIV profesörleri de onlar AIDS’miş AIDS’lileri önce alıyorlar diğer hastalarla beklemesinler diye dedi. Bu cümleyi duyunca zönkk oldum. Neden neden dedim? diğer hastalarla beklemesinler diye mi? Aaaa evet evet bulaşıcı ya o yüzden dedi HIV ordinaryüsü:)

Tüm bunlar 2-3 dk da oluyor aslında bu arada odaya girmek için bekleyen birkaç pozitif hastada hala kapıda bekliyor bende onların arkasındayım. O külhanbeyi bunu duyunca haaa tamam dedi kazma bir şekilde. Orda Deniz Türk olarak devreye girdim.

Sesimi fazla yükseltmeden ama hem külhanbeyin hem de o zevzek ordinaryüslerin duyacağı şekilde; “HIV demek AIDS demek değildir” dedim.İçerdeki hastada AIDS değil HIV pozitif biri dedim.HIV pozitifler ilaç alarak normal yaşamlarını gayet güzel yaşıyorlar dedim, Hem aynı sırada beklemekle bulaşmaz o hastalık dedim. Emin olun içerdeki kişi  burda bekleyen herkesten çok daha sağlıklı dedim. Külhanbeyi dinliyordu beni O sırada bombayı patlattım. Bende HIV pozitifim ve bakın en az sizin kadar sağlıklı görünüyorum dimi dedim. Ordinaryüsler şokta. Kalp krizi geçirebilirler 🙂

Hepsi önce bana baktı sonra elindeki kağıtlara baktı bende ohh be ilk defa böyle rahat zikrettim dedim hastalığımı içimden. Oracıkta cesaretlendim sandalyenin üstüne çıkıp nutuk atasım geldi ama yapmadım 🙂

Sonra o ordinaryüsler ve zevzek külhanbeyi sıradayken girdim kanımı verdim kapıda açık zaten görüyorlar. Sonra da onlar hala sıradayken gülümseyerek yanlarından geçip “Geçmiş olsun dedim.”

Umarım oradaki 3 kişinin HIV/AIDS hakkında ufakta olsa birşeyin farkında olmalarını sağlamışımdır. Sağladım sanıyorum çünkü hepsi bana doktormuşum gibi bakıp saygıyla dinlediler.Çıkarken de benim sağlığımı gülüşüme yansıtmamamı idrak edip utandılar muhtemelen 🙂

Böyle hikayeler bir tek benim başıma gelmiyor herkesin başına he rgün buna benzer şeyler geliyor.

Allah korusun kanser olsam bunu söylesem metroda otobüste iş yerimde herhangi bir yerde Ahh canım pekte genç derler gelirler sarılırlar destek olurlar bilmem ne…

Ama HIV pozitifim desem kaçacak delik ararlar. Ben durum elverdiğince hastalığımın bilindiği ortam olsun olmasın konu açıldıkça çevremdekilere özlü sözler gibi hastalık hakkında kısa bilgiler verip o öyle sandığın bir hastalık değil diyorum. ölüm yok diyorum senden bende daha sağlıklı yaşıyorlar diyorum. Bunu ilk kez duyan pek kulak asmaz iplemez ama yarın bir gün bir kere daha duyar sonra bir kere daha duyar açar okur araştırır sonra bir bakarsın kendi HIV/AIDS sohbeti sırasında o öyle ölümcül bir hastalık değil çok kolay tedavisi var deyivermiş. Al Sana negatif bir HIV pozitif savunucusu…

Deniz Türk

Tedaviye İnanıyorum!

Ben hastanede yatarken doktorun bana dediği hala kulağımda sanki “İlaçlarına ve tedavine inanmalı bana da güvenmelisin!”

Doğruydu…

İnanmadan bir şeyi yapmak ne ise yarardı ki?

Babaannemin dediği üzere gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya baş. İlaca başlamadan evvel her gün nasıl unutmadan içeceğim diyordum. Hatta kendimce idman olsun diye bir çözüm bile düşünmüştüm. Alarm kurdum her gün çalacaktı bende çaldığı anda ilaç niyetine 1 tane bonibon atacaktım ağzıma:)

Tabi mevzuu bonibon olunca temsili ilaç saatleri 4 gözle beklenir olmuş hatta bazen 1 taneyle yetinmeyip 1 kutuyu ağzıma boca ettiğimi bilirim:)

İlacın yan etkileri oldu mu? Evet, oldu ama bence tüm o etkiler benim ileri safhada tanı almamla alakalıydı.

Eminim hastalık belirtisi olmadan tanı almış ve kontrol altındayken ilaca başlamış olsaydım hiçbiri olmazdı. Yoğun bir donemde mesaiye kaldık ve 23.00’a kadar çalıştık. Tabi ben ilaçlarımı almıştım hatta üzerine çok nefis bir yemek bile yemiştim. Geç çıktığımız için müdürümüz bizi arabasıyla bıraktı eve yolda hafif hafif midem bulanıyordu ama pek umursamadım ama eve gidip banyoya girdiğimde dayanamayacağımı anlayıp direkt çıkardım hem ilacı hem yediklerimi.

İşte o zaman ilaçta cıktı eeee yeniden alsam mı dedim kendi kendime ve almamaya karar verdim. Gecenin bir saatinde doktoru arayıp danışmakta olmaz dedim. İlaca başladığım sure boyunca tek yan etki denilebilecek olay böyle cereyan etti.

Zaten ilaca başladıktan kısa sure sonra sağlığımda eski haline gelmeye başladığı için ilacın yan etkileri de ortadan kalktı. İlaç taşımayı ilaç almayı kendime sevdirmek için türlü türlü şeyler düşündüm hala da düşünüyorum. Mesela yanımda taşıdığım ilaç kutularına çok özen gösteriyorum. Her gittiğim ülkeden ilaç kutusu alıyorum mesela Şu sıralar Danimarka’dan aldığımı kullanıyorum diğer ay Portekiz’den aldığıma geçeceğim. Çünkü madem bu ilaçlarla hayatim boyunca kanka modunda olacağım iyi geçinmeliyim:)

Şimdi evden çıkarken almam gerekenler akbil, telefon, anahtar ve ilaç kutum olarak revize edildi.

Deniz Türk

HIV Çalışmaya Engel Değilmiş…

İzmir’den İstanbul’a dönmüş ve çalışmaya başlamaya hazırdım. Yeni  iş yerimde daimi olmak istiyordum ama yine de gönlümde yatan iş değildi. Bir yandan okulumu bitirmem gerekiyordu, tek dersim kalmıştı:Makro iktisat!!!!

İşe girerken konuşmuştum tek dersim kaldığını İK departmanına belirtmiştim ve izin günlerimi Perşembe kullanmak istediğimi söylemiştim.

Bu sayede okula gidip dersleri takip edebilecektim. Haziranda diplomamı şirkete vermek koşulu ile işe alınmıştım.

Ve o gün…

Sabah kalktım yeni aldığım kıyafetlerimi giyip işe gittim.

Halsizdim çaktırmamalıydım bunu iş yerime.

Masam, bilgisayarım, telefonum,mail adresim, şirkettekilerle tanışma faslı derken günü bitirmek üzereydim.Ne olur ne olmaz yanımda 2 doz ilaç almıştım ilaç saatini kaçırmamak adına.İlaç koymak için küçük kutulardan bulmalıydım soranlara da kallavi ve soru sorup meraklarına mahal vermeyecekleri bir cevap bulmalıydım.

Saat 18.00 oldu ve ben ilk iş günümü bitirmiş olmanın ve hastalığım adına hiç etkilenmemenin verdiği huzurla iyi akşamlar deyip attım kendim ofisten dışarı. Taktım Ipod’umu ver elini Kabataş oradan da motorla Üsküdar. Korktuğum gibi olmadı.

Halsizdim,bazen Konuşurken zorlanıyordum ama yinede anlamadı kimse hasta olduğumu. Anlasalardı sorarlardı muhtemelen. Elimden geldiğinde az konuşmaya çalıştım. Çünkü konuşurken tıkanabiliyordum ve boğazımda gıcık yapan modüller vardı sanki.

Hani derler ya aslında psikolojik diye valla çok doğruymuş, işten mutlu çıktım ya adımların hızlandı koşacak gücü hissettim kendimde. Eee bide müziğin etkisiyle iyice pür neşe olmuştum. Şükürler olsun ki toparlamaya başlamıştım.

Şimdi işimde başarılı olmalı ve okulumu biran önce bitirmenin yollarını aramalıydım. HIV Pozitif olmak çalışmaya engel değilmiş. Hatta 22 CD4 İle tanı almış olsam bile, ilaca yeni başlamış olsam bile, ilaçlara alışmamış ve her an kusacakmış gibi hissetsem bile, HIV çalışmaya engel değilmiş. İlaca yeni başladığım için ve bağışıklık sistemim kötü olduğu için bu tür şeylerin olması normaldi. 3–4 ay sonra hepsinin geçeceğine inanıyordum.

İyileşmeye baş koymuş Deniz 🙂

Deniz Türk

İstanbul’a Dönüş…

İzmir’deki son günümdü eve gitme vakti gelmişti. İstanbul’da yapılacak çok iş vardı. İşe başlayacaktım, okulu bitirip kepimi atacaktım. Hastanede yattığım sürede benden sırf hastalığım yüzünden benden uzaklaşan 2-3 dost bildiğim insanları düşündüm başta da Ekrem’i…

Ben bağrıma taş basmaya hazırdım yeter ki sağlığım yerinde olsun. 20 yıl sonra hala sapasağlam olduğumu göstermek için o anda 20 yıl birden yaslanmayı bile istemiştim.

Bavulumu topladım annemle, anneannemle, dayılarımla vedalaştım ve havaalanına gittim.

20 gün öncesi aklıma geldi.

İstanbul’da güç bela binmiştim uçağa ve kendimi eve zor atmıştım…

Şimdi gülümseyebiliyorum.

Sürekli el çantamdaki ilaçlarımı kontrol ediyordum… 3 aylık ilaçlarım onlar gözüm gibi bakmalıyım.

Çevremdekileri süzüyorum kimsenin derdini bilmiyorum ve dolayısıyla en büyük dert benimki geliyor bana.

Karşımdaki adam olmak istiyorum o anda ya da köşedeki kadın ya da yerleri paspaslayan görevli.

Sanki HIV en büyük dertmiş gibi… O anda onların benden büyük derdi olmadığından emindim…
Boarding başladı keyfim yerinde eeee uçağa bineceğim. MD 88 ile uçacağım İstanbul’a.

Tadını çıkarmalıyım yolculuğun çünkü İzmir’e giderken geri dönememeyi düşünüyordum ama simdi kendimi iyi hissediyorum. Allah Kimseye taşımayacağı yük vermezmiş. Aylar önce HIV AIDS konulu bir film izlerken ve “Allah korusun” derken simdi tam ortasındayım sahnenin…

Ama bir şekilde basa çıkıyorum sanırım en azından tırmalıyorum elimden geleni yapıyorum.
Kalkış için hazırım, ezberlemişte olsam ilk defa izliyor ve ilk defa dinliyormuş gibi kabin memurlarının güvenlik anonslarını dinliyorum…

Ve havadayız işte!

Oh be!

İstanbul’a gidiyorum hem de kendimi iyi hissederek…

Kotu günler geçirmişte olsam, nefessiz kalarak esnemeyi özlemişte olsam da, HIV pozitif olduğumu öğrenip üzülsem de biliyorum artik hepsinin geride kaldığını…
Muallak durumdan kurtulmak bile biraz rahatlattı beni.

Gelecek için hayal kurarak geldim İstanbul’a ve kaptanın anonsuyla gülümsedim kendi kendime. Çünkü hava trafiğinden dolayı boğazda 1 tur atıp öyle inecektik Atatürk havaalanına.

Kaptan bana geçmiş olsun hediyesi verdi dedim içimden. Boğazı izleyerek yüzümde o hiç bitmesini istemediğim gülümseme ve kalbimdeki her şey güzel olacak, kötü günler geride kaldı düşüncesiyle İstanbul’uma dünyadaki en sevdiğim şehre indim.

Deniz Türk

Çorap Söküğü…

Uykuluyum yatağımda uzanıyorum, göz ucuyla yan yataktaki dedenin beni güldürme çabaları hiçte kaile alınmayacak gibi değil. Odama yan odadan yine HIV pozitif olan 17 yaşında bir genç geldi onunla sohbet ettim, okuma yazması yoktu hatta hastalığını da önemsemiyordu (ciddi bir safhadaydı) o anda kendi hissettiklerimi unutup ona akıl vermeye başladım.

Ona, “İlaçlarını almalısın dikkat etmelisin, 2. kez enfekte olmamaya çalışmalısın” dedim. Kaldı ki o tüberküloz tedavisi de görüyordu. 2 kere 3 kere belki de 5 kere dikkat etmeliydi. Elimden geldiğince onu okumaya eğitim görmeye heveslendirdim bu sayede daha iyi daha rahat yaşayacağını dilim döndüğünce anlattım.

Doktorumun bana Pozitif Yaşam Derneği’nden seni ziyarete gelecek biri var demişti. Ben de beni ziyarete gelecek kişiyi bekliyordum.

En sonunda telefonum çaldı ve tatlı bir ses bana “Merhaba Deniz” dedi. Sesinde bir heyecan bir samimiyet vardı. Kısa bir konuşmadan sonra kapattım telefonu ve 20 dakika sonra kapıda benim 2. güç kaynağım belirdi.
Eli kolu doluydu; fındıklar pekmezler gazete kitap yazmam için not defteri  ve kırmızı bir t shirt…

Çeken bilir misali o da hastanede bir süre kalmak zorunda kalmış bu yüzden beni çok iyi anladığını fark ettim.

Sohbeti hoş anaç biri…

Hastanede kaldığım 4 gün boyunca yanımdaydı her gün. O zamanlar bana “İyileşeceksin eskisinden daha da iyi olacaksın” dediğinde inşallah der gibi gülümsüyordum, ama pekte inandırıcı gelmiyordu. Ama şimdi söylediği her kelimenin doğruluğunu hissediyorum…
Bu arada raporum hazırlanıyordu bir yandan. Hastaneye yattığım gece başlamıştım ilk HIV ilacımı almaya…

Geçici bir kombinasyondu kendi ilaçlarım rapor çıkınca alacaktım.

Nerden nereye?

Aklıma gelmeyen şeyler başıma geliyordu. Ama içimdeki “iyileşeceksin” düşüncesi birden ivme kazandı ve hızla içimde büyümeye başladı.
Doktorun da dediği gibi inanmak lazımmış, inanmak ve tedavime güvenmek…

Tedavi olmaya başlamıştım, tedavime güveniyor ve iyileşeceğime inanıyordum.  Artık sulu gözlü olmak istemiyordum kendime acımayı hiç istemiyordum. Tamam, pekte hayrı alamet değildi durumum ama yine iyiyim dediğim anda iyi hissedebiliyordum. Tuvalete banyoya gidebiliyordum hatta sıkılınca koridorda 1-2 tur atabiliyordum.
Benim yaşamımda her şey çorap söküğü gibi gelir…

İyi bir şey olmaya hep iyi şeyler olmaya başlar…

Şimdi iyi bir şey olmuştu  çorap söküğünü getirmekte kendi elimdeydi.

Güvenilir ellerdeydim sanırım…

Ben bu hastalığa meydan okuyordum…

Deniz Türk

Yeni Bir Film…

Yüzünü bile görmediğim bir doktora güvendim. İçimdeki umudu o besledi. Ona durumumu anlatınca “Gel bir muayene edelim” demesi bile anne kıvamındaydı.

27 CD4 ile ilk defa yüzünü göreceğim sadece telefonda konuştuğum doktorun kapısının önündeyim. Yanımda hala hastalığımdan haberdar olmayan annem var. Kendi kafasından benim kanser olduğumu düşünse de açıklamadım. Nefes alamama şikayetim olduğu için zatürree hatta tüberküloz olarak bildi beni bugüne kadar. Hala da öyle biliyor…

Doktoruma da annemin durumdan haberdar olmadığını söyledim. Sağ olsun hastanede kaldığım 4 gün boyunca ve beni her gün ziyarete gelen annemin yanında en ufak bir pot kırmadı. Ne kendisi ne asistanları nede hemşireler. Konu bu noktaya gelmişken bir şeyin altını çizmek istiyorum. Biz HIV Pozitifler için en önemli olan konulardan biri sağlık konularında mahremiyetimizin korunmasıdır. Özellikle sağlık çalışanlarına bu konuda oldukça büyük bir görev düşmekte. Sağ olsunlar, kaldığım bu hastanede herkes benim mahremiyetime saygı duydu.

Bu arada son nefesimi vereceğimi düşündüğüm anda buldum doktorumu. Odasına girdim hikayemi hızlıca anlattım. Hemen bir yerleri aradı ve benim hastaneye yatışım için işlemlere başladı…

Böyle bir doktorum olduğu için şanslı mıyım? Yoksa böyle bir hastalığım olduğu için şanssız mıyım? Bu konuda o dönemde pek karar verememiştim.
Ben hastaneye yatırıldım, İkinci defa hastanede yatacaktım. Daha öncesinde Amerika’da bir gece hastanede kalmak zorunda kalmıştım. Türkiye’de ise ilkti ve inşallah son olacaktı.
Ne kadar kalacağım belli değildi…

Doktor bile bir Şey söylemedi. Belki 1 hafta belki 1 ay belki daha da uzun. Ancak yeni kabul edildiğim iş yerime 15 gün sonra başlayacaktım.

15 günde iyileşmeliydim…

İyileşmeliydim ki hayata tutunayım, çalışayım, okulum bitsin, kep atayım ve diplomamı alayım…

Yanımda 70 yaşında tonton bir dedecik yatıyor ama benden daha genç yerinde duramıyor. Fıldır fıldır hastanede dönüyor. Beni güldürmek için hikâyeler anlatıyor. Egeli olduğu için şivesi de anlattıklarına bambaşka bir güzellik katıyor. Annem, anneannem, dedem beni her ziyarete gelen dedeyle muhabbet ediyor halini hatırını soruyorlardı ve akşam beni renkli gözlü minik dedecik e emanet edip gidiyorlardı.

Hemen kanlarım alındı testler bir de bu hastanede yapılacaktı ve CD4 değerlerime bakılacaktı. İlk gece ateşlendim hem hastaydım hem de hastanede yatacak olmanın verdiği bir huzursuzluk vardı.

Doktorum benim endişeli halimi görünce Pozitif Yaşam Derneği’nden birkaç kişinin beni ziyaret edeceğini onlarla konuşursam rahatlayacağımı hatta bir psikiyatrın beni ziyarete geleceğini söyledi. Her şeyi düşünüyordu bu doktor…

Bana bir tek ona inanmak ve umudumu kaybetmeden biran önce iyileşmek kalıyordu sanırım.

Hastaneye yattığım günün sabahında kanım alındı ve akşamüzeri CD4 değerim çıkmıştı. Bir heves gittim sonucumu aldım. Belki önceki yanlıştır önceki diyerek sonucumu aldım. Hesaplama yöntemini biliyordum ve oracıkta hesaplayıverdim. Sonuç 22 idi. 1 haftada 27’den 22’ye düşmüştü CD4 değerim…

İşte o zaman o koridor bitmedi benim için. Odaya kadar yürümek azap gibi geldi. Filmlerde olur ya hani hastane koridorları görüntüsü. İşte en acıklı filmin başrol oyuncusuydum o anda. Ve bu film zaman içinde çok güzel bir filme dönüşecekti…

Deniz Türk

Hayat devam edecek mi?

Hayat devam ediyor, aklımı öleceğim korkusu sarmış olsa da, yüreğimin bir köşesinde “Yok beee iyisin daha da iyi olacaksın iyileşeceksin” diyordum.

Bunu kendi kendime söylememde ve buna inanmak istememde ilk tanı aldığımda ne yapacağımı bilemediğim deli dana gibi ortalıkta şuursuzca dolandığım günlerde Pozitif Yaşam Derneği’nin payı en büyüktür. Her ne kadar internette yerli ve yabancı siteleri tavaf etmiş HIV/AIDS ,cd4 ,hiv rna gibi konularda muallim kıvamına gelmiş olsam da Pozitif Yaşam başkaydı.

Belgelerler konuşuyorlardı. Beni kandırmıyorlardı. Çok güzel şeyler söylüyorlardı ama ben sakinleşeyim diye değil harbiden öyle olduğu için.

İlk gittiğimde muhtemelen 10 saat ve üzeri kalmıştım dernekte. Herkesle konuşmuş ve herkese ama herkese defalarca sormuştum aynı soruyu “Ölmeyeceğim değil mi?” 

Artık üzerime şakalar yapılır hale gelmişti “Bak deniz sana 1 iyi 1 kötü haberim var; birincisi HIV/AIDS’ten ölmeyeceksin ikincisi ne yazık ki bir gün herkes ölecek!!!” gibi şakalar yapılıyordu.

Bu hoşuma gidiyordu.

Hayat devam etmeliydi. Nerde kalmıştım hayatta? Öncelikle acilen düzeltilmesi farz olan bir psikoloji ve sağlık ardından bitmesi gereken bir okul, verilmesi gereken iğrenç mi iğrenç bir makro iktisat dersi, alınması gereken bir diploma, fırlatılması gereken bir kep, bulunması gereken bir iş, kazanılması gereken çok para ve ödenmesi gereken bir miktar borç ve alışılması gereken yeni hiv statüm.

Çok değillermiş yapılabilinir deyip giriştim işe. Öyle bir süreç ki bu saydıklarımdan herhangi biri olmazsa olmaz hepsi muntazaman olmak zorundaydı.
Şansım yaver gitti, iş olayını hallettim artık çalışıyordum. Akmasa da damlayacaktı. Kariyer yapmayacaktım ama sevdiğim bir işti. Tek dersi kalmış henüz mezun olamamış bir öğrenci için fazlaydı bile.

Her perşembe okula gidiyordum makro iktisat için.

Bir hafta gittim dersten sonra hocanın odasına ve “Hocam kronik bir hastalığım var, sağlık durumun pek iyi değil ve tedavi olmak için sık sık hastaneye gitmek zorundayım bu sebeple derslerinize gelemesem de siz bana not verseniz olur mu?” dedim.

Öyle bir içli konuşmuşum ki adamcağız hastalığımı bile sormadan “tamam” dedi. Kitapta bazı yerleri işaretledi “Buralara çalış vize için ,sen sağlık sorunlarınla ilgilen vizeden sonrada beni bul” dedi. Hastalığımı sorsaydı söyleyecektim aslında ama sormadı. İlk defa hastalığımı kullanıp yırtmıştım bir şeylerden.

Sonra başladım çalışmaya. Henüz tanı aldığım için muhtemelen cd4 600-700 dür diyorum. Nasıl olsa zatürreyi atlattım, dipçik gibiyim otobüse koşuyorum işe gidiyorum her şey yolunda. İştahta fena değil.

Ooooo benim ilaç kullanmama daha 5 yıl var diyorum kendi kendime.
İşe başlayalı 15 gün olmuştu ki başka bir firmayla görüşmeye karar verdim. Maaşı ve şartları daha iyiydi. Bu arada ufaktan öksürükler gece terlemeleri yorgunluk halleri başlamıştı işte o zaman tırsmaya başladım.

Tanı aldığım hastaneye ve bana hiv pozitif olduğum doktora gittim. Bana endişelenmemem gerektiğini psikolojik olduğunu, henüz cd4 ve hiv rna belli olmadığını bunun belli olmasının 1 yada 1.5 ay süreceğinin ondan sonra birkaç gün hastanede kalıp tüm tetkiklerimin yapılacağının ve sonrada ilaca başlanacaksa başlanacağını söylüyordu. Aynı zamanda “Ama ilaca başlamazsın sen iyi görünüyorsun muhtemelen cd4 yüksek çıkar, bir kaç yıl sadece takip edilirsin” dedi.

4 farklı hastane denedim takip edilmek için. Bir tanesi “Yok biz cd4 yapmıyoruz şu hastaneye sevk olman lazım.” ,

Diğerine gidiyorum sabah 6.00 da sıra bitmiş kan veremiyorum.
İşte zorluklar başlamıştı. Güç bela bir hastanede kan verdim ve 1 hafta sonra cd4 sonucumu alabileceğimi söylediler. O bir hafta hastaydım hep.

Bu arada yeni firmayla görüşmüş ve mülakat için gitmiş kabul edilmiştim. Eski işyerimden ayrıldım yeni iş yerimle sözleşme imzaladım ama ayakta zor duruyordum. Resim çektirdim güç bela (o resmim hala çok üzer beni) belgelerimi verdim. Şirkettekilerle tanıştım ve 15 gün sonra başlamak üzere oradan ayrıldım. Gücüm kalmamıştı, yorgundum…
Önce cd4 sonucumu alacaktım,sevinecektim sonra takip edileceğim hastanenin doktoruyla (şimdiki doktorum 2. annem beni hayata bağlayan kadın) görüşecektim.
Sonucumu almak bile uzun sürdü o kadar keşmekeşti sanki bedava %100 tedavisi dağıtıyorlar.

Sonucu bir baktım: şok!

Sadece 27 sayı olarak 27 yüzdelik olarak sadece %4 . acaba silik mi çıktı? Eee madem 27 cd4 üm neden hala ayaktayım hemen boş bir mezar bulayım içinde dinleneyim 3-5 güne kalmaz ölürüm zaten.
Koşamasam da yürüyordum derin derin nefes alamasam da acile kaldırılacak kadar kötü değildim. İç güveysinden hallice diyelim… Aradım doktorumu hemen söyledim sonucu. Bir yanlışlık olmasın dedi. Yoo dedim yüzdelik olarak sadece %4 sayı olarakta 27. bildiğin çift basamaklı bir sayı. 99 olmasını yeğlerdim.

Doktorum, “Tamam denizcim sen şimdi fazla dolanma sokaklarda git dinlen yarın geldiğinde belki birkaç gün seni hastaneye yatırırız bilmiş ol” dedi. “Hazırlıklı gel” dedi.
Hazır mıydım? Halka kopmuştu hedeflerden biri olmayacaktı sanırım. Düzeltilmesi gereken bir sağlık kısmını yapamayacaktım sanırım.

Dolayısıyla da 1 yanlış diğer çok doğruyu götürecekti ve ben elenecek miydim?

Kep atamayacak mıydım? Ya diplomamı göremeyecek miydim?

Deniz Türk