HIV Pozitif Hayatın Günlüğü

Archive for the ‘Deniz Türk’ Category

HIV Pozitif Olmak…

Pozitif Günlük’ün birincilik haberini alır almaz HIV pozitif olduğumu bilen ve desteklerini esirgemeyen 3-5 arkadaşıma dün yayımlanan yazının linkini gönderdim. Başarı insanı gururlandırıyor vesselam. Belki çorbada tuzum çok yok ama yinede emek emek kazanılmış ve ilgi görmüş bir blog yarışmasında birinci olmanın hazzını iliklerime kadar yaşadım. Sevgi’ye de dediğim üzere değil yüzler – binler, bir iki kişinin bile  yüreğine su serpebildiysek, bir iki Deniz’i  ilk tanı aldığı günlerdeki o ölüm hissinden uzaklaştırabildiysek ve bir iki Ekrem’i sırf pozitif olduğu için en iyi arkadaşını yüz üstü bırakmasını engellediysek, işte ben buna en büyük başarı derim. Ben ve diğer yazarlar ve yazılarıyla ortak olmayan ama kötü dönemleri geçirmiş şimdi bilinçli ve mutlu sağlıklı olan tüm HIV pozitifler adına böyle bir yarışmada birinci olabilmek bana oscar ödüllerinde çok daha manalı geldi..

Uzun süre yazamadım. Gerek işlerimin  yoğunluğu gerek yurt dışı  ve yurt içi  seyahatlerim münasebetiyle sizlere biraz vefasızlık ettim. Bu durum için herkesten ayrı ayrı özür diliyorum ve affınıza sığınıyorum.

Yazmadığımdan bu yana hayatımda çoookk şeyler oldu. Bunları bilahare yazılarımda uzun uzun anlatacağım ama yinede özet geçmek isterim tabi. Hayatımın en güzel tatilini geçirdim. O kadar yurtdışı, ülke görmüş olmama rağmen meğer tatilin anlamı mekan değil birlikte tatil yaptığın kişilermiş. Etkisi facebook’lara, albümlere arkadaş sohbetlerine kadar konu olan bir tatildi. Yaz aşklarım, hüzünlerim, kahkahalarımla dolu dolu bir yaz geçirdim ve 2012 yazını sabırsızlıkla bekliyorum. İlk ve tek askerlik arkadaşımla görüşmelerimiz devam ediyor. Telefonda bile hala esprisini yapıyoruz. Bildiğiniz üzere askerlikten muaf olabilmek için 4 gün GATA’da yatmıştım. HIV pozitif başka bir arkadaş ile 4 günde hayatlarımızı, çocukluğumuzu konuştuk odada. Birbirimizin her şeyini bildik gördük dinledik. Şimdi biri sorarsa bu kim diye askerlik arkadaşım diyorum 🙂 o da aynısını benim için diyor.

Geçen hafta rutin kontrollerim için hastaneye gittim ve 2 kişiyle tanıştım. Biri pozitif  diğeri de onu hastaneye gitmeye zorlayan kanka. İmrendim onlara. “Korkusuzca” birbirlerine destek oluyorlar.  Ben ve en iyi arkadaşından (Ekrem)  olumsuz tepki alan kişiler için böyle bir sahne ve durum çok içli ve çok gururlandırıcı.

Pozitif olan kişi (ilk defa hastaneye geliyor askerde öğrenmiş ve muaf olmuş) çok şaşkın kim ne dese inanacak bir durumda ve üzgün olduğu çok belli. Elimden geldiğince rahatlatmaya çalıştım. Başımdan geçenleri özet olarak anlattım “haline şükret. Ben çok daha kötüydüm” dedim. Ayrılırken sarılıp öpmesi, teşekkür etmesi ve yüzünün gülmesi bile bana yetti. En azından uykusuz, huzursuz geceleri bir nebze olsun azalacaktır.

Yaşayan bilir derler ya harbiden çok doğru bir şey. İşyerinde ya da herhangi bir yerde hastalıklardan konu açılınca herkes ahkam kesiyor. Hele bir gün “Aidsliler bile ölmüyor artık” demeleri beni derin derin düşündürdü. Sadece şey “AIDS o  hastalığın adı değil bir evresi” dedim. Bu bile insanları biraz düşünmeye zorladı ve kimse itiraz edemedi. Nerden biliyorsun deseler afallardım belki ama olsun yinede içimde kalsın istemedim.

Hayat herkese zor, sağlık sorunlarının hepsi kötü. Mesela şuan gribim (bu arada gribi de herkes gibi atlatıyorum. Bende HIV pozitif olduğum için daha ağır geçmiyor anlayacağınız). Bademciklerim şiş ve yatağımda yazıyorum bu satırları size. Yarın işe gitmek için elimden geleni yapacağım. Ondan kelli ben artık şu hastalık bu hastalık diye ayırmıyorum can her zaman candır her yerde her organımızda…

Sağlıklı ve mutlu seneler.

Deniz Türk

Reklamlar

HIV ve Askerlik

Askerlik şubesine gittim ve elimdeki kapalı zarfı açtırdım. Sonra enfeksiyon hastalıkları servisine gittim ve doktorla görüşmek için sıra aldım. Sırada beklerken herkesin elinde kağıtlar vardı ve kim bilir içlerinden kaç kişi benim gibi hiv pozitifti.

Doktor sırayla herkesi içeri alıyor ama içerden kimseyi çıkarmıyordu.

Giren kağıdını veriyor derdini anlatıyor sonra kan vermeye gitmek için odanın başka bir bölümünde toplanıyordu. En Son ben girdim ve “immün yetmezliği hastasıyım askerlikten muaf olmak için işlemlerimi yapmaya geldim” der demez bekleyenlerden birinin dikkatini çekiğini gördüm ve  bana göz ucuyla baktı sonra bende onların yanına geçtim.

Toplamda 7 kişi kan vermek için mikrobiyoloji servisine giderken belki de aralarında en efendi ve en bilinçli olan kan verme arkadaşlarımdan biri (hastalığımı zikredince dikkatini çeken) yürürken yavaşladı ve yanıma geldi…

“Merhaba” bile demeden “Hangi ilaçları alıyorsun?” dedi…

Ben de ilaç isimlerimi söyleyip söylememede 1–2 saniye tereddüt ettim ve konuşmak istediğini sohbeti de böyle açmaya çalıştığını düşünüp söyledim ilaç isimlerimi.

“Ben onlardan kullanmıyorum” dedi.

Kanlarımızı verdik parmaklarımızı bastık bekledik sıkıldık offladık puffladık ama elimize tutuşturdukları 3 gün sonra gelin sonucunuzu alın kağıdıyla çıktık hastaneden. Arkasına bakarak yürüyen hiv pozitif arkadaş Fuat “Ne tarafa gidiyorsun istersen bırakayım arabayla geldim” dedi.

Sağ olsun şirkete kadar bıraktı beni yolda muhabbet ettik hastaneye giderken haberleşmek ve beraber gitmek üzere telefonlarımızı aldık. Sonuçları da beraber almaya gittik ve tabi elisa testi yaptırıp pozitif çıkınca işlerin hemen bitmiyor.

Doğrulama testi için başka bir yere yönlendirildik ve orada da doğrulama testi için kan verdik. Sonucun 1 ay Sonra çıkacağını bu sürede beklememiz gerektiğini hatta ve hatta askerlik şubesinden aldığımız ilk sevk belgesinin süresi geçeceği için “Bizi şu numaradan arayın testinizin sonucu gelmişse size vereceğimiz belgeyle askerlik şubesine gidin sevkinizi yenileyin ve buraya gelin denildi” …

Günler, haftalar ve nihai sonuç… Artık 2. Kez tescilli olarak hiv pozitifim. Artık hastanede de oyalamazlar heyet günü verirler gideriz sonuçlarımızla alırız belgemizi kurtuluruz diye ümit ederken tüm sonuçları götürdüğümüz doktor “Sizin 3 ya da 4 gece burada yatmanız lazım” dedi.

Durum böyle olunca Fuat’ı da durumdan haberdar ettim önce askerlik şubelerimizi gidip yeni sevklerimizi aldık sonra hafta başı hastaneye yatmak üzere çantalarımızı alıp geldik. Tabi bilgisayarlar kitaplar cdler bilmem neler getirilmişti…

Fuat’la aynı odada kaldık. İkimizden başka kimse yoktu muhabbet ettik birbirimizi tanıdık o eşinden işinden hayatından çocukluğundan bahsetti bende aynı şekilde… Birbirimizi tanıdık 3 günde olsa askerlik yapmış gibi olduk ve askerlik arkadaşı olduk.

Her gün kantinden gazoz alıp denize karşı oturup saatlerce müzik dinleyip muhabbet ettik oraya tedavi için gelen askerlerle konuştuk muhabbet ettik.

Heyet günü geldi heyete girdik ismim okundu içeri girdim. Kimliğimi verdim ve askerlik yapmayacaksın dedi.

Sonra parmak basma manyağı olduğumuz o hastaneye son kez parmaklarımızı bastık ve odamıza gittik. Şimdi Sırada Askerlik Şubesine verilecek belgenin hastane tarafından hazırlanıp bize verilmesine eldi. Bir gece daha kaldık ve ertesi gün taburcu olduk ve ilgili belgeleri alıp 5 dakika içinde çantalarımızı toparlayıp  çıkıp gittik.

Aklımızda bir sürü soru işareti. Fuat’ta bende kurumsal yerlerde çalışıyoruz ve askerlik şubesinin bize vereceği belgede kesinlikle “hiv pozitif” yazmaması lazım… Belgelerimizi askerlik şubesine götürdük ve hastanede kapalı bir zarf içinde raporumuzu askerlik şubelerimizi yolladı.

1 ay sonra durum belgesi almaya gittim ve hakikaten korktuğum gibi olmadı. Sadece ” ASKERLİĞE EL VERİŞLİ DEĞİLDİR” ibaresi yazılı olan bir belgeyi aldım çalıştığım kuruma gittim ve insan kaynaklarına gönderdim. Kimsede bana ne hastalığın var burada açıkça yazmıyor demedi.

Sorarlarsa da hayali bir hastalık planlamıştım zaten doktorumla onu söyleyeceğim. Askerlik yapmaya engel ama çalışmaya engel olmayan bir hastalık.

İnşallah bu süreçten geçecek arkadaşlar bu yazılarım sayesinde idmanlı olurlar ve biran önce sorunsuz bir şekilde muafiyetliklerini alırlar.

Ben ve Askerlik Arkadaşım Fuat Sıramızı Savdık Şimdi arada bir görüşüp askerlik anılarımızı anlatıyoruz…

Deniz Türk

HIV ve Askerlik

Askerlik tüm erkeklerin hayatında çok önemli bir konudur.

Aslında çocukluktan beri askerliğimin nasıl olacağını merak ederdim.

Ve bir gün HIV durumumdan ötürü askere gidemeyeceğimi öğrendim. Önceleri çok sıkıntıydı bu hayatımda. İşyerim öğrenirse? Başka bir iş başvurusunda ortaya çıkarsa? Ya askeriye raporda ayan beyan HIV pozitif yazarsa? Tüm bu öngöremediğim sıkıntıları düşünürken askerlik tecilim dolmak üzereyken artık bir şeyler yapmak gerekirdi tabii.

İnşallah bu yazımı askere gitme aşamasında olup tanı alan ya da HIV ile yaşayan askerlikten muaf olacak arkadaşlar okur da benim yaşadıklarıma biraz daha idmanlı olurlar. Önce kalktım bağlı bulunduğum askerlik şubesine gittim ve hastaneye sevkimi istedim tabi bu istemekle olacak şey değil, önce saatlerinizi hatta günlerinizi bu uğurda vermeyi göze alın ve metanetli olun.

Nihayetinde askeri bir kurum olduğu için her şey prosedür her şey onların istediği gibi süregeliyor zaten siz kendinizi de yırtsanız süreci 1 dakika bile kısaltamıyorsunuz.

Temmuz sonunda tecilim biteceği için mart ayında müsait olduğum zaman bu işlemi yapayım aradan çıksın dedim. Askerlik şubesine hastaneye sevkim için başvurduğumda önce kütüğünüz nerdeyse oraya faks gönderiyorlar ve faksın gelmesini bekliyorsunuz 1-2 gün. Tavsiyem kütüğünüz neresi ise o askerlik şubesinin telefonunu alıp takip etmenizdir. Gelen faks cevabı “temmuz ayına kadar tecilli olduğu için hastaneye sevki uygun değildir”… yani teciliniz hangi ay bitiyorsa o ayın başından itibaren işlemlere başlamalısınız. Hani ben bu ay müsaittim hazır müsaitken de gidip halledeyim olmuyor. Temmuzu bekledim ve temmuzun başında tekrar gittim faks gönderildi ve cevap işlemlere başlayabileceğim yönündeydi. Tabi sevk alma işlemi süresinde her memur “neden sevk alıyorsun?” sorusunu soruyor kronik bir rahatsızlığım var diyorum. Göz ucuyla bakıyor “neymiş bakalım rahatsızlığın?” sanki yalan söylüyorum. İmmün yetmezliği hastasıyım diyorum.” Haaa o nedir?” diyor…

Ben de HIV Pozitifim diyorum.

Sonra 15 tane fotoğraf isteyip bir sürü evraklar hazırlayıp en sonunda da kapalı bir zarf içinde en geç 2 gün içinde askeri hastaneye başvuru yapılması şartıyla ve 1 ay sonrada tekrar askerlik şubesine hastanenin vereceği belgeyi ibraz etmek koşulu ile salıyorlar beni dışarı. Çünkü verdikleri sevk 1 ay geçerli. 1 ay içinde ben HIV pozitifim hastanede bunu onayladı işte belgesi demedikçe muaf olmayı unutun. Aksi halde asker kaçağı durumuna düşüyorsunuz ve işler sarpa sarıyor. O kapalı zarfı bir an önce ilgili askeri hastaneye götürmek gerekiyor. Ben işten 1–2 saat izin almıştım geri dönerim diye ama nerde.

1–2 günde bitse öp başına koy. Neyse ki askerlik şubesi işini hallettim sanıyordum. Sırada askeri hastane vardı hazır izin almışım bari bunu da halledeyim deyip attım kendimi askeri hastaneye…

Deniz Türk

İyileşiyorum!

Aylardır süren hastane ve doktor arayışlarım nihayete erdi. HIV durumumdan dolayı sorun çıkarmayan tam tersi yardımcı olmak adına destek veren bir doktor ve hastane buldum.

İstanbul’da olmamasına rağmen  telefonda tüm detayları konuştum ve tetkiklerimi yaptırıp geldim.

Gelirken de en büyük hayalimi gerçekleştirdim. Çocukluktan beri en büyük hayalim kokpitten iniş ve kalkış görmekti.

Adana’ya gelirken en iyi arkadaşımın çalıştığı havayolundan bilet aldım ve şans eseri uçuşa saatler kala arkadaşımın da o uçuşta yer alacağını öğrendik ve çok sevindik.

Sürprizler bununla bitmedi tabii. Uçağa bindiğimde kabin ekibinden birinin daha tanıdık olduğunu gördüm. Çocukluk arkadaşımın da o uçuşta olduğunu gördüm. Eee durum böyle olunca kokpite girmek kaçınılmaz oldu.

Sağ olsun kabin amiri kaptanlarla konuştu ve beni uçuşa 1–2 dakika kala kokpite çağırdılar.

Her şey muhteşemdi rüya gibiydi. Kalktıktan ve 10000 feete çıktıktan sonra kaptanlarla sohbet ettim ve sonra kokpitten çıkıp kabin ekibiyle sohbet ettim. Taa ki iniş için alçalıp tekrar kokpite çağrılana dek. İniş kalkıştan daha muhteşemdi. Uçaktan iner inmez hastaneye gittik.

Sağ olsun kuzenim beni aldı alandan. Hastanede doktorla görüştük. Doktor o kadar yardımcı oldu ki ameliyat gününe karar verdik ve beni gönderdi. Kanımı verdim, işitme testimi yinelediler ve sigortadan onayımı aldılar ve ben yarın 09.00’da ameliyata gireceğim…

Hepinizden bana şans dilemenizi istiyorum!

Yarınki ameliyattan sonra tıkaç takmadan havuza, duşa girebilecek olan Deniz…

Deniz Türk

İlk zorluk…

Çocukluktan gelen kulak problemim için doktora gitmiş ve hem burundan hem de kulaktan ameliyat olmam gerektiği söylenmişti. Bende ilerde daha fazla problem yaşamamak için özel bir hastane ile görüştüm ve bir süre antibiyotik ve damla kullanımından sonra ameliyat günü için doktorla görüşmeye gittiğimde HIV pozitif olduğumdan bahsettim.

Doktor bunun bir sorun olmayacağını söyledi. Ben de o doktor güvendim ve doktorun işitme testi için yönlendirdiği bir merkeze gittim. Doktor bana sigortanın geçerli olduğu hiç para vermeyeceğimi söyledi ve oraya gidince “benim adımı ver” dedi. Bende işitme testi için gittiğim hastanede bana sigortaya fatura ibrazı yapılarak paramı geri alabileceğim söylendi. Bunun doğru olmadığını sonradan öğrendim. Sigorta şirketi anlaşmasız kurum olsa bile parayı ödüyor ama sağlık bakanlığı onaylı kurumların ödemesini yapıyormuş.

Bu konuya çok fazla takılmak istemedim. 1–2 gün sonra doktor beni arayıp anestezi doktorunun bu ameliyata girmek istemediğini ve başka bir hastanede ameliyat olmam gerektiğini söyleyip telefonu kapattı.

Ancak ben yılmadım ve başka bir doktor buldum. Tüm samimiyetimle durumu anlattım ve sağ olsun doktor bana yardımcı oldu. Sigorta şirketim tüm masraflarımı karşıladığı halde, sanırım HIV pozitif olduğum için ne koparırsak kar gözüyle bakıp bana ekstra masraf çıkardılar.

Son gittiğim doktor da ameliyatı kabul etti ama 1000 TL fark istedi…

Bu çok acil bir ameliyat değil ancak bir kaza geçirmiş ve çok acil ameliyat olmak zorunda kalsam demek ki bu doktorlar ben can çekişirken benle pazarlık yapacaklar…

Son çare şehir dışında başka bir özel hastane buldum ve doktorlarla telefonda konuştum istedikleri tetkikleri yaptırdım ve cumartesi sabaha randevu aldım.

Her şey yolunda giderse Pazartesi günü ameliyat olabileceğim. İnşallah bu hastane ve bu doktor ticari olarak değil de mesleğinin gerektirdiği gibi yaklaşır bu duruma…

Kaldı ki bu görüştüğüm tüm doktorlara ameliyat öncesinde HIV testi yapıp yapmadıklarını sordum. Hepsi HIV testi yapmadıklarını belirtti. İstesem HIV durumumu gizleyebilirdim. Ancak ben ameliyat sırasında gerekli önlemlerin alınması ve vicdani rahatlık için samimi bir şekilde paylaştım bu durumu.

Ben böyle davranmakla mı hatalıyım yoksa doktorların işlerine ticari kaygıyı bu kadar yansıtmaları mı hatalı?

Deniz Türk

Kıvanç

Tanıyı aldığım gün cuma olduğundan o halde eve geldim ve tüm gece internette araştırma yaptım belki çaresi vardır. Çok pahalıda olsa dünyanın diğer ucunda bile olsa bir şekilde yaparım ederim ulaşırdım tedaviye. Gerekirse kapı kapı gezer dilenir dünyanın öbür ucuna gider çok riskli olsa bir ameliyat geçirir ve kurtulurum HIV Pozitif olmaktan kurtulurum diyordum. Tabi bunları o acıyla ve HIV hakkında bir şey bilmeden düşünüyordum ve internette de şuursuzca geziniyordum. Gözlerimi Kırpmadan tüm gece nerde HIV pozitif hasta var nerde AIDS ölen var ilaçlar nasıl Türkiye’de HIV Pozitif olmak nasıl gibi konuları araştırırken keşfettim Pozitif Yaşam Derneği’nin internet sitesini.

Sabaha kadar okudum yazılanları ve çölde su bulmuş gibi sevindim.

Elime aldım telefonu tam 2 gün boyunca. Pazartesi 10.00’a kadar sürekli denedim. Acıdan uyuyamadığım için elimde telefon sızıyordum bazen. Belki biri derneğe gelmiştir hafta sonu deyip belki biri açar deyip arıyordum sürekli. ilk açan kişiye de hıçkıra hıçkıra ağlardım muhtemelen.

Pazartesi tanıyı aldığım hastanenin klinik şefi olan zat-ı muhteremin odasında soluğu aldım ve ağzından kerpetenle laf aldım adamın resmen.bana ömür bile biçti!!! Kötü olan ruh halim iyice yerlerdeydi ve git öldür ulan kendimi dedim hayatımda ilk defa…

Kapıdan çıktım ve hafta sonu araya girdiğinden 2 gündür arayıp ulaşamadığım Pozitif Yaşam’ı aradım.(numara  2,5 yıl geçmiş olmasına rağmen hala ezberimdedir) Telefonu biri açtı ve ben direkt ağlayarak başladım anlatmaya. Pozitif olduğumu öğrendim dememle beraber hıçkırıklarım başladı ve telefondaki ses bana şunu dedi;

“Öncelikle şunu bilin: ÖLMEYECEKSİNİZ, TEDAVİSİ VAR”

“Nerdesiniz? Hemen buraya gelin yüz yüze konuşalım”

Ben soluğu Pozitif Yaşam Derneği’nde aldım ve kapıyı çaldım. Kapıyı bana gayet güler yüzlü biri açtı ve suratımdan anlamışçasına beni aldı oturttu sırtımı sıvazladı ne içmek istediğimi sordu dinlenmemi söyledi. Daha sonra ben başımdan geçenleri anlatmak istedim ve “istersen gel şu odada konuşalım” dedi.

Orada çalışıyor muydu yoksa gönüllü müydü yoksa benim gibi destek almak amaçlımı gelmişti bilmiyordum ama çokta önemli değildi. Odada belki 1 belki 1,5 saat kâh ağlayarak kâh gülerek anlattım her şeyi. Sonra bana HIV/AIDS hakkında bilgi verdi ve şuan için bilmem gerekenleri ve yapmak gerekenleri güzelce anlattı. Beni kesmemişti konuşmanın sonuna doğru ben, “iyi tamam da ben bunları nerden bileyim benim görmem lazım HIV ile yaşayan birini sağlıklı olduğunu görmem lazım ki inanayım” dedim.

O sırada karşımdaki güler yüzlü adam ayağa kalktı ve “merhaba ben kıvanç birkaç yıldır HIV ile yaşıyorum ve çok sağlıklıyım işte bunlarda kullandığım ilaçlar” deyip cebinden çıkardığı ilaç kutusunu bana gösterdi.

Ben orda bir kere daha şok olmuştum. Adam karşımda kanlı canlı kıpır kıpır duruyordu yolda görsem ihtimal vermezdim gayette sağlıklı görünüyordu ama yıllardır HIV ile yaşıyormuş. Yalan yok orada ilk kez içime serin bir su serpildi.

Deniz Türk

Sevdiceğime itiraf…

Öyle bir damga vurdun ki hayatıma izlerin hala bazen hatırlanınca gülümsetecek bir espri, dinlenince efkarlanacak şarkı bazen de kızgınlığım ve hayal kırıklığımı aklıma getirecek bir kalp acısı.

Sana itiraf etmek istediklerimi yıllarca rüyalarımda gördüm. Ben sana içimdeki yangını, beni eriyip bitiren o ulvi, tertemiz aşkı sana itiraf ediyordum. Sen de neden yıllarca gizledin ki bende sana karşı bunları hissediyorum diyordun.

1–2 saniyede olsa, rüyada olsa hayalimi rüyalarımda gerçekleştirmiş oluyordum. Aşk mı? Acı mı? Saplantı mı? Neydi bilmiyorum bunu ayırt etmek o kadar zor ki ama ben kendimi bırakıp senin için yaşamaya başlamıştım vakti zamanında.

Bunu da öyle 1–2 ay değil yıllarca yaptım. Aslında şimdi düşünüyorum da dışarıdan görünen muhteşem dostluğumuzu aslında ben tırnaklarımla emek emek yapmışım. Yani biz arkadaş dost olmamışız ben seninle arkadaş olabilmek için dost olabilmek için çırpınmışım ve senin kalbini bir dost olarak kazanmışım.

Görünürde dosttuk kardeştik belki ama sen benim için dostun arkadaşın hatta kardeşin yanında bambaşka bir şeydin. Nereye koyacağımı bile bilemedim yıllarca. Aradığında yüzüm gülerdi ismini okuyunca ekranda. Aramız bozuk olunca yemeden içmeden kesilecek kadar üzgün olurdum. Sırf daha çok vakit geçirelim diye senin sevdiğin şeyleri yapmaya çalışmak için tavla öğrenmişim. İtiraf edeyim; senin kopyayla yakalan benim ciğerimi yaktığı için başına bir şey gelirde bir daha göremem korkusuyla senden evvel fırladım gittim açıkladım yalvardım hocaya. Ortak bir içecek alıp içtiğimizde  bardağında dudağının değdiği yerden içmek isterdim yaptım da…

Senin çamaşırlarını makineye atarken koklayıp atardım sapık olduğum ya da hasta ruhlu olduğum için değil ter kokunun bile bana güzel geldiği için…

Beni tek görenlerin “Aaa ikizin nerde ayrısınız hayrola?” gibi esprilerine içten içe sevinirdim. Bu tür şeyler sana da yapılıyordu biliyorum. Amacımdan sapmıştım bir dönem.

İşte aşk böyle bir şeymiş amacından saptıran dünyada bir tek o varmış gibi yaşatan bir hissiyat.

Ailenin dayının, teyzenin, dedenin, halanın beni sevmesi her görüşlerinde senden farksız davranmaları aile gibi olmamız beni her zaman gururlandırdı. Annenin “Sen de benim bir evladımsın üç çocuğum var artık” demesi beni çok mutlu etse de içten içe sana kardeşten öte beslediğim şeyleri zihnime getirince utandım kendimden. Ben senin arkadaşlığını kardeşliğini daha çok sevdim kaybetmemek içinde yıllarca sana karşı olan hissiyatımı belli etmedim. Çünkü seni mecburmuşçasına seviyordum. Senin olduğun zamanlar yüzümde gönlümde gülerdi. Seni öylesi seviyordum ki, ona bir şey olsa ne yaparım diye düşünürdüm kendi kendime. Ölürdüm, hayattan kopardım… Kaza geçirip tekerlekli sandalyeye muhtaç olsa her gün gidip onu görürüm her istediği yere götürürüm diyordum kendi kendime, yatalak olsa altından bile alırım canla başla bakarım diyordum…

Seni kaybettiğimi düşündükçe de suratım kızarır ateş basardı ve gözlerim dolardı. O mezarı her gün ziyaret eder o toprağa yatardım diyordum… Ben bunları düşünüp ona gelecek bana gelsin ALLAHIM derdim. Sana bir şey olursa çekeceğim acıyı düşünürken bana bir şey oldu.

HIV ile enfekte olmuştum ve ölüm korkusunu yaşadım hastanede ölümü bekleyerek. Hastalığım ilerlemiş AIDS safhasına gelmiştim. Ölebilirdim.

Hastanede hep seni düşündüm bir gelse bir beni görse dedim, gelmedin…

Korktun, tırstın…

Kendine göre bahaneler buldun elini eteğini çektin, bir geçmiş olsun bile demedin demediğin gibide beni o şuursuz sözlerinle mahvettin.

Ben seni öylesi sevdim ki kendimi unuttum kendimi… Varsa yoksa sendin eskiden…

Can öyle bir tatlıymış ki ben hastanede kaldığım 3–5 günde bile gözüm kapıda bekledim. Açacağın bir telefon benim iyileşme sürecimi çok daha hızlandırırdı ama sen yapmadın. Gün oldu devran döndü işte…

Şimdi o günleri atlatalı 2,5 sene geçti ve seni sadece rüyalarımda görüyorum artık. Şarkı dinledikçe aklıma geliyorsun bazen, evinin yakınlarından geçtikçe hatırlıyorum gözüm ister istemez bakınıyor etrafa görür müyüm diye. Tek bir resmin bile yok bende artık. Sen yaptığın korkaklıkla resme bakıp özlenmeyi bile hak etmiyorsun nazarımda artık.

Şimdi emin ol senden bile çok daha sağlıklıyım. Senin için dondurduğum hayatıma kaldığım yerden devam ettim hatta en başından başladım. Okulum bitti, işimi buldum ve şuan sen evde o şirkete bu şirkete CV gönderken ben ikinci terfimi almaya hazırlanıyorum. Bunların hepsini ortak arkadaşlarımızdan öğrenmişsin zaten. Haberleri bana geliyor. Başarılarımla gurur duyuyormuşsun, ben senin en iyi arkadaşınmışım vakti zamanında, hayatında benle yaşadığın samimiyeti kimseyle yaşamamışsın, çalışkanmışım başarıma şaşırmamışsın. Sağlığımın yerinde olmasına da çok sevinmişsin… Teşekkür ederim.

Ben senle utanç duyuyorum ama. Şuan yolda seni görsem merhaba desen konuşmak istesen birine benzettiniz der geçer giderim, telefonum çalsa arayan sen olsan yanlış numara der kapatırım. Bunları seni özlemediğim için değil, hak etmediğin için yaparım. Yüreğim yangın yeri gibi şuan.

Dün yine rüyamdaydın.

Anneni çok özlüyorum çünkü bana hakkı çok geçti.

Sen, benim  dostluğumu, kardeşliğimi, aşkımı, hastalığımı, sırrımı bilmeyi hak etmeyecek kadar korkak ve tırsak bir insansın.

Benim hayatımda sağlığımda işimde gücümde her şeyimde yolunda çok şükür sen kendi derdine kendi kaybettiklerine yan!

*** Sevgili okuyucular, yurtdışında tatilde olduğumdan ve 1–2 hafta içinde  geçireceğim  ciddi bir tıbbı bir operasyon olduğundan uzun süre yazı yazamadım ve sanırım bu sıralar çok sık yazamayacağım. Affınıza Sığınıyorum.

Deniz Türk