HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Aralık, 2011

Yusuf ile Röportaj…

Ve şimdi de Sevgi Yılmaz’ın sevgilisi Yusuf ile yapılan bir röportajı okuyacağız….

“Yusuf Bey, HIV pozitif bir sevgiliniz olduğu için hiç yusuf yusuf oluyor musunuz?”

1- HIV pozitif hakkında yeterli bilgiye sahip misiniz?

Evet HIV hakkında yeterli bilgiye sahibim. Ben Sevgi tanışmadan öncede bu konu hakkında yeterince bilgiliydim çünkü ben bir sağlık çalışanıyım.

2- Sevgilinizin HIV pozitif olduğunu öğrenince ne hissettiniz?

Öncelikle çok şaşırdım ama şaşkınlığımı ona belirtmedim. Tanıştıktan sonra ilk buluşmamızda benimle durumunu paylaştı. Korkmadım sadece kim bilir ne tür zorluklar yaşamıştır diye düşündüm. Zaten bütün yaşadığı süreci ilişkimiz süresince hep paylaştı. Herkes gibi biri olmasına rağmen önyargılardan dolayı yaşadığı zorluklardan, uğradığı hak ihlallerinden hep bahsediyoruz. Bunlarla nasıl başederizi tartışıyor ve insanlara hep anlatıyor onlarında bilgili olmaları konusunda farkındalığını artırmaya çalışıyoruz.

3- Birtakım korkularınız var mı ya da var mıydı? Örneğin, size de HIV bulaşır ya da ileride bebek sahibi olmak isterseniz bebek HIV ile doğabilir vs…


Bulaş konusunda tedirginliğimiz olmadı. Biz olması gerektiği gibi davranan bir çiftiz. HIV pozitifler cinsel açıdan aktif olması yasak kişiler değiller. Sadece dikkat etmeleri gereken konu zaten bir virüsle yaşıyorken ikinci veya üçüncü bir virüsle enfekte olmamaları. Yani anlayacağınız bizim gibi güven çerçevesinde sadakat ile yürüyen ilişkiler olsun veya gecelik ilişkiler yaşayan pozitif diğer arkadaşlarımız mutlaka ve mutlaka öncelikle kendilerini korumaları gerekiyor.

Bebek sahibi olma konusundaysa evet biz iki bebeğimiz olmasını istiyoruz ve bebeklerimiz için de bir tedirginliğimiz yok. Çünkü tıp aşılama yöntemiyle çocuk sahibi olmamıza olanak sağlıyor. Hem annesi pozitif hem babası pozitif olan insanlar bile çocuk sahibi olabiliyor bu ülkede. Bizde diğer arkadaşlarımızı referans alarak iki çocuk sahibi olmak istiyoruz.

4- Toplumun genel yargılarını düşünecek olursak, Sevgi’nin HIV ile yaşayan bir kişi olduğu duyulduğunda (aileniz tarafından) herhangi bir tepkiyle karşılaştınız mı? Yoksa kimse bilmiyor mu?

Sevgi’nin HIV pozitif olmasının ailemle herhangi bir ilişkisi yok. Onların bilmesi gereken bir konu değil. Biz ailemin tepki göstermesinden veya itiraz etmelerinden çekindiğimiz için değil kişinin sağlıkla ilgili herhangi bir tanısı kişi dışında kimseyi ilgilendirmez. Eğer kişi paylaşmak isterse paylaşabilir.

5- Sevgilinizin durumu nedeniyle sosyal hayatta ne gibi zorluklarla karşılaşacağınızı biliyor musunuz ve bunlara hazır mısınız?

Biz Sevgi ile zaten ilişkimiz başladı başlayalı bu konuda hak ihlalleriyle yer yer karşılaştık. Bizim düşüncemiz ve tavrımız insanları kırmak veya onların kafasına vura vura hakkımızı savunmak olmadı hiçbir zaman. Biz hep onlara doğruyu anlatmayı, olması gerekenin ne olduğunu anlatmayı tercih ettik. Onlar yanlış yaptıkça biz onların üzerine doğrularla gittik ve gidiyoruz. Eğer bizim halledemeyeceğimiz ve karşı tarafın gerçekten büyük hatalar içinde olduğu bir durum olursa Pozitif Yaşam Derneği aracılığıyla yasal yollara başvurmaktan hiçbir zaman çekinmeyiz.

6- Size HIV bulaşmaması için kendinizi nasıl koruyacaksınız?

HIV sosyal ilişkilerle bulaşa bilen bir virüs hiçbir zaman olmadı. Herkesin de bildiği gibi önlemler alınmazsa cinsel yolla, kan yolu ve anneden bebeğine süt yoluyla bulaşabilir. Bu üçü içinde öyle aman aman teknolojik aletler kullanmaya veya uzaya çıkan astronotlar gibi kat kat elbiseler giyinmeye gerek yok, sadece kondom kullanmak, güvenli kan naklettirmek ve annenin bebeğini emzirmemesi gerekiyor. Önemli olan bulaşıcı durum HIV pozitifleri dışlayan, yok sayan, onları sadece öcüymüş gibi gösteren önyargılar. Bizim toplum olarak bu cahillik göstergesi önyargıların bize bulaşmasından korkmamız gerekiyor.

7- Toplumda yetersiz bilgi olması nedeniyle oluşan önyargıların azalması için ne öneriyorsunuz?

Öncelikle devletin her konuda doğru, güncel ve tam bir eğitim vermesi gerekiyor. Sonrasında özellikle sağlık çalışanı arkadaşlarımın araştırmacı ve yeni bilgilere ulaşmak konusunda ilgili olmaları gerekiyor. Medyanın tabi ki haberlerde tirajdan çok konunun muhatabı ben olsaydım ‘Ne hissederdim?’ sorusunu sorarak haberlerini yapmaları gerekiyor. Diğer bir yapılması gereken ise HIV pozitif arkadaşlarımızın daha fazla haklarını savunur ve kendilerinden emin olmaları gerekiyor.

8- Yusuf Bey, HIV pozitif bir sevgiliniz olduğu için hiç yusuf yusuf oluyor musunuz?

ha ha ha!

Yusuf

“Yusuf beni çok beğenmiş”

5 yıllık ilişkim bittikten sonra “ben nasıl bir biriyim? ve nasıl biri ile mutlu olabilirim?” diye düşünmeye başladım. Bir şeyler ters gidiyordu ya da eksik kalıyordu hep.

İçe kapanık, sessizlik denizinde yüzen biriyle mutlu olamayacağımı biliyordum. İlişkiye dair beklentilerimi alt alta koyduğumda çıtamın oldukça yüksek olduğunu gördüm.

Benimle birlikte gezmeği, uzun uzun sohbet etmeyi sevecek, arayacak – soracak – mesaj yazacak – ilgilenecek, sadık, güvenilir, sevecen ve iletişime açık biri olacaktı. Tarihi yapılara ilgilenecek, fotoğraf çekmekten hoşlanacak, sinema ve tiyatro izlemekten sıkılmayacak ve tavlada dişime göre bir rakip olacaktı. Kısacası her şeyi birlikte yapmayı isteyecektik. Elbette bir birey olarak benim haklarıma da saygılı olacaktı. Hiç yalansız, dürüstlük üzerine kurulu bir ilişki olacaktı.

Sanırım hiçbir zaman gerçekten güvenerek kendimi rahatça bırakabileceğim bir ilişkim olmayacaktı. İçten içe durumu kabul etmeye başlamıştım.

* * * *

4 yıl önce Dünya AIDS Günü etkinlikleri için Dernekte harıl harıl çalışmalar başlamıştı. Ben matbaa işleri ile ilgileniyordum. Zamanla yarışıyorduk. O kadar yoğundum ki iki kulağımdan iki ayrı telefon düşmüyordu. İnanın tuvalete bile gidecek vaktim olmuyordu. Durmadan çalan telefonuma yetişmeye çalışıyor, altıma kaçırmamak içinde bir yandan da bacaklarımı sallıyordum… Bu hal içindeyken gönüllü olarak gelen Yusuf’u hiç fark etmedim bile.

1 hafta sonra Dernekte düzenlediğimiz gönüllü toplantısında bir üyemizin gönüllü olarak getirdiği, yüzünü hayal meyal hatırladığım Yusuf’u gördüm. Genç, ince uzun, mülayim tipli bir adamdı. Yüzü tanıdık geliyordu, ama çıkaramamıştım. Acaba benim bir seminerime mi katılmıştı diye düşünerek yanına gittim.

– Merhaba. Seninle daha önce nerede tanışmıştık?

– !!!

(o an tüm gün karşımda oturmuş ve çalışmış gönüllümüzün bölük pörçük yüzü geldi gözlerimin önüne)

– Sakın burada deme…

– Eeemmm… Burada karşılaştık. Ben Hakan’ın vesilesi ile destek olmak için gelmiştim.

– Kusura bakma, çok yoğundum herhalde hatırlayamadım. ( o kadar mahcup olmuştum ki)

– Evet. Tanıştırılmamıştık.

– Kısmet bugüneymiş. Ben Sevgi

– Yusuf.

Karşılıklı memnun olduktan sonra sohbet etmeye başladık. Yusuf’u derneğe gönüllü olması için getiren ortak arkadaşımız Hakan bir eşcinseldi. Benim densiz önyargıma bakın: ‘bir eşcinselin arkadaşı da bir eşcinseldir’ diye düşünerek Yusuf’a yakın davranmakta bir sakınca görmedim. Fiziksel bir tehdit olarak algılamadığımdan, gönlünü almak için gidip koluna girdim ve “kendimi sana affettirmek için kahve yapayım mı?” diye sormaktan da geri kalmadım. Yusuf’un şaşkın şaşkın yüzüme bakışına o gün bir anlam verememiştim.

“Bir eşcinselin arkadaşı da bir eşcinseldir” ne alaka??? Bir heteroseksüel olarak onlarca eşcinsel arkadaşım varken bunu hangi akla hizmet düşünmüştüm. Kimsenin cinsel kimliği ve yönelimi, kimseyi alakadar etmezdi.

Hakan her derneğe uğradığında “Yusuf seni çok beğenmiş. Seni arkadaşıma alacağım” diyordu. Söylediklerini hiç ciddiye almıyor, “Saçmalama bana neden ilgi duysun ki?” diyerek gülüyordum. Hakan’ın beninle dalga geçtiğine emindim.

1 Aralık Dünya AIDS Günü geldi çattı. Yine deli gibi bir koşturmaca ve yoğunluk. Yusuf o gün çok destek oldu. Etkinlik alanında Yusuf’a karşı gayet rahattım. Eee ne de olsa karşımda bir kadına ilgi duymayacak biri vardı…

Etkinlik çok güzel ve başarılı geçti. Epeyce yorulmuştuk, ama tüm yorgunluğa da değmişti doğrusu. Akşamına da tüm gönüller, çalışanlar, emek verenler / veremeyenler hep birlikte güzelce bir eğlenelim dedik. Akşam eğlence mekânına oturup arkadaşlarımla sohbet ediyor ve etkinliği değerlendiriyorduk.

Hareketli müzikler çalmaya başladığında sağ tarafımdan bir kolun uzanarak beni elimden kavradığını ve “hadi dans edelim” diyerek piste çektiğini gördüm. Yusuf’tu… Yusuf’un ne geldiğini ne de uzun süre barda durup beni izlediğini fark etmiştim. (Bu adamı fark etmeme konusunda kararlıydım sanırım)

Dans ederken bir anda;

– Bak ben evlenmem, ona göre.

– Tamam. Ben de çocuk yapmam.

– Anlaştık.

– Tamam anlaştık!

Diye konuşmaya başladık. Ben Hakan’ın başlattığı oyunu sürdürdüğünü düşünerek eğleniyordum.

Daha sonra arkadaşlarımın yanına gittik. İş arkadaşım Akın imalı imalı gülümseyerek;

– Oooo hadi hayırlı olsun! (diye sırıttı)

– Yok canımmm. Öylesine lafla şakalaşıyoruz.

– Ne şakası canım. Bal gibide ilgileniyor işte seninle

– Ne ilgilenmesi. Onun bana ilgi duyması gibi bir durum yok

– Yusuf eşcinsel değil, heteroseksüel

– !!!!!

Ama…ama… O anda Yusuf’un bana nasıl baktığı tekrar gözerlimin önünden film şeridi gibi geçti. Hele benim onun koluna girip, samimi bir şekilde “sana kahve yapayım mı?” diye soruşum. Eyvah, eyvahhhh!

“Senin amacın ne?”

Bu eğlence gecesinden yaklaşık bir hafta sonra facebooktan ekledi beni. Sonrasında da kahve içmek için sözleştik. Ben hala onun bir eşcinsel olduğundan emindim!

Kahve içmek için gideceğimiz cafeye yürürken sohbet etmeye başladık. Birbirimizin hakkında genel bilgileri paylaşıyorduk. Konuşma arasında benim dernekle tanışıklığımın nasıl olduğunu sordu. “HIV tanısı aldıkta sonra girdim bu işlere. Derneğin kuruluş sürecinden beri de varım.” dedim. Ne şaşırdı, ne de bir tepki verdi.

Cafeye oturduktan sonra epeyce konuştuk. Güzel bir arkadaşlığı ve sohbeti vardı. Hiç sıkılmadım. Konuşurken bir anda öne doğru eğilerek, ciddi bir ifade ile:

– Senin amacın ne? (diye soruverdi)

– (Şaşırdım) Nasıl yani? Ne gibi bir amacım olabilir ki? Anlayamadım

– Benimle niye buluştun?

– Davet ettin geldim. Özel bir amacım yok. Arkadaşça sohbet ediyoruz sadece. Hepsi bu.

Bu tuhaf sorusunun nedenini ancak birkaç hafta sonra anlayabildim. Her ofise gelişinde “Yusuf seni çok beğenmiş, dilinden düşürmüyor” diyen Hakan, aynısını da ona yapıyormuş. Yusuf’la her görüşmesinde “Sevgi hep seni soruyor. Seninle çok ilgileniyor bu kadın” diyormuş. Vay alçal köfte vayyy…

Hakan, çaktırmadan ofisteki arkadaşlarımdan benim nasıl bir insan olduğumu, bir ilişkimde nasıl tutum sergilediğimi soruşturmuş. Daldan dala gezmeyi sevmediğim içinde “bu kadın Yusuf için biçilmiş kaftan” diye düşünmüş ve aramızı yapmaya karar vermiş.

Ben Yusuf’u eşcinsel zannederek yakın davrandığımda, Yusuf’da “bu kadın benden ne istiyor” diye içten içe şaşırıyormuş. Tevekkeli değil “kendimi sana affettirmek için kahve yapayım mı?” diye sorduğumda yüzüme öyle şaşkın şaşkın bakmıştı.

İlk buluşmamızda saatlerce sohbet etmiş ve vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştık. Ayrıldıktan sonra eve varıp varmadığımı sormak için hemen mesaj yazmıştı. Böylece mesajlaşmaya ve uzun telefon konuşmalarımıza başladık.

Hediye paketinden çıkan sürprizlerle dolu bir sevgilim oldu.

2 hafta sonra kaldırımdan 1 metre yukarıda yürüyor, etrafa salak salak sırıtarak bakıyorduk. Zil zurna âşıktık. 4 yıldır da bu aşkımızdan hiçbir şey eksilmedi. Aksine daha da güçlendirerek, sağlamlaştırdık.

Birlikteliğimiz içerisinde çok fazla ortak yönümüz olduğunu, çok iyi anlaştığımızı, dünyaya aynı açıdan baktığımızı keşfettik. Artık tüm beklentilerimi, hatta daha fazlasını karşılayan bir ‘SEVGİ’lim’ vardı; gün içinde defalarca arayan, sevgi sözcüklerini dilinden hiç düşürmeyen, özel günleri unutmayan, elimi hiç bırakmayan, ilgili, sadık, güvenli bir ‘hayat arkadaşı’.

Hala tavlada dişime göre bir rakip olamadı ama birlikte seyahatlere çıkıyor, tarihi yerleri – müzeleri geziyor, bol bol fotoğraf çekiyor, tiyatro veya sinemaya gidiyoruz. Uzun uzun sohbet ediyor, birlikte yemek yapıyor ve çok gülüyoruz.

Elbette arada, nadiren de olsa kavga ediyoruz. Bunlar her ilişkinin doğasında olan süreçler. Tuzu biberi misali.

Önemi olan fırtınaları nasıl aştığımız değil mi?

HIV mi? Hiç gündemimizde bile değil…

Sevgi Yılmaz

Şişedeki Sır

Anlatayım;

Neden “keşke bir HIV pozitif olsa da onunla birlikte bir yaşamı sürdürsem” noktasına geliyorum bazen? Sırf aynı şeyi yaşıyoruz diye birini sevmek zorunda olmak veya sevilmek. Oysa ne kadar rahat, söylemekte zorlandığım bir sırrımın olmaması. Fakat hiç adil değil.

Ve yine zorlandım, terledim. Saklamanın yükü daha ağır biliyor musunuz. Kaçmak,saklanmak, samimiyetsiz durmak terk edilmekten daha ağır.

“Ne yaptığın işe, ne oturduğun yere, hiçbir şeye, hiçbir şeye inanmıyorum” dedi. Kaçamak cevaplar veriyordum. Haklıydı. Belki de yüzümdeki tedirginlikten, söylemek istediğim bir şeylerin olduğunu okuyordu. Ağzımdaki baklayı çıkardım nihayetinde ve bu durumun beraberliğimizde bir sorun teşkil etmeyeceğini söylemişti. Boşuna mı korkuyordum red edilmekten. Bu sefer de sorun yoktu ve terk edilmemiştim. Tekrar görüştük, yemek yedik, sık sık telefonlaştık, ben aradım, o aradı fakat benim yüzümde ne okuduysa aynı şeyi ben okuyordum onun yüzünde… Anlamıştım ve bir daha hiç görüşmedik. Sessiz sedasız çıkmıştı hayatımdan. Ya da çıkarılmıştım.

Tesadüfen bir kere daha karşılaştığımızda “beni HIV pozitif olduğum için terk ettin biliyorum” cümlesini hiç çekinmeden söyleyebildim. Yüzü kızarmıştı, utanmıştı ve haklı olduğumu biliyordu. Kendimle ilgili bir bilgiyi paylaşacak kadar samimi ve cesurdum ve aynı samimiyet ve cesareti karşıdan göremediğim için ben onu çoktan terk etmiştim ve onun HIV negatif olmasının hiç önemi yoktu.

“Peki, benim derdim neydi” sorusunun cevabı şudur dostum,

Belki de bir daha görmeyeceğim, sosyal bir hayatı dahi paylaşmayacağım birinde bir sırrım vardı, o sırrı şişeye koyup denize atmıştım ve kim bilir hangi kumsalda, kimler o şişedeki sırrı öğrenecekti. Paylaşmazsam samimiyetsiz ve vicdanen rahatsız olacaktım. Paylaşsam…?

Önyargı hala çok güçlü….

İnanç Özgür

Seve Seve Pozitif Yaşamak

Hikâyemiz 1 Aralık 2008 etkinlikleriyle başlıyor. Ben Yusuf, Sevgi Yılmaz’ın erkek arkadaşıyım. Size nasıl tanıştığımızı ve hikayemizin nasıl başladığını anlatmak istiyorum.

Bir arkadaşım sayesinde tanıdığım Pozitif Yaşam Derneği’nin Dünya AIDS günü etkinliklerinde gönüllü oldum ve O’nu tanıdım.

Oturup konuşabildiğimizi, birbirimiz için hayatı kolaylaştırabildiğimizi, bir aradayken çok keyifli vakit geçirdiğimizi ve bunlar gibi hayata dair, ilişkiye dair birçok güzelliği birbirimizde keşfedip aşkın basamaklarında hızlı hızlı ilerlemeye başladık.

O, HIV’le yaşayan ve yaşam hikâyesini bütün insanlığa anlatarak bilinçlenmelerini ve HIV’le yaşayanların sosyal ortamda toplumun algıladığı gibi aslında hiçbir tehlike arz etmediklerini ete kemiğe büründürerek, kendini örnek göstererek yapıyor.

Onun ve bu camiada çalışan hak savunucularının yaptıkları aslında; HIV’in sosyal ortamda bulaştırıcılığının olmadığını anlatmak. Benim de bu yazıda yapmaya çalıştığım onlara küçük bir destek ve HIV negatif bir insan olarak özel yaşamda da gerekli önlemler alındığında bir negatif ile bir pozitifin birlikteliklerinde her iki tarafında sağlıklarını tehdit edecek, sevmek ve sevilmek duygusunu engelleyecek bir sorun olmadığını örneklemek.

Ben HIV negatif birisiyim ve sağlık sektöründe çalışıyorum…

Yusuf – Sevgi Yılmaz’ın Erkek Arkadaşı

Pozitif Aşk

Uzun zamandır yazamıyorum biliyorum…

Belki nerede bu kız ne oldu diyeceksiniz? Aslında her şey yolunda. Sadece biraz yoğunum ve çok çalışıyorum.

Bu sitede sevgili yazarlarımızın HIV/AIDS ve aşk konusunda yazılar yazdığını görüyorum. Birçok insanın “Birisi HIV ile enfekte olduktan sonra her şey biter” dediğini duyar gibiyim. Ama bitmiyor işte.

İspat mı?

Buyurun bir gazetede çıkan haberim….

HIV Sorun mu? Yoksa Detay mı?

Merhaba dostum,

Geçen yazımda sizlerle tanıştık. Gerçi ben sizi, sizin beni tanıdığınız kadar tanımıyorum.

Hiç tanımadığım sizlerle hiç tanımadığınız biri olarak sohbet etmek hem çok kolay hem de paylaştıkça rahatlatan bir şey. Bu paylaşım bana çok iyi geliyor da sen okuyunca neler hissediyorsun merak ediyorum. Aslında sizlerle sohbet etmek için buradayım, sadece anlatmak değil sizlerden de birkaç cümle duymak istiyorum. Benim ve tabii ki bizim dileğimiz daha çok kişi HIV/AIDS ve tabii bizler hakkında bilgi sahibi olsun, konuşsun, konuşsun, konuşsun, duysun, dinlesin ve artık bu konu da normalleşsin. Yani artık yabancı olmasın sizlere. Aslında biliyor musun, bir HIV pozitifin hayatı hiçbirinizden farklı değil aslında, sadece yabancı. O kadar.

Ayakkabı; ilk giydiğim zamanlar kadar sıkmıyor, vurmuyor ayağımı. Alışıyor insan.

Önemli olan; tıbben ve ruhen sağlıklı bir yaşam sürmemdi ve her şey yolundaydı. Benim için artık hiçbir farkı yoktu pozitif olmamın ya da olmamamın. Çünkü çevreme baktığımda; insanlar kendi hayatlarıyla ilgili tabloyu tanımlarken benzer cümleler kuruyordu “yalnızım, mutsuzum…”

Farklı değilse bu durum, o halde benim derdim neydi?

Hayatta gerçekten mutlu olan kaç kişi var ki?

Bizi mutsuz eden şey, hayatımızdaki sorunlara yüklediğimiz anlamlar mı? Yoksa hep sorun mu ararız kendimize?

Ne dersiniz?

İnanç Özgür

Artık Tanışalım…

Dostum merhaba,

Hatırlar mısınız bundan kısa bir süre önce bu sitede yazmaya başladım. Size bir soru sormuştum. Ben sizinle tanışmak istiyorum, ya siz?

Birkaç haftadır yazdım hikayemi. Okudunuz beni, bazen hissettiniz, anladınız. Peki eğer şu anda hazırsanız başlayalım mı?

Ben İnanç ÖZGÜR. Ne yazık ki gerçek ismimi veremiyorum ve İnanç ÖZGÜR adıyla yaşayan biri varsa kendisinden özür diliyorum.

Bu adı neden seçtim?

Öncelikle birçoğumuzun yaşamak ve ölüm ile ilgili tanımın HIV/AIDS adına, “ÖLÜM” olarak aklımızda yer ettiği o geçersiz ezber ile tanımı aldım, sağlıksız bir yaşam süreceğimi de düşünerek. Aksi duruma inanmak elbette kolay olmadı. Bildikçe, öğrendikçe inandım aslında sizlerden farksız bir yaşam süreceğime ve tabii ki yine de zor olacaktı, bazen köşeye sıkışacaktım, zaman zaman kendimi yalnız hissetme ihtimalim yine de vardı. Ama sağlıksız olmak değil, güçsüz olmak değildi bu inanç. Ve her şeye rağmen, herkese rağmen derin bir nefes almak istedim herkes gibi ve bir “oh” çekmek istedim senin gibi. Yani kısaca kanatlarımı açıp uçmak istedim. Seninle beraber yaşarken, sen farkında olmasan bile ben sana dokunurken özgür olmak istedim. O yüzdendir İnanç ÖZGÜR oluşum.

11 yıl oldu pozitif bir tanıyla tanışalı. “Hala yaşıyorum” demek bana saçma geliyor aslında. Bilseydim; tedavimi aksatmaz, AIDS aşamasına gelmez, sağlık problemlerimden dolayı işimden istifa etmez, sevdiklerimi üzmez, yani yaşamayı ertelemezdim. Olsun. Sezen AKSU “Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir” der. Yani yaşamak ve tecrübe etmek. Tüm yaşananları kazanç ve güç anlamında kendi yaşamıma adapte ettiğimde görüyorum ki, “Kayıp” olarak tanımladığım o süreç aslında kazanımlarıyla beni biraz silkelemiş.

İzmirliyim, Mühendisim, ailem ve çok yakın dostlarım pozitif olduğumu biliyor. Mühendislik yapmıyorum ama emin ol harika bir iş yapıyorum.

“Ölü Ozanlar Derneği” filmini birçok kişinin izlediğini ve etkilendiğini görüyorum. Düşünceyi Özgür bırakan ve ezberleri değiştiren bir yaklaşımı karakterize eden İngilizce Öğretmeninin, öğrencilerine kitabın ilk sayfalarını yırttırması aklımda kalan en etkili sahnelerdendi. Tıpkı benim gibi ve HIV/AIDS konusunda olmasını dilediğim gibi. HIV/AIDS ile ilgili eski/yanlış bilgi ve yargılarımızı hep birlikte yırtıp atmayı teklif ediyorum.

Geçmişteki duygularımla değil bugün kendimi nasıl hissediyor ve yaşıyorum” a dair yazılarımla zaman zaman sizlerle birlikte olacağım. Çünkü “BUGÜN” gerçek anlamda çok DEĞERLİ..

İnanç ÖZGÜR