HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Yalnız değilsin

loneliness

Biliyorum ne hissettiğini!
Evet senin…
“Ne olacak şimdi!?” deyişini,
Duyuyorum…

Şimdi sadece düşünüyorsun…
Yukarıdaki cümleleri de zaten sesinde değildi…
Düşüncenin ne kadar kalabalık olduğunu,
Biliyorum….

Odanda kaç adım attığını hatırlamıyorsun bile,
Ve kaç daire çizdiğini…
Çizdiğin her dairenin çıkılmaz bir düvar ördüğünü de biliyorum…

Bildiğim daha çok şey var emin ol!
Belki bir kaç adım, gün ve ay ötesini…
Hayat bugün başladı…
Tüm isteklerine erişmek için zaman bugün…

O dört duvar yalan dostum…
Belki dün yanından hiç farketmeden yürüdüğün,
Öğlen arasında aynı pidecide yemek yediğin,
Otobüsde aynı kapıdan binip, aynı kapıdan indiğin,
Aynı bizim gibiydi…

Her şey güzel olacak,
Söz ver kendine şimdi,
Ve inan…
Ve bil ki ve kesinlikle bil ki;

Yalnız değilsin !

Fatih Egelioğlu
http://www.facebook.com/fatihegelioglu
http://www.facebook.com/pozitifses
http://pozitifgunluk.com/category/fatih-egelioglu/
skype: fatihegelioglu / fatihegelioglu@yahoo.com

 

Sevglii Arkadaşlar,

Bugün, sizlerle bir arkadaşınız olarak konuşmak istedim. Beni anlayacağınıza eminim. Lafı döndürüp, dolaşmadan hemen konuya girmek istiyorum. Doğumdan itibaren önce hızla büyüme, sonra stabilite ve daha sonra da bir anlamda tekrar küçülmeyi yaşamak, vücudun zaman içindeki seyri. Ancak akıl, birikim ve ruh devamlı bir gelişim içerisinde. Bu da çevreden gelen sinyalleri, doğru yorumlayıp, kendine yararlı bir şekilde mal etmeyle ilgili bir konu.

Fiziksel büyümeyi, vücuttaki hücre yapımının, hücre yıkımından fazla ve hızlı olması olarak basitçe tanımlamak hata olmaz. Fiziksel yaşlanma ise, tam tersi, artık vücut yeni hücrelerle yenilenme hızından daha çok, yıpranma ve yıkım dönemine girmekte.

genclikGençlik demek devamlı yenilenmek demek, enerji demek, yediğinden, içtiğinden fiziksel ve biyolojik olarak etkin faydalanmak demek. Son model bir arabanın yakıt harcaması gibi, bir litre ile bilmem kaç kilometreyi, tam performansa gitmek demek. Üzerine artık gençliğin önünde müthiş teknolojik ve bilgi kaynağı imkanları var. Hz.Google, sorulan her şeyi yanıtlıyor artık, internette yok yok… Ancak internet bir o kadar da hatalı bilgi ile dolu. Yukarıda da söylediğim gibi, “bilgiyi doğru yorumlayabilip, kendine yararlı bir şekilde mal etmek” çok önemli. Yine de doğru kullanıldığında internetin sağladığı fayda müthiş.

Gençler önlerine serilen olanaklar nedeni ile daha açık bir vizyona sahipler, teknolojiyi kullanmaktan çekinmiyorlar, daha çok dil bilmenin gerekliliğini, daha fazla ve doğru bilgiye sahip olmanın öneminin farkındalar.

Ancak, delikanlı olmanın ve neredeyse taşan bir enerjiye sahip olmanın getirdiği bir sonuç da, hayatı aynı oranda hızlı yaşamak ve bazı durumlarda önlem gerekliliklerini elden bırakmak denebilir.

Cinsellik utanılacak bir durum değil. Kültürümüz gereği, sadece gençlerin değil, tüm toplumun kendini sınırlamak zorunda hissettiği doğru ve hatta bu sınırlama ve müdehale resmi kurum ve devlet kademesinden de gelebilmekte. Her şeye rağmen, gençler neyi, ne zaman ve nasıl yapabileceklerini biliyorlar ve kendi kararlarını verme konusunda gerekli yetilere ve kapasiteye sahipler.

Belki genç arkadaşların anlayışına sığınarak söylenecek bir konu var ki; gençlerin cinsel paylaşımlarında gerektiği gibi ve gerektiği kadar korunmadıkları ve partnerlerini korumadıkları gibi bir gerçek de var. İşte bu anda, hiç istenmeyen durumlarla karşılaşma olasılığı kendini gösterebiliyor. Örneğin, son zamanlarda genç arkadaşlarda HIV yayılımının arttığı belirtiliyor. Bunu önlemek ve paylaşımları olması gerektiği gibi mutlu ve sağlıklı yaşayabilmek çok kolay aslında; prezervatif kullanımı.

Ülkemizde resmi kurumların prezervatif kullanımını özendirici etkinliklere, gençleri cinselliğe teşvik olarak görmesi hatası büyük. Oysa, bu konuda bilgilendirme ve bilgilenme, ne cinsel paylalımları arttırıyor, ne azaltıyor, ancak kesinlikle ve kesinlikle sağlıklı ve mutlu paylaşımların en önemli aracı prezervatif kullanımı.

Sevgili Genç Arkadaşlar,

Cinsel paylaşımlarınızda ve hatta sürekli ilişkilerinizde dahi prezervatif kullanınız… Bu gerekliliği anladığınıza şüphe yok. Libido’nun belli bir seviyeye ulaşması, kişinin kendine hakim olma yeteneğini düşürmekte ve işte bu durumda prezervatif kullanımı gibi bir kuralı unutma ihtimali yükselmekte. İşte o an, kendine dur demek ve gerekli önlemleri almak büyük bir gereklilik.

HIV’in gençler arasında kendine yer bulmasını ve yayılımını önlemek için lütfen;
– Yanınızda prezervatif bulundurunuz,
– Prezervatif’i kolay erişilebilen bir yerde, örneğin cüzdanınızda tutunuz,
– Prezervati’i kız-erkek herkesin yanında bulundurmasının gereklilik olduğunu aklınızdan çıkarmayınız,
– Sürekli ilişkinizde dahi, korununuz, koruyunuz,
– Prezervatif kullanmanın, karşınızdakine-partnerinize güvenmek ve güvenmemekle ilgilisi yoktur,
– Aksine; prezervatif kullanmak, partnerinize karşı bir saygı ve sevginin göstergesidir,
– Prezervatif kullanımı, istenmeyen durumları kesinlikle önler,
– Kaliteli prezervatif kullanınız, kullanım tarihine dikkat ediniz,
– Lubrikantlar, prezervatif kullanımı ile birlikte bulaşının önlenmesi olasılığını ayrıca düşürürler,
– Periyodik olarak ve şüpheli durumlardan en az altı hafta sonra HIV testi yaptırınız. Erken tanı, istenmeyen durumları önler.
– Şüpheli durumlarda uzman doktora danışınız.

Şüpheli bir durumda veya tedavi süreci hakkında bilgi edinmek için, ayrıca görebileceğiniz link;
HIV Tanı ve Tedavi Süreci

Gençler!

Herkesten saygı beklerken, lütfen önce kendimize ve birbirimize saygı gösterelim; korununuz-koruyunuz 🙂

Fatih Egelioğlu

www.facebook.com/fatihegelioglu
www.facebook.com/pozitifses
http://pozitifgunluk.com/category/fatih-egelioglu/
skype: fatihegelioglu / fatihegelioglu@yahoo.com

Basit HIV Tanı ve Tedavi Akışı

Basit HIV Tanı ve Tedavi Akışı

Başka bir hayat

Hep kendini anlatır insan ama HIV ile yaşayanlar, tanıdıkları veya tanımadıkları diğer HIV ile yaşayanların hayatını kendi hayatlarından pek fazla ayıramazlar. Ortak yönleri o kadar çoktur ki, tüm farklılıklar neredeyse yoktur artık. Bireylerin yaşadıklarını dinlerken bile, onu kendi hayatının bir parçası olarak alabilirsin kolayca. Aynı tecrübeleri yaşamışsındır veya en azından benzerlerini.

Arkadaşlarımıza pozitif olup, olmadıklarını sormayız biz. Kendileri söylerlerse söylerler. Ve başkalarına bildiklerimizi asla söylemeyiz.Arkadaşlarımızın sırları, bize gömülüdür. Kendi içimizde, imzasız bir sözleşmemiz vardır. Onun için bu prensibe bağlı olarak aşağıdaki gerçek hikayede, ne bir ülke adı, ne bir isim yok.

Bir toplantı sırasında anlatmıştı uzun yıllardır HIV ileyaşayan bir kadın arkadaşım;

1233337_405925732863415_880129021_a2003’de eşim hastalanmıştı. Önce bu hastalığın ne olduğunu anlamamıştık. Doktorlar her şeyi denemiş ama bir türlü iyileşmemişti. Sonra HIV testi yapıldı ve o zaman sorunun HIV’den kaynaklanan komplikasyonlar olduğunu öğrendik. Ben ise çok iyi hissediyordum ancak yapılan testte benim de bu virüsü edindiğim ortaya çıkmıştı. Bizim ülkemiz fakir ve az gelişmiş bir yer olduğundan, o zamanlar HIV tedavi ilaçları bulunmuyordu. Doktor bana “Eşini al ve eve gidin… Orada ölmeyi bekleyin… Yapabileceğimiz hiç bir şey yok!” dediğindeki ruh halimizi anlatamam… Başka bir seçeneğin de, ya başka bir ülkeye gidebilmek ve tedavi alabilmek veya kendi paramızla başka bir ülkeden o pahalı ilaçları almak olduğunu söylemişti. Ancak, eşim dayanamadı ve bizi bırakıp gitti.

Dört çocuğumla kalmıştım yalnız başına. En büyük korkum, çocuklarımın da tanı alma olasılığı idi. Çocuklarımın hepsine test yapıldı. Ve…. En büyükleri olan kızım hariç, çocuklarımın tamamı pozitif çıkmıştı. O anı tarif edemem… Dünya daraldı, gözlerim karardı ve sonrasını hatırlamıyorum…Kendimden geçmişim… Uyandığımda bir yataktaydım… Ağlıyordum ve birden çocuklarım geldi aklıma. Nerede olduklarını sordum doktora… İçerideki odada olduklarını söyleyince doğruldum yataktan ve gözyaşlarımı sildim. Üzerimi toparladım. Daha güçlü olmalıydım. Çare bulmalıydım. Benim yaşayıp yaşamamam önemli değildi artık ama onların yaşaması gerekiyordu. Bunun için de ben de hayatı tutunmalı ve daha güçlü olmalıydım. O an o gücü hissettim. Eşimi kaybetmem yeterdi ve artardı bile ama artık kayıp vermeye dayanamazdım, hele ki çocuklarımı…

En büyük kızımda sorun yoktu. Ondan sonraki oğlum ve en küçükleri (ikizler) de pozitiftiler. Büyük oğlum 11 yaşındaydı, ikizler ise henüz bir yaşını doldurmamışlardı. Ve bir kaç hafta sonra ikizler AIDS safhasına ulaştılar. O an yapaçak tek şey vardı; neyimiz varsa satıp, başka bir ülkeden ilaçları satın alıp, gelmek… Hastane çalışanları çocuklarımın yanına olabildiğince yaklaşmıyorlardı. Test için kan bile almıyorlardı. Kendi ellerimle çocuklarımı besliyor ve bakımlarını yapıyordum ancak, daha çok şey yapabilmeliydim.

Avusturya’ya gidip ilaçları aldım ve aynı gün geri döndüm. İkizlerime tedaviyi başlattık. Üç haftada ikizlerden biri iyileşmeye başladı, bir kaç hafta sonra diğeri de ilaçlara olumlu yanıt vermeye başladı. İştahları açılmıştı ve kendilerine gelmeye başladılar. Toparlanıyorlardı. Artık dünyalar benimdi, ama bunu sürdürme kaygısı basıyordu bir yandan. Kalan beş kişilik ailemizde dördümüz tanı almıştık. Büyük oğlum ve ben henüz çok iyiydik.

Artık bu da bana yetmiyordu. Ülkemde benim sorunuma sahipbir çok insan vardı ve onlar da sahipsizdi. Devlet parasızlıktan yardım etmiyordu veya edemiyordu, bu konuda destek olabilecek bir kuruluş/organizasyon yoktu. Herkes yapayalnızdı. Ve tekrar ayağa kalktım… Bunu ben yapacaktım… İşte bu nedenle ülkemdeki ilk derneği kurdum.

Akla gelen ne kadar önyargı varsa, hepsi ile mücadele ettim. Kendi şahsımla ilgili önyargılar bir yana, çocuklarımı okula almak istemiyorlardı. Diğer çocukların velileri, çocuklarımın okula gelmelerini ve kendi çocukları ile yan yana oturmalarını istemiyorlardı. Büyük mücadeleler verdim. Okul Yönetimi ve Öğretmenler içinde beni destekleyenler vardı. En sonunda çocuklarımı okula kabul ettirebildim. Daha sonra bazı veliler bu yaptıklarından utanıp, bizden özür dilediler. Hatta şimdi, artık çocuklarının doğum günlerine, benim çocuklarımı da davet ediyorlar, hatta bazılarının evlerinde kalabiliyor benim çocuklarım.

Biz 7 kardeşiz. Kürtaj yasaktı bizim ülkemizde. Bu yüzdenbayağı kalabalık bir aileydik. Hastahanelerde ortak iğneler ve steril olmayan aletler kullanılırdı. İşte benle eşimin virüsü edinme yöntemimiz buydu. Diğer bir çok vatandaşım gibi, hatta çocuklar gibi. Ancak kardeşlerimin sadece birisi benimle görüşüyor. Diğerleri benle görüşmek istemediler. Onları görmeyeli yıllar oldu. Önceleri çok üzüldüysem de, şimdi çok aklıma gelmiyor ama onları özlemiyor değilim.

Bu süreç içinde büyük oğlum artık 18 yaşına geldi. Ve geçen yıl ona bu konuyu anlatmaya karar verdim. Çünkü hala enfekte olduğunu bilmiyordu. Bir çok kişiye, çocuklarına söyleme konusunda yardımcı olmuştum ama kendi çocuğuma nasıl söyleyebileceğimi bilmiyordum. Ya benden nefret ederse, ya beni terk ederse, ya benle bir daha görüşmezse… Hepsi kafamdan geçiyordu. Korkuyordum…

Oğlumu karşıma aldım ve başladım; “Belki benden nefret edeceksin… Belki beni suçlayacaksın ve kim bilirne yapacaksın ama olay böyle böyle böyle…” diye anlatırken, diğer yandan titriyordum.

Oğlum ayağa kalktı ve bana sarıldı.. Ağlıyordu ve “Anne!!! Sen benim hayatımdaki tek idolsün!!! Sen benim için  dünyanın en önemli insanı ve benim en değerli varlığımsın!!! Seni çok seviyorum ve seninle gurur duyuyorum… Ben bu konuyu zaten biliyordum. Sen, kardeşlerim için okulda mücadele ederken, ben her şeyin farkındaydım. Seni çok seviyorum anne!!! Hep senin ve kardeşlerimin yanında olacağım…” dedi bana.

Ağlıyordum… Mutluydum… Oğlum benimleydi ve düşündüğümden daha olgundu meğerse ama bunca yıl bana söylememişti. Sordum “Niye bana bilidğini söylemedin oğlum?”

Oğlum; “Zamanını bekledim anne, söyleyeceğin günü bekledim. Zaten işin başından aşkındı. Seni izliyor ve seninle zaten gurur duyuyordum… Gerek görmedim…”

Şimdi ikizlerim 11 yaşında ve sağlıklılar. Ağabeyleri’nin bir kız arkadaşı var. En büyük kızım da bizlerle. Ben uluslararası bir kuruluşa da üyeyim. Ve hala kendi ülkemde, herkes için bu konudaki mücadelemi sürdürmekteyim.

Bu da bir başkasının hayatından bir kesitti… Ve siz anlatamayanları ve duymadıklarınızı düşünün…

Fatih Egelioglu
www.facebook.com/fatihegelioglu
http://pozitifgunluk.com/category/fatih-egelioglu/
skype: fatihegelioglu / fatihegelioglu@yahoo.com

Uzun süre sonra

Çok uzun sure geçti… Aylar olmuştur.  Yazı çok iyi geçirdiğimi söylemeliyim. Uzun uzun tatil yaptım.  Sürekli bir işim yok, yani serbest çalışıyorum şu aralar. Ancak ilk kontratımı 15 günlük yaptıktan sonra, 6 aylık bir projede uzmanlık teklifi aldım aynı kişilerden. Türkiye’de iş yapan, yabancı bir firma. İşime gelmedi değil. Çalışma günleri konusunda benim istediğim zaman çalışıyorum diyebiliriz. Veya istediğim zaman ama makul sürelerde dinlenebiliyor, tatil yapabiliyorum. Oradan kazandığım paranın bir kısmını, yurt dışında bir batıya, bir de çooooook uzaklarda doğuya giderek harcadım… Canıma değsin!!! Ancak büyük kısmı kendi adıma bir turistik gezi iken, uzaklara seyahatimin asıl nedeni HIV/AIDS konusunda üye olduğum EATG adındaki bir kuruluşu temsilen, bu konudaki gelişmelerin tartışıldığı, sunumların yapıldığı, seminerlerin yer aldığı uzun toplantılara dahil olmaktı. Beklediğimden yavan geçtiyse de, çok iyi ve müthiş insanlar tanıdım. Hem HIV/AIDS konusunda bilgi sahibi ve deneyimli insanları tanıyıp, hem gelişmelerden haberdar oldum. Beklediğimi bulamadığımı yine de söylemeliyim haberler ve gelişmeler açısından. Fakat özellikle HIV’in vücutta gizlendiği rezervuarların ortaya çıkarılmasına yönelik olarak çalışmalar yıpıldığını öğrendim. Zaten HIV’in yok edilememesinin, yani tamamen vücuttan silinememesinin ana nedeni, devamli mutasyona uğrayıp, değişmesi yanında bir tane bile virüsün, vücudumuzda rezervuar deniler bir yerlerde gizlenip, sonra yine çoğalmaya başlaması diyebiliriz. Bu olguyu incelemeye ağırlık vermişler anlayacağınız.

Ayrıca sonra yurt dışında EATG’nin Genel Kurulu’na katıldım. Aslına bakarsanız, bunlar daha önce hiç düşünmediğim ama pozitif olduktan sonra zamanın akışı ve denk gelişi ile üye olduğum kuruluşların bana getirdikleridir diyebilirim. Artık daha iyi tanıyorum bu kuruluşları ve hatta daha global bazda insanlara destek topluluklarının içinde yer alıyorum, çok aktif olarak henüz kendimi de tatmin edecek sonuçlar alamasam da. Ancak mesleğim sayesinde onlara yararlı olacak noktalar buldum. Dolaylı olsa da benim gibi HIV ile yaşayan insanlara destek olmak beni daha iyi hissettiriyor.

Ayrıca kendi ülkemde çalışmalarını sadece ve bir süredir uzaktan izleme durumunda olduğum derneğimizin iyi yolda olduğunu duymak da bu konulardaki mutlu edici haberlerden. Belki bir süre sonra yine o çalışmalar içinde yer alabilirim. Bakalım zaman ne gösterir.

Gittikçe şahsen daha geniş bilgiler ediniyorum beraber yaşadığım o küçük canlılar hakkında ve onlarla nasıl yaşanabileceğini öğreniyorum diğer yandan. İlaçlarımı her gün aynı saatte alıyorum. Değerlerim iyi noktalara geldi. Fakat işte, vücuda giren her bir yabancı cismin yan etkileri olabileaceği gibi, ömür boyu kullanmak durumunda olduğum ve kimyasal maddeler içeren o ilaçların vücuduma karşı bazı istenmeyen etkileri görülmeye başladı. Böbreklerimde bazı sorunların başlangıcı ile ilgili belirtiler var periyodik test sonuçlarında. Onları da aşacağız doktorlarımın yardımı ile, eminim.!… Hatta EATG’den arkadaşların önerilerini de, doktorlarımla paylaşacağım. Bakalım ne derler.

Bu yazıdan sonra ayrı olarak EATG Toplantısı’nda tanıdığım 4 çocuk annesi HIV ile yaşayan yabancı bir arkadaşımı anlatacağım. Tabi ismini ve nerede yaşadığını belirtmeyeceğim. Bilinsin ki biz HIV ile yaşayanlar, birbirimize dahi, HIV ile yaşayıp yaşamadığımızı sormuyoruz. Ancak, birbirimize bunu söyleyince bir diğerimiz bu konuyu öğreniyor. Aslında bizim için kimin ne ile yaşadığından çok, nasıl insan olduğu önemli. Tabii ki birbirimizi iyi tanıdıkça, daha çok açıyoruz içimizi ve hatta çok iyi arkadaşlar oluyoruz. Bu realite, yeni ama HIV ile yaşamasaydık asla tanışamayacağımız güzel insanları tanımamıza olanak sunuyor. Anlayacağınız, “Her şer’de bir hayır var!” savını yaşayanlardanız. İşte HIV ile tanışmak ama bu nedenle güzel olaylar yaşayabilmek de hayatın ironisi..

Şimdi yeni bir gece ve ben o arkadaşımı yazacağım bir sonraki yazıda…

Fatih Eğelioğlu
http://www.facebook.com/fatihegelioğlu
http://pozitifgunluk.com/category/fatih-egelioglu/
skype: fatihegelioglu / fatihegelioglu@yahoo.com

Evlilik haberimi burada paylaştığımda, nikâh işlemleri sırasında yaşadıklarımızı anlatacağımdan da bahsetmiştim. Yaşadığımız bu deneyimler sonrasında evlenen birkaç HIV pozitif arkadaşıma da tavsiyelerde bulunmama yaradı. Tabii bir de Türkiye’de işlerin nasıl ‘yapılmış olması için yapmak’ mantığında olduğunu anlamama 🙂

Erkek arkadaşım (şimdi eşim oldu 🙂 ) nikâh dairesini önceden arayarak hangi belgelerle gelmemiz gerektiğini sordu. Özellikle de sağlık raporunun zorunlu olup olmadığını. Telefonda görüştüğü memur kadın ısrarla devlete bağlı bir sağlık kuruluşundan sağlık raporu almamız gerektiğini, özellikle de HIV, HBC, sifiliz ve akciğer röntgeni olması gerektiğini vurgulayıp durmuş. Eşim “sağlık durumumuz ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşmak zorunda değiliz. Kaldı ki bunların hiçbir kanuni dayanağı yoktur.” diye başlamış anlatmaya. Nafile…

Yazın o sıcağında,  güneş beynimize geçmiş bir halde ‘gerekli’ diğer evraklarımızla nikâh günü almaya, daireye gittik. Biri erkek, ikisi kadın olmak üzere üç kişinin yan yana oturduğu müracaat odasına girdik. İçlerinden kısa, tıknaz boylu olan kadın kâğıtları söyle bir karıştırdıktan sonra kibarca “Sağlık raporunuz yok. Onu da tamamlayın, hemen gün verelim” dedi. Eşim yine başladı anlatmaya:

–       Ben sağlık durumumu ne diye sizlerle paylaşayım ki. Bu benim özel bilgim.

–       Ama beyfffendiiii. Bakanlığın bir genelgesi var bu konuda.

–       Genelgelerin kanuni yaptırımı yoktur. Sadece tavsiye niteliğindedir.

–       (Sanki çok önemli bir şey keşfetmiş gibi, gözlerini kısarak) Siz geçen gün de aramıştınız değil miiii? Hatırladım sizi.

–       Evet, aynı konuşmayı o gün de yaptık sizinle.

Bu diyaloglar yaşanırken ben ve diğer iki kişi pinpon topunu izler gibi merakla izledik. Odadaki diğer erkek dayanamayarak söze girdi ve beni yandaş seçti. Yanı başımda ayakta dikilerek:nikah-memuru

–       Kızım ben yıllardır nikâh kıyarım burada. Birkaç yıl önce de böyle test yaptırmaya direnen bir çift geldi. Sonra adamda AIDS çıktı!!!

Böyle anlarda sinirli bir gülümseme seğiriyor yüzümde. Oturup HIV ve AIDS’in farkını, bir insanda AIDS’in değil HIV’in çıkabileceğini, çünkü AIDS’in bir evre adı olduğunu, tedavi edilebildiğini, sağlıklı yaşanabildiğini….vs anlatasım geliyor. Fakat o gün beynim sıcaktan sulandığı için kendimde o kadar takati bulamıyorum ve sadece şu kadarını anlatmakla yetiniyorum:

–       Bir kişinin HIV pozitif olması veya başka bir enfeksiyon sahibi olması onun evlenmesine engel değildir. Kanunda, -ki bu kanun taaa 1930’da çıkan Umumi Hıfsısıha Kanunudur, 123. Maddesinde sadece 5 hastalık sayılmıştır. Bahsettiklerinizin hiç biri yer almamaktadır. Bu 5 sağlık durumu da engel değildir. Sadece kişi/lerin tedavilerinin olup gelmesi ve öyle nikâhlanması istenmektedir.

Kendimi kaptırmış vaaza başlamıştım ki; oturduğum yerde sırtımın dikleştiğini, memurların ise aralanmış dudakları ile gözlerindeki şaşkınlık karışımı bakışlarını fark edince durdum. Odadaki atmosfer iyice HIV üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştı.  Sözlerimi toparlamaya çalışarak:

–       Biz ikimiz de insan hakları savunucusuyuz. Tüm bu anlattıklarınızın hem tıbbi, hem de hukuki boyutuna fazlasıyla hâkimiz. Erkek arkadaşım zaten bir sağlık çalışanı. Bizim itirazımız size değil, sisteme. Ebetteki sağlık taramalarının yapılması çok yerinde bir uygulama. İnsanların erken tanı almaları için bir fırsattır. Ancak bunlar tavsiye niteliğindedir. Böyle baskılayarak, zorunlu tutulamaz. Bizler çalışan insanlarız ve hastanelerde kuyruklara girip bekleyip, uğraşmak da istemiyoruz.

–       Sen de haklısın kızım da, ben de eksik evrakla işlem yapamam. Yarın öbür gün bir şey olursa bana sormazlar mı “nerede bunların raporları” diye. Hem sağlık raporunda sizin ne hastalığı taşıdığınız yazmıyor ki, sadece “evlenmelerine bir engel yoktur” yazıp, kaşeleyip, imzalıyorlar. (Tatlı tatlı gülümseyerek) Siz itirazınızı yukarıdakilere yapın. Siz de rahat edin, biz de.

Dedi ve elini omuzuma koyup;

–       Sen gene de bu adamdan tüm testlerini yaptırmasını iste. Kimseye güvenme. Bak ne anlattım, adamda AIDS çıkmıştı.

–       … !!!!

Böyle anlarda da beni bir gülme alıyor ki sormayın. Erkek arkadaşım HIV negatif. Pozitif olan benim. O kadar laf anlattık, ama memur bey hala birinin “AIDS çıkması!” konusunda hazır kıta bekliyor.

Memur beye de hak verdim “eksik evrakla işlem yapamam.” derken gerçekten samimiydi. Zaman kısıdımız olmasaydı orada statümü açıklamayıp; HIV’in kimde olabileceğini anlamanın mümkün olmayacağını, HIV pozitiflerin korunarak cinsel hayatlarına devam edebildiklerini, gerekli önlemlerle bebek sahibi de olabileceklerini… anlatmak isterdim ama sustum. Çünkü işlerin çözümü o an orada değildi. Bunu kanun yapıcılarla yapmak gerekliydi.

Sonra ne mi yaptık?

Müracaattan çıkınca eşime “hadi gel XXXX hastanesine gidelim. Orada doktor XXX Bey var. Beni dernek çalışmalarından ve seminerlerimden tanıyor. HIV pozitif olduğumu da biliyor. Ondan hemen raporu alır, ertesi gün de buraya getirir veririz” dedim.

Doktor XX beyi aradım ve durumu özetledim. Yerindeydi ve hemen gelebileceğimizi söyledi. Çok sağ olsun o hastanede takibimi olmamama rağmen hemen aile hekimliği bölümüne yönlendirdi. Bölümdeki doktorlara göndermeden önce testlerimin ve tedavilerimin ne durumda olduğunu sormayı da ihmal etmedi. Hepsini düzenli yaptırdığımı, tedavilerimde ise hiç aksatma olmadığını söyledim. Aile Hekimliği doktoruna kısa bir bilgi verdikten sonra yerine döndü.

6-7 dakika bekledikten sonra Doktor biz içeri aldı ve hazırladığı bilgilendirilme formunu imzalamamızı istedi. Bu formda “HIV/AIDS’i, bulaş ve korunma yöntemlerimizi bildiğimiz, hakkında doktor tarafımdan bilgilendirildiğimiz” yer alıyordu. İmzaladıktan kısa bir süre sonra şu meşhur sağlık raporlarımızı da aldık ve ertesi gün evlendirme dairesine götürdük.

Raporumuzu kadın memura uzatırken merakla yerinde kıpırdandı. Erkek memur ise bizi görünce gülümsedi. Artık birimizde “AIDS çıkmamasına (!)” mı, dediğini yaptırdığına mı gülümsedi bilemedim 🙂

Netice itibari ile yeni evlenecek HIV pozitiflere tavsiyemdir; memura dil döküp yorulmayın. Takip olduğunuz enfeksiyon doktoruna gidin ve sağlık raporunuzu düzenlemesini isteyin. Haa doktorunuz “evlenemeyeceğiniz” yönünde bir görüş beyan ederse, işte o zaman haklarınızı sonuna kadar savunun.

Şimdi evli, mutlu ve huzurluyum… Darısı tüm sevenlerin başına…

Sevgi Yılmaz

Uzun zamandan sonra yeniden merhaba!

Sizlerle hikayemi kısa bir şekilde paylaştıktan sonra bir süre sessiz kaldım. Ancak bugün sessizliğimi sizlerin daha önce okuduğu bir düğün haberi için bozdum.

Evet, ben de oradaydım!

Sevgili dostum Sevgi Yılmaz’ın düğünündeydim.

Ben kendisi için çok mutlu olsam da bundan daha çok bir HIV pozitifin evlenebilmesinden ve bunu görebilmekten ötürü çok mutluyum. Yıllardır hep derdik “HIV pozitifler evlenebilir” diye ama o gün karşımda kanlı canlı bu olayı görmek beni çok ama çok mutlu etti.

Her ikisi için de gerçekten çok mutluyum. Bu olay bence hepimize bir şey gösteriyor.

HIV/AIDS aslında aşka engel değil. Evliliğe ve çocuk sahibi olmaya hiç engel değil. Aslında tek engel bizim beynimizde. Birçok HIV pozitif arkadaşoın genelde ilk tanı aldıkları dönemde geleceğe yönelik kaygıları olduğunu biliyorum. Bu aslında hemen herkesin başından geçen bir süreç belki.

Ama Sevgi Yılmaz’ın hikayesi bize HIV pozitif olmanın hayatın hiçbir anı için bir engel olmadığını gösteriyor. Ve şüphesiz bu düğünden çıkacarağımız çok ders var!

Pozitif Günlük Türkiye’nin En Çok Okunan Blogu Oldu

HIV/AIDS ile yaşayan insanların hayatlarını ve deneyimlerini paylaştıkları alanında ilk ve tek olan Pozitif Günlük 150.000 okuyucuya ulaşarak Türkiye’nin en çok okunan blogu oldu.

okan aksu

2011 yılından bu yana yayında olan ve HIV/AIDS ile yaşayan bireylerin hayatlarını, tecrübelerini anlattıkları Pozitif Günlük kısa sürede inanılmaz bir okuyucu kitlesine ulaştı. Yayına girdiği ilk aydan itibaren kamuoyunun dikkatini üzerine çeken Pozitif Günlük 150.000’in üzerinde okuyucuya ulaşmış oldu.

Konu ile ilgili olarak bilgi veren Pozitif Günlük editörü Okan Aksu Türkiye’de sosyal medya alanında blogların hak ettiği ilgiyi görmediğini belirtti. Sözlerine “Ancak Pozitif Günlük diğer bloglardan farklı olarak, kısa zamanda birçok insanın ilgisini çekti ve düzenli bir okuyucu kitlesine ulaştı. Türkiye’de blogların bu kadar çok okuyucuya ulaşması aslında beklenilen bir durum değil. Bu yüzden oldukça mutluyuz” şeklinde devam etti.

Proje sorumlusu Çiğdem Şimşek, amaçlarının HIV/AIDS ile yaşayan bireylere yönelik ayrımcılığı kırmak HIV pozitif bireylerin sağlıklı ve mutlu bir hayat sürebileceklerini herkese göstermiş oldu” dedi.

Blog yazarlarından Fatih Egelioğlu blogun insanlara HIV/AIDS ile ilgili olarak doğru bilgiler veren bir kaynak olduğunu söyledi. “Pozitif Günlük, hem HIV/AIDS ile yaşayan bireyler hem de toplumun tüm kesimleri için inanılmaz bir kaynak. “Doğru bilgi boşluğu”nu dolduran bir adres. Sosyal medyada yakaladığımız bu başarıdan dolayı çok mutluyuz” dedi.

Pozitif Günlük ile ilgili bilgi veren Okan Aksu, çalışmanın bundan sonra kitaplaşacağını aynı zamanda yeni yazarlar ile daha da zenginleşeceğini belirtti. 2011 yılında Turkcell Blog Ödülleri yarışmasında halk ve juri oylaması ile yılın en iyi kişisel blogu seçilen Pozitif Günlük, Pozitif Yaşam Derneği tarafından destekleniyor.

www.pozitifgunluk.com