HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for Kasım, 2011

HIV VE AIDS HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR…

POZİTİF BAK!

HIV VE AIDS HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR.

“Erken Tanı Hayat Kurtarır! Korku Değil, Bilmek Seni Yaşatır!”

1 Aralık 2011 ve HIV 30 yaşında!

HIV (Human Immunodeficiency Virus -İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü) bundan tam otuz yıl önce, ilk kez 1 Aralık 1981 yılında tanımlandı. Adından da anlaşılabileceği gibi, insan bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tedavi alınmadığı durumda etkisiz hale gelmesine neden olan bu virüs ile bağışıklık sistemi etkilenen vücut, normalde kolaylıkla direnç gösterebileceği hastalık etmenlerine açık ve savunmasız hale geliyor. İlk tanımlandığı günden itibaren üzerinde çalışılan ve mücadele edilen bu virüsle ilgili, tanımlanmasından 7 yıl sonra düzenlenen uluslar arası bir kongrede, 1 Aralık tarihi “korunmayı ve farkındalığı” arttırmak amacıyla “Dünya AIDS Günü” ilan edildi. “Kırmızı Kurdele”, “AIDS’i biliyorum, AIDS’e karşı korunuyorum ve AIDS’ten ölenlere saygı duyuyorum” anlamı ile HIV/AIDS’in simgesi oldu.

Türkiye’de ise ilk HIV vakası 1985 yılında açıklandı. Ne yazık ki o dönemde HIV’i baskılayan tedavilerin olmaması, bilgisizlik, ön yargılar, ihlaller, tecrit ve yalnızlık, bu ilk tanının yaşamını son derece olumsuz etkiledi.

Ancak aradan geçen yıllar içerisinde HIV/AIDS Dünya Sağlık Örgütü tarafından ölümcül hastalıklar listesinden çıkartılarak kronik hastalıklar listesine alındı. 1996’dan bu yana mevcut gelişmiş ilaç seçenekleriyle kontrol altında tutulabilir hale geldi. Bilim çevreleri, HIV pozitiflerin tedavilerine erişebildikleri ve devam ettikleri sürece işlerine, okullarına, yaşamlarına devam edebileceğini, gerekli önlemlerle bebek sahibi olabileceklerini kanıtladı.

Bilgi ve bilinç HIV’den korunmanın anahtarıdır…

“AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome) HIV tarafından oluşturulan, Türkçe’de “Edinilmiş Bağışık Yetmezlik Sendromu” olarak adlandırılan bir hastalıklar bütünüdür. AIDS; HIV adlı virüsün insan vücuduna girmesinden sonra tedavi olanaklarından yararlanılmadığı durumda ortaya çıkan hastalıklar bütününü tanımlar.

Ne yazık ki, HIV’in insan hayatı üzerindeki bu otuz yıllık yolculuğunda en çok öne çıkan ve önyargılar yaratan kavram AIDS olmuştur. Bilgi ve bilgilendirme eksikliği, çeşitli toplumsal normların baskıcılığı ve farkındalık yoksunluğu nedeniyle HIV/AIDS tanısı almış kişiler uzun yıllar toplum, kimi zaman devlet ve hatta medya tarafından ayrımcılığa maruz kalmışlardır.

İlk tanının konduğu günden bugüne kadar, otuz yıl boyunca, HIV/AIDS bilimsel gelişmelerle kontrol altına alınabilir noktaya gelirken, yaratılan önyargı ve korkularla mücadele etmek çok daha zor ilerlemiştir.

Ama artık günümüzde artan bilinç ve HIV/AIDS konusunda çalışan kişi ve kurumların çabalarıyla gerçeklere daha sağlıklı ulaşabiliyoruz. Örneğin; ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından

12 Mayıs 2011 günü açıklanan sonuçlarında, HIV pozitif bir kişinin etkili bir antiretroviral (HIV’i baskılayan) tedavi rejimine bağlı kalması durumunda, HIV pozitif olmayan eşlerine HIV bulaştırma riskinin %96 oranında azaltılabileceğini göstermiştir.

HIV’den korkma, bilgisizlikten kork!

Bugün dünyada tahmini olarak 33,3 milyon kişi HIV ile yaşıyor ve bunların %48’i kadın. Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) ve UNAIDS (BirleşmişmMilletler HIV/AIDS Ortak Programı)’nın 28 Eylül 2010 tarihinde yayınladığı raporunda; 10 ülkeden toplanan verilere göre HIV pozitif kişilerin % 60’dan fazlası HIV statülerini bilmediği yer alıyor. Bunun sonucu olarak da birçok kişi çok geç bir aşamada tedaviye başlıyor.

Oysa; tedaviye erişimi olan HIV pozitifler sağlıklı ve kaliteli bir şekilde günlük yaşantılarına, eğitim görme ve çalışma hayatlarına devam edebilmekte, evlenebilmekte ve gerekli önlemlerle çocuk sahibi olabilmektedirler.

Dünya Sağlık Örgütü gerçek sayıları tahmin etmek için izleme – değerlendirme sistemlerinin güçlü olmadığı ülkelerde resmi rakamların 7, 10 ve 20 ile çarpılması gerektiğini ön görüyor. Buna göre Türkiye’de 50 bin kişiye yakın HIV ile yaşayan olduğu tahmin ediliyor.

Olumlu gelişmelerin yanı sıra Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölgede, yeni vaka sayılarında ciddi oranda artış olduğu gözlenmekte ve bu ülkemize de yansımaktadır. Olumsuz tutum içinde olan ülkelerde HIV ve AIDS; bilgisizlik, ayrımcılık ve damgalama nedeniyle hızla yayılmaya devam etmektedir.

T.C. Sağlık Bakanlığı Haziran 2011 resmi verilerine göre Türkiye’de 4.826 kayıtlı HIV vakası bulunmakta ve verilere göre her yıl ortalama % 143,16 artış olduğu gözlenmektedir. HIV pozitif kişiler arasında enfekte olmuş toplumun her kesiminden insanlar vardır.

Haziran 2011 tarihindeki verilere göre 2000 yılında Türkiye’de yeni vaka sayısı 158 iken, 2004’te 210, 2007’de 376, 2010 yılında ise yeni tanı sayısı 627 olmuştur!

Türkiye’de mevcut Sağlık Bakanlığı verileri değerlendirildiğinde, toplamda 1999 – 2010 yılları arasında HIV ile enfekte olan kadınların sayısı 271 kişiden 1.232 kişiye, erkeklerde ise 712 kişiden 2.945 kişiye çıkmıştır. 1999’dan, Haziran 2010 tarihine kadar HIV ile enfekte olan kadınların sayısı 4.54 kat artarken, erkeklerde 4.13 kat artış göstermiştir.

İlk HIV tanısı bundan tam otuz yıl önce 1 Aralık 1981 yılında kondu. Otuz yıldır dünya üzerinde ve kimi zaman bedenlerimizde onunla yaşıyoruz.

1 Aralık HIV’in hayatımıza girdiği gün. Bu nedenle biz HIV’in ortaya çıktığı günü önemsiyoruz.

İlk tanımlandığında panik, korku ve endişeye neden olan HIV; ahlaksızlık olarak tanımlanan HIV; ayrımcılığa, dışlanmaya maruz bırakan HIV; en önemlisi geçmişte öldüren HIV artık; farkındalık, mücadele, dayanışma, önyargı ve tabuların tartışılmasını ve pozitif bir yaşam kazandırdı insanlığa. Şimdi bize düşen görev HIV’den korkmak değil, erken tanı ve tedavi için test yaptırarak, korunmaktan sonraki ikinci önlemimizi almaktır. Unutmayalım ki, HIV diğer bulaşıcı hastalıklardan farklı ya da daha kötü değildir.

Bu yüzden 1 Aralık’ta HIV’le ilgili gerçekleri öğrenip, korunarak, düzenli test yaptırarak ama en önemlisi HIV ile yaşanabileceğini kabul ederek, HIV ile ve birlikte bir yaşama “merhaba” diyoruz!

Pozitif Yaşam Derneği

Reklamlar

Bir Duyuru

Sevgili okuyucular,

Pozitif Yaşam Derneği olarak 1 yıla yakın bir süredir çok önemli proje yürütüyoruz: “Pozitif Günlük”

Türkiye’de alanında bir ilk ve tek olan Pozitif Günlük HIV ile yaşayan arkadaşlarımızın hayatlarını günlük olarak paylaştıkları bir sosyal medya platformu. 

HIV ve AIDS gibi önemli konunun, sosyal medyada var olmasını sağlayan Pozitif Günlük bugüne kadar on binlerce okuyucuya ulaştı. Alanında bir ilk olan Pozitif Günlük bugün Turkcell’in düzenlediği Blog Ödülleri yarışmasında Kişisel Bloglar kategorisinde yarışma hakkı kazanmış tek HIV/AIDS temalı blog olma özelliğini taşıyor. 

Sizden ricamız HIV pozitiflerin artık sosyal medyada da var olduğunu göstermek için bize destek vermeniz. 

www.blogodulleri.com adresinden bize vereceğiniz her oy bu konudaki duyarlılığımızı gösterecek. 

Konu ile ilgili olarak bize nasıl oy verebileceğinize dair bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz:

Pozitif Günlük’e nasıl Oy Verebilirim?

1. www.blogodulleri.com sayfasında bulunan kayıt kısmı doldurun. Çok basit bir form, üye olmak 2 dakikadan az sürüyor,

2. Ardından giriş kısmında e-posta adresiniz ve şifreniz ile giriş yapın,

3. Ardından kategoriler kısmı seçilerek buradan da kişisel bloglar linki tıklayın,

4. Ardından sağ üst köşede yer alan arama kısmında “Pozitif Günlük” arayarak bulun. Ardından aşağıda bulunan “Oy Ver” butonu ile sitemize oy verebilirsiniz.

HIV Hayatımda Neleri Değiştirdi?

Sevgili günlük,

Uzun zamandır buraya hiç yazı girmedim. Aslında çoğu zaman yazmak için ne zaman elimi uzatsam hayat bir düşman gibi hep engelledi. Neyse ki bu gece biraz kafamı toparladım ve yazmaya başladım…

Kısa bir süre önce kendime bir soru sordum: “HIV hayatımda neleri değiştirdi benim?”

Elime bir kağıt kalem aldım ve bir liste yapmaya başladım. Ancak sorun şu ki listeye yazacak bir şey bulamadım. Hayat aynen eskiden olduğu gibi devam ediyor…

Neyse 1 Aralık Dünya AIDS günü yaklaşıyor. Sabırsızlıkla bekliyorum…

Mert Sönmez

Hastane Ziyareti…

Geçenlerde Pozitif Yaşam Destek Merkezi’nin tanıtımı için klinik şeflerini ziyaret etmek için aradığımı ve X devlet hastanesinden zar zor randevu aldığımı yazmıştım. http://pozitifgunluk.com/2011/10/06/pozitif-yasam-destek-merkezini-tanitma-faaliyetleri/

X hastanesindeki doktor beyi aradığımda ziyaret için bir gün belirledik. O yaz sıcağında hem gittim… Hem de bittimmm…

Hastane İstanbul’un bir ucunda, ben bir ucunda…

Trafik desen dehşşeettt… Bir ara otobüs stop etti ve durdu. Sıcaaakk, kalabalııkkk… Pöööfffff…

Neyse 15 dakika gecikmeli hastaneye vardım. Bu seferde hastanenin içinde yürü Allah yürü… Polikliniğe gittim, “burası değil karşı bina dediler”. Sabır! Sükûnetle karşı binaya yürüdüm doktor beyin odasını sordum 8. kattaymış. Asansöre binebilmek mi? Hastalara öncelik tanımaktan ben hasta olacaktım neredeyse…

8. kata çıktım. Tık tık tıkkkkk, kapıyı çaldım,… ahhaaa kapı kilitli…

Telefon açtım “hocam kapının önündeyim, bekleyeyim mi?” diye. Doktor beyde ”ben 1. katta Mikrobiyolojideki odamdayım. Buraya buyurun, burada görüşelim” dedi… Hooopppp ben 1. kata indim.

O gün bir de topuklu giymişim. Tıkırrr tıkkıırrr yürüyorum. Güzel görüneceğim ya. Aman giy düz ayakkabılarını ayağına rahat et işte. Süsümden geri kalmayayım diye giydim gene 2 çiviyi…

Kavuşturana şükür, doktor beyi buldum. Serviste diğer HIV pozitifleri takip eden doktor arkadaşlarını da davet etmiş toplantıya. Ne hoş ve ne ince bir davranış değil mi? Derneği, merkezi, amaçlarımızı, faaliyetlerimizi …. her şeyi anlattım. Sorularını yanıtladım.

Sohbet esnasında benim de HIV pozitif olduğumu söylediğimde şaşırdı, “nereden bilelim sizin HIV pozitif olduğunuzu, nasıl ispatlarsınız” dedi. HIV ile yaşadığımı ispatlayacak tüm bilgilerimi döktüm. Millet saklamaya çalışır, ben ispatlamaya uğraşıyorum…

Doktor Bey; “siz gelmeden acaba nasıl biri gelecek diye çok merak ettim. Sizi tanıdık içimiz rahatladı. Bizde sizlere seve seve yardımcı oluruz” dedi. En kısa zamanda merkeze de ziyarete gelecek…

Bu arada broşürde ki telefon numaramızı arayarak adresimiz, hizmetlerimiz konusunda herhangi biri gibi sorular sormuş. Casusluk yapmış yani. Doktor 007! Bu da hoşuma gitti. Hastalarını yönlendireceği yer hakkında detaylı bilgi sahibi olmak istemesi bana göre çok doğal. Böyle işlerde güven çok önemli…

Çalışmalarımızı çok başarılı buldular. Artık bildikleri bir yüz görmek onların kafalarında ki tüm soru işaretlerini giderdi. İyi ve çok verimli bir tanışma toplantısı oldu…

Ziyaretim bitmişti ve artık dönme zamanı gelmişti. Hastaneden çıkış kapısı sırat köprüsü gibi upuuzzzzuuunnndu… Güvenliğe “en yakın otobüs durakları nerede?” diye sordum. Ana caddeye çıkıp köprüyü geçecekmişim. Az da aşağı doğru yürüdüm mü orada duraklar varmış. İyi güzel… koyuldum yola.

Köprüyü geçtim. Durağın oraya kestirme geçebilmem için bariyerlerden atlamam lazım. Altımda da etek var.  Otoban üstü birde, yasak. Çok daha aşağıya doğru yürümem gerekti. Oralarda birde yol yapımı vardı. Yollar mıcırlı. Etrafımdan dev iş makineleri – kepçeler geçiyor. Ben topuklu terliklerle tıkır tıkıırrr J Aayyyhh dışarıdan bir gözle baktım kendime de çok komik görünüyordum. İşçilerden olası bir laf atmaya karşın yüzümde çok ciddi ve sert bir ifade, mıcırlı bozuk yollarda kendimden emin adımlarla durağa yürüdüm…

En sonunda kazasız belasız otobüse bindim ve ofise geldim…

Sevgi Yılmaz

Davranış Değişikliği

Aradan çok zaman geçmedi ki fakültede beşinci sınıflara yönelik bir farkındalık yaratmak amacıyla oturum gerçekleştirdik. Çok güzel geri bildirimler aldık. Beni en etkileyen cümle: Ben tüm bunları mezun olmama bir ay kala mı öğrenecektim?” oldu.

Artık sevgili asistanlarım tedavilerimi yaparken tek eldiven taktıklarını görüyorum. Çok da takdir ediyorum. Kollarını da bantlamıyorlar…

Fakülte içerisinde dolaşırken artık daha çok kişi ile selamlaşıyorum. Hele oturumdan sonra, ışıl ışıl gözleri ile yanıma gelip hatırımı soranların sayısı daha da çoğaldı…

Yolu o tarafa düşen olursa, asılması için götürdüğüm  “Yanlış biliyoruz”bilgilendirme kampanyamızın posterlerini tüm fakültenin girişlerinde asılı olduğunu görebilir. Ben girip çıktıkça öğrencilerin durup, özellikle okuduklarını görüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor…

Daha çok kişiye ulaşmak, doğru bilgilendirip, bilinçlendirmek dileğiyle…

Sevgi Yılmaz

Son yazım

Sevgili Herkes;

Dilerim hepimiz hayat da yapmak istediği her şeyi yapabilecek zamanı ve  yaratabilecek enerjiyi bulur, bunu isteklerimizi gerçekleştirene kadar koruyabiliriz…

Hayatım başka bir yola girdiği onca seneler itibariyle… Kendimi daha bir kendimle sohbet ederken bulabiliyorum artık ve şimdilerde anlıyorum ”kendimle baş başa kalmayı özledim” cümlesinin gerçek anlamını… Kafamda binlerce soru var her geçen gün bir soru daha ekleniyordu, sonra öğrendikçe ve yaşadıkça ; Yeni bir soru ekleyebilecek alan oluşturmak için mi yoksa gerçekten kendime inandığım için mi bazı soruların cevaplarını buluyorum bunu hala bilmiyorum… Ama bana iyi geliyorsunuz bu bir gerçek…

Bir süredir pozitif günlükte sizlere sürecimle ilgili yazılar yazmaya çalıştım ama ne yazık ki hem iş hayatı hem de tiyatro çalışmalarımdan dolayı içinde bulunduğum yoğunluk daha fazla burada yazmama imkan sağlayamayacak. Bu son yazım olacak.  

Dinlediğim hatta anlık duyduğum,  her şarkı, her melodi  daha bir anlamlı geliyor ve nasıl oluyorsa benim şahsi geçmişimde bir yere tekabül ediyor… Bazen tebessümlü anılarıma gidiyorum bazen hıçkırıklarla ağladığım anları hatırlıyorum…  

Dün sabah ben işe gitmek için  servise koşarken; Ufaklığın biriside okuluna yetişmek için koşuyordu bir yandan da şarkısını mırıldanıyordu; Belli ki yeni ezber ediyordu… O ufaklıktan duyduğum melodi tüm gün dilimden düşmedi benimde  Neşeliiii ol kiii gençç kalasın, bu Dünya’dan da zevvvk alaaasınnn…

Dün gece uykumu yakalamaya çalışırken  ”Neşeli ol ki genç kalasın bu Dünya’dan da zevk alasın” diye mırıldanmaya başladım yine yeniden…Sonra ilk önlük giyişim geldi aklıma…Anacığıma ne çile çektirmiştim… ”Ben mavi önlük giymem” diye 🙂 Çünki senelerce siyah bir önlük hayal ettim, üstüne bembeyaz bir yaka… Oyun oynarken okula giden abiler, ablalar görürdüm; siyah önlüklerine, bembeyaz yakalarına hayran olurdum, her seferinde de koşarak anneme gider; ”Anne ben ne zaman giyeceğim” derdim, hep ”Büyüyünce giyeceksin ablalar, abiler kadar olunca giyeceksin” derdi bıkmadan usanmadan… Binlerce kez sormuşumdur çünkü  Velhasıl o gün geldi ve ben büyüdüm… Ama verilen söz tutulmadı:)  Hayalini kurduğum o siyah önlük yerine, mavi bir kumaştan, garip bir modelde, iğrenç cepleri olan  bir önlük satın aldı annem bütün ağlamalarıma rağmen… Ülkemizin beni hayal kırıklığına uğrattığı ilk durumdu bu; Siyah önlük yerine mavi önlük uygulaması… Şimdilerde ise cıvıl cıvıl veletlerin siyahlar içinde olmasını görmek hoşuma gitmeyecekti belki, ama benim hayallerim  yıkılmıştı o zamanlarda…  

Şimdi bunu neden anlattım şunun için; Hiv+ olmam bana unuttuğum eski anılarımı tekrar yaşamak gibi bir yetenek kazandırdı sanırım… Şimdi böyle anlattımya sizlere gözlerim kapalıydı o an, inanın o anları yaşadım yani şimdiki ben çocukluğumu izledim muazzam keyifliydi rüya değildi inanın… Tam tarif edemiyorum iyi bir anlatımım olamadı hele yazıda çok kötüyümdür ama inanın keyif veren bir duyguydu… Sonrasında şunu düşündüm hiv+ olmasaydım bunu yaşayabilir yada düşünebilir miydim, yada o ufaklığın mırıldandığı şarkının ne olduğunu; Aramızda ortak olarak hızla geçen 2 saniyede algılayabilir miydim… Kendimi mi kandırıyorum bilmiyorum ama hiv+ olmak farklı bakmayı, farklı düşünmeyi, farklı hayal etmeyi sağlıyor olabilir mi dedim kendi kendime… Ve fark ettiğim bir şey var hiv+ olmak kendine dönüp geçmişteki seni düşünmeni sağlıyor… Burada en önemli şey neyi düşünüp ne düşünmemek konusunda beynini yönlendirmek… Şuna inanıyorum insan oğlunun müdahale ederek değiştirebileceği tek zaman dilimi yaşadığı ”an”… Ne geçmişe nede geleceğe müdahale edebiliyor… ”olmasaydı”, ”yapmasaydım”,”söylemeseydim” ve daha bir sürü benzer di’li geçmiş zamanlı olumsuzluk eylemleri sıralayabiliriz…Ama olmuş ve bitmiş….  O nedenle yaşadığı ”an” ı  yani müdahale şansı olan tek zaman dilimini akıllı, tutumlu,planlı şekilde değerlendirmeyi başarabilmeyi öğrenmek lazım ve bunu öğrenirken bence Hiv+ olanlar biraz daha diğerlerinden şanslı diye düşünüyorum… Kendinize iyi bakın…

Kıvanç Er